Mahkemenin mutlak butlan kararıyla yeniden CHP Genel Başkanlığı görevine dönen Kılıçdaroğlu, basın toplantısında konuştu. Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'ne dair açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu, "Türkiye, NATO'nun güçlü bir müttefikidir, bu konuda bir sorunumuz yok. Türkiye bu masaya kimseden onay almak için değil, kendi tarihinden, coğrafyasından, millet aklından ve cumhuriyetin bağımsızlık anlayışından aldığı güçle oturmaktadır. CHP olarak bizim bakışımız açıktır. Türkiye, NATO üyesidir ancak NATO'nun ileri karakolu değildir. Türkiye, Avrupa güvenliğinin bir parçasıdır fakat Avrupa'nın çevresinde bekletilecek bir ülke değildir. Türkiye Rusya ve Çin ile de konuşur fakat hiçbir gücün yörüngesine giremez." diye konuştu.
Son olarak 20 Haziran'da katıldığı bir canlı yayında iç politikaya dair konuşan Kılıçdaroğlu, basın toplantısında bu konuda açıklama yapmadı. Konuşmasını tamamlayan Kılıçdaroğlu, basın mensuplarından soru almadan kürsüden ayrıldı.
Kılıçdaroğlu'nun açıklamalarından satır başları şöyle:
"2 Temmuz ile Başbağlar katliamı unutmamamız gereken iki acıdır.
7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da gerçekleşecek olan NATO Zirvesi'yle ilgili görüşlerimi paylaşmak istiyorum. Dünya değişiyor, güç merkezleri, uluslararası dengeler değişiyor, teknoloji, enerji, ticaret ve güvenlik anlayışı yeniden şekilleniyor. Türkiye bu yeni dünya düzeninin neresinde olacaktır? CHP'nin yanıtı çok açıktır. Türkiye, hiçbir küresel rekabetin edilgen unsuru olmayacaktır. hiçbir gücün ileri karakolu olmayacaktır. Hiçbir ülkenin stratejik taşeronu olmayacaktır. Türkiye kendi tarihinden, devlet geleneğinden ve millet iradesinden aldığı güçle kendi yolunu çizecektir. Bizim dış politika anlayışımızın merkezinde ideolojiler değil ulusal çıkarlar vardır, hamasi söylemler değil devlet aklı vardır. Günübirlik hesaplar değil cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını inşa edecek stratejik vizyon vardır. Bugün dünya artık tek kutuplu değildir. Atlantik dünyası yeniden yapılanırken Asya küresel ekonominin ağırlık merkezi haline gelmiştir.
Türkiye'yi yalnızca bir bölgesel güç olarak değil, stratejik merkez ülke olarak görüyoruz. Türkiye'nin görevi cepheleşmenin parçası olmak değil, denge kurmak, güven üretmek ve bulunduğu coğrafyada istikrarın taşıyıcısı olmaktır. Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi'ni de işte bu anlayışla değerlendiriyoruz. Çünkü mesele yalnızca bir zirve meselesi değildir. Mesele Türkiye'nin yeni dünya düzeninde nasıl bir vizyon ortaya koyacağıdır.
Türkiye, NATO'nun güçlü bir müttefikidir, bu konuda bir sorunumuz yok. Türkiye bu masaya kimseden onay almak için değil, kendi tarihinden, coğrafyasından, millet aklından ve cumhuriyetin bağımsızlık anlayışından aldığı güçle oturmaktadır. CHP olarak bizim bakışımız açıktır. Türkiye, NATO üyesidir ancak NATO'nun ileri karakolu değildir. Türkiye, Avrupa güvenliğinin bir parçasıdır fakat Avrupa'nın çevresinde bekletilecek bir ülke değildir. Türkiye Rusya ve Çin ile de konuşur fakat hiçbir gücün yörüngesine giremez.
Bu bağlamda Türkiye'nin jeopolitik önemi büyüktür. Fakat bir ülkenin jeopolitik değeri sürekli başkalarına hatırlatılarak da büyümez. Türkiye kurumlarıyla, ekonomisiyle, hukukuyla, üretimiyle, diplomasiyle ve toplumsal bütünlüğüyle büyür ve saygınlık kazanır.
Hiç kimse unutmasın CHP bu devlet aklının kurucu taşıyıcısıdır.
Bu bağlamda Ankara zirvesine bakışımız iktidarın dar propaganda diliyle sınırlanamaz. Mesele bir iktidar başarısı ya da lider fotoğrafı değildir. Mesele Türkiye'nin gelecekteki strateji konumudur. Mesele Türkiye'nin büyük güç rekabetinde kendisine biçilen rolü mü kabul edeceği yoksa kendi bağımsız karar alanını mı güçlendireceği meselesidir.
Türkiye'nin görevi kendi çevresinde savaşların büyümesini önlemek, enerji ve tedarik hatlarını güvence altına almak, Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e, Kafkasya'dan Orta Doğu'ya kadar istikrar üretmektir. Bu tarafsızlık değildir, bunun adı cumhuriyetçi stratejik özerkliktir.
Ankara zirvesinde Türkiye'nin NATO'ya hatırlatması gereken temel gerçeklerden birisi şudur. Güvenlik bölünemez. NATO güvenliği yalnızca Baltıklar ve Doğu Avrupa'dan ibaret değildir. Türkiye açısından, Suriye, Irak, İran, Doğu Akdeniz, Kafkasya, terör örgütleri, göç, enerji hatları, gıda ve su güvenliği, devlet dışı silahlı aktörler de bu güvenlik mimarisinin parçasıdır. Bu toplantıda Türkiye bu başlıkları asla ve asla dar bir şikâyet diliyle dillendirmemelidir. Bize destek verin diyen edilgen bir üslup yerine NATO'nun stratejik bütünlüğünü hatırlatan kurucu bir dil kullanmak zorundadır.
Bir müttefikin yanlış bölge politikalarına destek vermek ittifak değildir, bunun adı stratejik bağımlılık olur.
Dış politika yalnız sınır ötesinde kurulmaz. İçerideki devlet kapasitesiyle kurulur. Ancak hukuk devleti zayıfsa, kurumlar aşınmışsa, ekonomi öngörülemezse, parlamento etkisizleşmişse, yargı bağımsızlığı tartışmalıysa, basın özgürlüğünün güvencesi yoksa Türkiye'nin dışarıdaki sözü zayıf kalır. Bu gerçekleri hatırlatmak sadece CHP'nin değil yurtseverin de temel görevidir.
Ankara zirvesinde verilmesi gereken son mesaj ise şu olmalıdır. Türkiye masadadır. Ama Türkiye masada kendisine yer açıldığı için değil, tarihsel aktör, stratejik ağırlığı ve cumhuriyetin bağımsızlık iradesiyle bu masadadır mesajını vermemiz gerekiyor."
Haber Kaynağı : 12punto