Ana içeriğe geç

Şevval Sam: Beni anlamak istemeyene ne anlatsam boş

Televizyonda, sinemada, sahnede... Hem sesi hem de oyunculuğuyla iz bırakan bir isim: Şevval Sam... Bir yandan yeni dizi projesine hazırlanırken, diğer yandan 20 Temmuz’da Harbiye Açıkhava’da vereceği konserinin heyecanını yaşıyor. Bu vesileyle buluştuğumuz sanatçıyla keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Eleştirilere de övgülere de aynı mesafede durduğunu söyleyen Şevval Sam, gündemindeki projelerden aile yaşamına kadar birçok konuda samimi açıklamalar yaptı.

Şevval Sam: Beni anlamak istemeyene ne anlatsam boş
Hürriyet
16

20 Temmuz’da Harbiye Açıkhava’da sevenlerinizle buluşacaksınız. Dinleyicilerinizi nasıl bir gece bekliyor?

- Bu sene de yine Vigor Sanat organizasyonu ile Harbiye’de olacağız. Harbiye Açıkhava’da izleyiciyle bir araya gelmenin çok anlamlı olmasının haricinde farklı bir enerjisi de var. O büyülü atmosferde bir bütünleşme yaşıyoruz ve bunu şarkılar aracılığıyla yapıyor olmanın hazzı hiçbir şeye değişilmez. Bu nedenle her yıl Harbiye Açıkhava konserlerini dört gözle beklerim ve her defasında yeni bir şey deneyimlemek isterim.

Her yerde söylemediğim şarkıları söyleme fırsatını da bulurum. Dinleyicinin benden beklediği şarkılar oluyor ve onları her yerde söyleyemiyorum. O sebeple hüzünle eğlencenin bir arada olacağı bir repertuvar hazırlıyorum.

Bağlama üstadı Engin Arslan o gece bizimle olacak. Ayrıca izleyicilerden bir kişiyle düet yapmayı düşünüyorum; belki birinin benimle birlikte şarkı söyleme hayali vardır diye...

Büyük konserlere hazırlık süreciniz nasıl geçiyor? Rutinleriniz var mı?

- Bir rutin yapamayacak kadar yoğun bir tempodayım aslında. Böyle önemli konserleri aşırı düşünürsem, biraz fazla heyecanlanıyorum. Bu yüzden normalleştirmem gerekiyor.

Konser öncesi bir toteminiz var mıdır?

- Her konser öncesi yaptığım bir ritüel var tabii ama sahneye çıkarken kendime hep şunu hatırlatırım: “Oh çok şükür, yuvamdayım, ait olduğum yerdeyim.” Bu benim heyecanımı yatıştırır.

YENİ KARAKTERİM ENTRİKA KONUSUNDA ENDER’LE YARIŞACAK

Yeni bir dizi projesine de hazırlanıyorsunuz. Sizi nasıl bir rolde izleyeceğiz bu sefer?

- Her defasında yeni ve farklı bir hayat hikâyesi deneyimlemek beni çok heyecanlandırıyor. “Yasak Elma”da oynadığım Ender karakteri kendi içimde çok enteresan keşifler yapmama vesile oldu ama Ender’i tükettiğimi düşünüyorum artık, ziyadesiyle... O nedenle bu yeni karakter için çok heyecanlanıyorum ve buna dair çok düşünüyorum. Tabii ne kadar düşünürsem düşüneyim, oynayarak keşfedeceğim birçok şey olacak bu karakterle ilgili.

Ekonomik olarak yüksek ama eğitim olarak alt seviyede; Ender’le taban tabana zıt bir görseli, tarzı ve tavrı olan ancak entrika konusunda yine Ender’le yarışacak, bir yandan da sevimli ve komik bir kadın giriyor hayatıma bu yeni projeyle birlikte. Çok heyecan verici.

Zengin, asil bir kadını da, sokaktaki renkli, kıpır kıpır bir karakteri de canlandırabiliyorsunuz. Ruhunuz hangisine daha yakın?

- İnsan karmaşık bir varlık; belki de her karakter vardır içimizde. Ben yaşam enerjisi yüksek biriyim. Bir tarafım sanki tek bir hayat bana yetmeyecekmiş gibi hissettiriyor. Bu yüzden oyunculuk benim için çok kıymetli bir yer teşkil ediyor ruhumda; çünkü çok farklı hayatları tek bir yaşamda ve güvenli bir alanda deneyimleyebiliyorum. Yani en kötü şeyi yaşasam dizide, en kötü şeyi yapsam birine mesela, hiç kimseye bir şey olmaması çok ilginç ve çok eğlenceli.

BENİ ANLAMAK İSTEMEYENE NE ANLATSAM BOŞ

Müzik dünyasında son dönemde rap çok ilgi görüyor. Siz dinler misiniz veya ters köşe bir düet fikrine nasıl bakarsınız?

- Ben artık her konuda “iyi” ve “kötü” diye bir ayrım yapmaya başladım. Nasıl insanları diline, dinine, cinsiyetine, sınıfsal konumuna göre ayırmıyorsam, müziği de tarzına göre ayırmıyorum. İyi müzik, kötü müzik var artık benim için; iyi insan ve kötü insan gibi. Her tarzın iyi örneklerini tüketmeyi seviyorum. Bunun içine rap de giriyor.

Düet de şahane olur, yeni bir deneyim ve oyun alanı...

Verdiğiniz röportajlarda eleştiriler, yanlış anlaşılmalar, önyargılar gibi konularda sitemlerinizi dile getiriyorsunuz. Bu zamana kadar en çok hangi konuda yanlış anlaşıldığınızı düşünüyorsunuz?

- Geçmişte kendimi ifade etmekle ilgili güçlükler yaşıyordum. Olgunlaşmayı, büyümeyi, hatta yaşlanmayı bu yüzden çok seviyorum. Öte yandan kendi içimde bir pusulam var artık ve daha önce de söylediğim gibi ne eleştiri benim belimi büküyor ne de iltifat başımı döndürüyor. Eskiden daha çok anlaşılmaya çalışırdım; artık bunu da yapmıyorum. Zaten beni anlamak istemeyene ne anlatsam boş. Bunu gördüm, bunu anladım bu zamana kadar.

KAVGA YA DA POLEMİK TARZIM DEĞİL

Bunun gibi sıkıntıların altından kalkmayı nasıl başardınız?

- Kayıtsız kalarak. Dediğim gibi eleştiriyle belim bükülmedi, iltifatla da başım dönmedi. Niyetimden emin olduğum için bana sıkıntı verecek olayları yok saydım, duymadım, düşünmedim, etkilenmedim.

Ama kurmam gereken bir cümle olduğunda bunu da es geçmedim. Biriyle kavgaya veya polemiğe girmek benim zaten tarzım değil. O noktada da işte, arkamı dönüp gitme gücünü gösterebiliyorum.

Aile hayatınızı konuşalım biraz da. Anneniz Leman Sam gibi bir anne misiniz sizce?

- Mutlaka benzerliklerimiz vardır, çünkü insan annesinden ne görürse onu yapıyor. Biz oturup hayata
dair saatlerce sohbet edebilen bir
anne-kızdık; aynısını şimdi ben
anne-oğul olarak Taro’yla yaşıyorum. Bu müthiş bir zenginlik.

Anneniz ve oğlunuzun, sizi siz yapan özelliklerinize etkileri neler?

- İkisi de çok güçlü karakterler ve çok ilham vericiler. Aynı zamanda herkes birbirinin varlığına son derece saygılı ve kimse kimseyi domine etmeye çalışmıyor.

Annem bazı kilit noktalarda hiç aklıma gelmeyecek bir cümle kurup bir aydınlanma yaşatabiliyor. Aynı şeyi oğlum da yapıyor; üzerine bir de ilham verici bir biçimde beni güncelliyor. Taro’nun benim üzerimde, bu dünyayla kurduğum ilişkide çok güçlü bir etkisi var.

KARAVAN SEYAHATİNDE YANIMA ALACAĞIM 3 ŞEY...

◊ Doğaya ve hayvanlara olan sevginizi biliyoruz. Her şeyi bırakıp bir karavanla uzun süreliğine yola çıkacak olsanız, yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu?

- Hayatta kalma rehberi, kayıt cihazı (tabii ki telefon) ve resim malzemeleri. Kedilerimi de alırdım ama onlar çok bağımsız varlıklar, kaybederim diye korkarım. Strese gerek yok.

PROJELER ANAHTAR TESLİM

◊ “İçimde ukde kaldı, bir gün mutlaka yapmak istiyorum” dediğiniz bir proje var mı?
- İçimde ukde kalan bir şey yok, çünkü yapmak isteyip de yapamadığım bir şey olmadı şu ana kadar. Önce aklıma bir şey gelir, ona kayıtsız kalamam ve hayal kurmaya başlarım. Sonra o hayal yavaş yavaş belirginleşir, en sonunda da o hayale ulaşırım. Odaklandığım anda tüm evren bunun için çalışmaya başlamış gibi olur. Fiyongunu atana kadar da çalışmayı bırakmam. Projeler anahtar teslim diyebiliriz. (Gülüyor)

BENİM TEK BİR YAŞIM YOK

Mesleki başarınız kadar güzelliğiniz, fiziğiniz de övgü dolu yorumlar alıyor. Hem bunun sırrını merak ediyorum hem de şunu sormak istiyorum; yaşınızın size verdiği en büyük süper güç ne?

- Yaşam enerjisi ve her şeye rağmen gülebilmek. En dramatik durumda bile gülebilecek bir şeyler bulabilmenin yolu mizah. Sağlığımı önemsiyorum ve bana verilmiş bu bedene iyi bakmak gibi bir yükümlülüğüm var. Yaş meselesi de konu başlıklarımdan biri değil, çünkü tek bir yaşım yok. 53 yıldır bu dünyadayım ama mesela hayal kurma yaşım 5, sahne neşem ve enerjim 25, merakım 16, üretim yaşım 30 falan...

Estetiğe bakış ikiye bölünmüş durumda. Siz hangi taraftasınız?

- Her yaşımın en iyi hâlini yaşamak ve görmek istiyorum. Küçük manipülasyonlarla insanın var olan hâlini muhafaza edebiliyor olması bence şahane bir şey.

Eğer estetikle başka biri olmaya çalışan birileri varsa, bir psikolog daha fonksiyonel olabilir. Teknolojiye güveniyorum, var olan hâlimi olabildiğince muhafaza edebileceğim yeni buluşları bekliyorum.

Kaynağa Git

İlgili Haberler