Ana içeriğe geç

Devrimci aydınların parlak kalemi

İlhan Selçuk 60’larda Cumhuriyet gazetesinde yazmaya başlar. Kemalizmin tam bağımsızlık, Aydınlanma, yurtseverlik, devletçilik, laiklik ilkeleriyle “demokratik” sosyalizm diye nitelediği eşit ve özgür bir ülke düşünü harmanlayan Selçuk, kendi anlatımıyla, yazarlık dünyasında bir “yıldız”, “ünlü bir yazar” olmayı değil, devrimci mücadelede bir “ışık” olmayı seçmiştir.

Devrimci aydınların parlak kalemi
Cumhuriyet
16

SERPİL ÇELENK

60’lı-70’li yıllar... Asya, Afrika ve Latin Amerika’da bağımsızlık savaşları gittikçe ivme kazanmakta. Neredeyse üçte birinde sosyalizmin yaşandığı dünyamızda, kapitalist emperyalizm Vietnam başta ağır yenilgiler yaşamakta... 27 Mayıs’ın güzel çocuğu 61 Anayasası’nın sağladığı ortam ise bu bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm rüzgârlarının ülkemizde esmesine zemin hazırlar. TİP TBMM’de -seçim sisteminin de etkisiyle- 15 milletvekiliyle temsil edilir. Kemalizmle Marksizmi birlikte değerlendirmeye çalışan diğer bir grup aydın ise Yön dergisiyle bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm mücadelesine katılırlar.

İkinci akımın temsilcilerinden olan İlhan Selçuk 60’larda Cumhuriyet gazetesinde yazmaya başlar. Kemalizmin tam bağımsızlık, Aydınlanma, yurtseverlik, devletçilik, laiklik ilkeleriyle “demokratik” sosyalizm diye nitelediği eşit ve özgür bir ülke düşünü harmanlayan Selçuk, kendi anlatımıyla, yazarlık dünyasında bir “yıldız”, “ünlü bir yazar” olmayı değil, devrimci mücadelede bir “ışık” olmayı seçmiştir. Ne var ki yetenek, isteği aşar. Güçlü ve kıvrak kalemi, onu bir dil cambazı, “kalem ustası” yapmıştır. Bu becerisiyle, sosyalizmin ilkeleri, sınıf, sınıf bilinci, hak hukuk arama, emperyalizm, işbirlikçilik, planlama, sömürü ve benzeri çetrefilli konuları okura, özellikle de genç kuşaklara kolaylıkla iletir. Özce, “Mayasında laiklik, temelinde 1923 Aydınlanma Devrimi yatan, adı Atatürk tarafından verilmiş bir gazete” yüzünü onun sayesinde sosyalizme dönmüştür. Bedel ağırdır.

ZİVERBEY’DE İŞKENCE

Tüm Türkiye sosyalist solu gibi, özlemini çektiği ve kendi yöntemiyle bir sosyalist düzen değişikliğini gerçekleştirerek varmak istediği “en güzel dünya” için mücadele etme “suçu” nedeniyle cezaevini, işkenceyi yaşar. 12 Mart’ı izleyen günlerde, 19 Ekim 1972’de kapatıldığı Ziverbey işkencehanesinde “Madanoğlu davası” sanığı olarak sorgulanır. İfadesine uyguladığı bir akrostiş sayesinde “işkence altındayım” sözcükleri, bir yazarlık hüneri olmanın ötesinde, dönemin işkencesinin belgelerindendir. “İnançları uğruna ölümü göze alan” Deniz’ler için bir çağrısı vardır Selçuk’un. “Çağdaş uygarlığa hasret Türkiye’nin devrimci gençlerinin en taze itici gücü olacakları bir düzen kurulmalıdır.” Bu düzende o günlerin “namussuzlar koalisyonu” olmayacaktır.

DEVRİMCİ TUTKU

Menderes’lerin, Demirel’lerin, Özal’ların karşıdevrimine verdiği mücadeleden hiç vazgeçmedi İlhan Selçuk. Aydınlanma, laiklik, sömürü, Atatürkçülük, devletçilik, sosyalizm konuları, köşesinden ve gazetenin yayınlarından eksik olmadı. Bu devrimci tutku ve ısrarın bedelini sadece cunta dönemlerinde değil, Ergenekon kumpası sırasında da ödedi. 21 Mart 2008’de gözaltına alınıp iki gün sonra bırakılan Selçuk 14 Ağustos 2009’da felç oldu ve 2010’da da yaşamını yitirdi.

İlhan Selçuk’la 1990’lı yıllarda Dikili’de bir festival sırasında tanıştım. Onu son görüşüm “vaktinden önce öttükleri için kahredilen gençlerin tarihsel zaman sürecindeki erken haklılıklarını savunan avukata” yani dostlukları yarım yüzyılı bulan Halit Çelenk’e TİHAK İnsan Hakları Ödülü’nü verdiği gündü.

‘HUKUKSUZ TÜRKİYE’

İnançları doğrultusunda verdikleri bağımsızlık-demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde sık sık aynı kulvarlarda yolları kesişen bu iki devrimcinin bir anısı, geçmişten bugüne bir sürekliliğe, bozuk düzenin, kapitalizmin kötülüklerinin neden olduğu bir sürekliliğe işaret etmesi açısından oldukça önemli göründü bana.

Halit Çelenk, ülkedeki hukuksuzlukları bir bir anlattığı bir kitabı hazırlar ve İstanbul’a İlhan Selçuk’un yanına gider. İlhan Bey, “Bu kitabın içeriği ‘Hukuksuz Türkiye’dir Halit Bey. Adını böyle koyun” der ama yazar bu ismi çok iddialı bulur. Çağdaş Yayınlar tarafından basılan eserin adı “Hukuksuz Demokrasi” olur. Ne var ki aradan geçen yıllar Selçuk’u haklı çıkarır. Çelenk 18.1.2001’de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Hukuk Devleti Aldatmacası” başlıklı yazısında, Aralık 2001’de İstanbul’da F tipi cezaevinde yatan ve “daha insanca yaşam koşulları için ölüm orucuna yatarak mücadele verenler”in hayata dönüş operasyonu adı altında devlet tarafından vahşice katledilmeleri karşısında duyduğu isyanı dile getirir.

Çelenk “Keşke kitabımın adını İlhan Selçuk’un önerdiği gibi ‘Hukuksuz Türkiye’ koysaymışım çünkü Türkiye ne bir hukuk devleti ne de bir yasa devletidir. Bu ülke bir polis devletidir. Kutsal devlet adına insanları katlediyorlar” diye yazar.

Görünen o ki bu iki dost hukukçu, hukuksuzluklar arttıkça bunların uzun vadede “ilke” halini o günlerde kavramış ve bizleri uyarmıştı. Mücadelelerine selam olsun.

Kaynağa Git

İlgili Haberler