Ana içeriğe geç

'Seçilmiş halkı' yaratma projesi... Yahudileri kim Siyonistleştirdi

Fazıl Duygun'un "Yahudileri Kim Siyonistleştirdi" kitabı, Napolyon'un Yahudi devleti çağrısından Herzl'in siyasi Siyonizmine, Hitler dönemi ve Filistin'in bölünmesine uzanan süreci inceliyor. Eser, Yahudilerin Filistin'e yerleştirilmesi plânının geçmişine ışık tutuyor.

'Seçilmiş halkı' yaratma projesi... Yahudileri kim Siyonistleştirdi
Odatv
16

İsrail, kurulduğu tarihten beri yaklaşık 80 senedir Orta Doğu'da taş üstünde taş bırakmadı. Tel Aviv'te başbakanlık koltuğuna oturanlar değişti ancak ülkenin nihai politikası hiç değişmedi.

Genişlemeci hedeflerine giden yolda katliam ve soykırım yapmaktan çekinmeyen İsrail, dozu o kadar artırdı ki son yıllarda Batı'da dahi eleştirilerin odağı oldu. Aynı Batı, yüzyıllar süren çalışmalar sonucu Yahudileri radikalleştirerek Orta Doğu'ya adeta bir çıban olarak yerleştirmişti.

Gazeteci Fazıl Duygun, "Yahudileri Kim Siyonistleştirdi" isimli kitabıyla konuya ışık tutuyor. Mayısta Kaynak Yayınları'ndan çıkan kitap "Siyonizm bir Yahudi icadı mıdır?", "Batı neden İsraillilerle göbekten birbirine bağlı?", "Yahudi düşmanları neden İsrail'in önünü açtı?" sorularına yanıt veriyor.

ANA AKTÖR YAHUDİLER DEĞİL HRİSTİYANLAR

Kitap, Siyonizmin kökenlerinin Yahudi geleneğinde değil, Hıristiyan Protestanlık hareketinden doğduğunu anlatarak başlıyor.

1300'lü yıllarda bazı Hıristiyanlar, İncil'in Latince olması, Eski Ahit'in gözardı edilmesi ve İncil okumanın izne tabi tutulması gibi uygulamalara karşı şikâyetlerini dillendirmeye başladı. İncil bütün Hıristiyanların anlayacağı şekilde ve onların dilinde okunmalı, yorumlanmalıydı.

'Seçilmiş halkı' yaratma projesi... Yahudileri kim Siyonistleştirdi - Resim : 1

REFORMCU HIRİSTİYANLARIN İBRANİCEYE İLGİSİ

Yeni yaklaşım İbraniceyi de büyük bir iştahla öğrenmeye ve Eski Ahit'i içselleştirmeye başlamıştı. Roma Katolik Kilisesi'ni "Protesto" etmekle başlayan hareket "Protestanlık" ismini aldı.

Avrupa'da sevilmeyen ve aşağı görülen Yahudilerin "vadedilmiş topraklara dönüşü" işte bu Protestanlık anlayışıyla kendine çıkış yolu buldu.

Protestanlığın yayılmasını isteyen bir kesim de Kuzey Avrupalı şehirli burjuvazilerdi. Bunlar, Kilise'yi kovmak ve zenginliğine el koyulmasının önüne geçme fırsatını yakalamaktan memnundu.

'YAHUDİLER BİRGÜN HIRISTİYAN OLACAK'

Katolikliğe karşı çıkan bütün Protestan hareketlerin ağırlıklı söylemi "Yahudilerin bir gün Hıristiyan olacağı" iddiasıydı. Bu hareket, Katoliklerin kökünü kazımaya çalıştığı İbranice dili ve dolayısıyla Yahudi kültürünün de yayılmasına vesile oldu.

Tablo böyle olsa da ne Protestanlar Yahudileri, ne de Yahudiler Protestanları muhatap aldı. Protestanların ilgisi, sadece dil ve kültüreydi. Buna rağmen, bu ilgi, kilise ritüelleri aracılığıyla yayıldı ve gündelik Batı kültürü içerisinde yer buldu.

Protestanlık hareketinin radikal bir alt kolu olarak nitelendirilen Püritenlikle birlikte ise Yahudiler, "seçilmiş halk" olarak tanımlanmaya başladı. Püritenler, Yahudilerin seçilmişliği üzerinden kendilerini Tanrı'nın seçilmiş kulu olarak gösteriyordu. Yazarın ifadesiyle bu, "Yahudilere yönelik, 'Siz, Tanrı'nın size verdiği seçilmişlik vasfı ve misyonunu başaramadınız, Tanrı o misyonu ve seçilmişliği artık bize verdi'" demekti.

'Seçilmiş halkı' yaratma projesi... Yahudileri kim Siyonistleştirdi - Resim : 2

Bu seçilmişlik iddiası, "seçilmemiş" diğer insanlara karşı kolonyalizm, soykırım ve emperyalizmin temelini atıyordu.

Nitekim, Püritenlerin bir kısmı Amerika'ya göçtü. 1630'dan 1900'lerin başına kadar 50 milyondan fazla yerli Amerikalının Püritenler tarafından soykırıma uğratıldığı biliniyor. Püritenlik, aynı şekilde, Avustralya kıtasında da yerli Aborjinleri büyük bir soykırıma uğrattı.

YAHUDİLER İNGİLTERE'DE GÜÇLENİYOR

İngiltere'de Yahudiler kâfir sayıldıkları için mahkemelerde tanıklık yapamıyorlardı, Yahudi propagandası yapanların Londra'dan kovulduğu dahi görüldü. Ancak Püritenlerin çabaları sonucu Yahudilerin yaşam tarzı ve kültürü birçok cemaat tarafından uygulamaya koyuldu.

17. yüzyılın ortalarında Püritenlerin İngiltere'de iktidarı ele geçirmesiyle Yahudilerin vadedilmiş topraklarda iskânı fikri İngiltere'de yaygın desteğe kavuştu. Bu dönemde Londra'da sinagoglar yükselmeye başladı. Aynı dönemde, Yahudilerin yaklaşık 400 yıldır var olan İngiltere'de yaşama yasağı kaldırıldı.

İNGİLTERE'NİN GÖZÜNÜ HOLLANDA AÇTI

İngiltere'nin gözünü açan unsurlardan biri de Hollanda örneği oldu. Yahudiler, 16. yüzyılda Katolik İspanya ile Portekiz'den sürüldükten sonra Protestan Hollanda'ya göç etti. Katoliklerin aksine Protestanlar, faizin yasak olmadığını savunduğu için Sefarad Yahudilerinin de katkısıyla Hollanda'da dünyanın ilk borsası kuruldu. Böylece Yahudiler, Hollanda'da ekonomik becerileri ve küresel bağlantıları sayesinde kapitalizmin ilk yapıtaşlarında rol almış oldu. Bu, Yahudilerin bazı alanlarda stratejik aktör hâline getirilmelerinin tipik bir örneğidir.

'Seçilmiş halkı' yaratma projesi... Yahudileri kim Siyonistleştirdi - Resim : 3

İngiliz Kral'ın yasağı kaldırmasının ardından Hollanda'daki bazı Yahudiler İngiltere'ye göçtü ve ülkede kapitalizmin sistemleşmesini sağladı. Gelişmeler arasında; kurumsal bankacılığın yerleşmesi, tahvil ihracı, faizli borç sistemleri, hükümet kredilendirmesi ve erken sigorta sistemleri vardı.

Bunun sonucu; Londra finans merkezi hâline geldi ve Rothschild gibi Yahudi bankerler yükselişe geçti.

ROTSCHILD AİLESİ VE ULUSÖTESİ BANKACILIK AĞI

Yazar, burada "Prensin, Kralın veya Sarayın Yahudilerini" hatırlatıyor. Bazı Yahudiler, malî alandaki bilgileri sebebiyle bazen üst mertebedeki kişilerle beraber çalışmaya hak kazanırdı. Örneğin, Rothschild hanedanlığının kurucusu Mayer Amschel Rothschild (1744-1812), Alman Hessen-Kassel Prensi'yle çalıştı. Buna rağmen, Yahudilerin çoğu "gettolarda" yaşıyordu.

Rothschild ailesi, bankacılık faaliyetlerine 18. yüzyılın sonlarında Frankfurt'ta başladı ama 19. yüzyıla gelindiğinde beş merkez üzerinde örgütlenmişti: Londra, Paris, Frankfurt, Viyana, Napoli. Her kardeş farklı bir merkezdeydi ama iletişimde kalarak çalışıyorlardı.

Aile, özellikle Napolyon Savaşları sırasında ve sonrasında Avrupa'daki birçok devlete (İngiltere, Prusya, Avusturya ve Fransa) borç verdi. Bu finansmanlar, tahvil (bond) piyasalarının gelişmesini sağladı. Tahvil, uluslararası sermayenin standart aracı hâline geldi.

İngiltere hükümetiyle ilişkiler çok güçlüydü. Örneğin Osmanlı'ya verilen borçlar, çoğu zaman İngiltere-Rothschild hattından geçti. İngiltere, Rothschildleri resmî olmayan bir "finansal kol" gibi kullandı. Hükümetin ulaşamadığı yerlere, Rothschild ağı ulaşabiliyordu.

Aile, zamanla bazı politik haklar kazandı. Örneğin, 1822'de Avusturya İmparatoru, Rothschildlere asil ünvanı verdi. 1858'de Lionel Rothschild, Britanya'da Parlamento'ya giren ilk Yahudi oldu.

VE GÖZLER FİLİSTİN'E ÇEVRİLİR

1760-1800 dönemine gelindiğinde Filistin'in artık pratik ilgi alanına girdiği görülüyor. Püriten teolojisi İngiltere'de artık devlet vizyonuna dönüşmeye başlar. Buna rağmen, Yahudilerin çoğunluğu gündelik hayatlarına devam eder. Dünya'nın dört bir köşesine dağılmış Yahudilerde henüz bir millet ya da ulus bağı yoktu.

İngiliz Püritenleri, ulusal kimliği teolojik bir misyonla bütünleştirdi. Yahudilerin Filistin'e dönüşü, Tanrı'nın tarih planının bir unsuru olarak görülür ama Yahudiler buna uzak dururlar. 1789'daki Fransız İhtilâli'yle yayılan milliyetçilik ise Yahudilerin birleştirilmesi için kullanılacaktı.

YAHUDİ DEVLETİ ÖNEREN İLK DEVLET ADAMI

Napolyon Bonaparte, Filistin'de bir Yahudi devleti kurulmasını öneren ilk devlet adamı olarak sahneye girdi. Mısır, Libya ve Kudüs'ü işgal edip ele geçirmek isteyen Napolyon, 19. yüzyılın başlarında Yahudilere çağrıda bulunur.

Çağrıyı yaparken 1799 yılında Napolyon, Orta Doğu'da ciddî bir askeri sıkışmışlık yaşıyordu.

Çağrısına, "Fransız Cumhuriyeti'nin Afrika ve Asya'daki ordularının Başkomutanı Bonaparte'den Filistin'in Haklı Varislerine…" ifadeleriyle başlayan Napolyon, şu ifadelere yer verdi:

İsrailoğulları, binlerce yıldır fetih hırsı ve tiranlık tarafından yalnızca atalarından kalma topraklarından mahrum bırakılan, ancak isimlerinden ve ulusal varlıklarından mahrum bırakılamayan eşsiz bir millet!
...
Ey sürgünler, sevinçle kalkın! Tarihin kayıtlarında benzeri görülmemiş bir savaş, düşmanları tarafından keyfi ve kendi çıkarlarına göre, kabinelerin bir kalem darbesiyle bölüşülecek yağma olarak görülen atalarından kalma toprakları olan bir ulus tarafından öz savunma amacıyla yürütülüyor; kendi utancının ve kölelik boyunduruğu altında uzun zamandır unutulmuş en uzak ulusların utancının ve size neredeyse iki bin yıldır yapılan rezilliğin intikamını alıyor; ve zaman ve koşullar, hak iddialarınızın yeniden ifade edilmesine veya hatta dile getirilmesine en az elverişli görünürken, hatta bunların tamamen terk edilmesini zorunlu kılarken, o [Fransa] size tam da bu zamanda ve tüm beklentilerin aksine, İsrail'in mirasını sunuyor!
'Seçilmiş halkı' yaratma projesi... Yahudileri kim Siyonistleştirdi - Resim : 5

İNGİLİZLER HAREKETE GEÇİYOR: 'OSMANLIYI TEŞVİK ET'

19. yüzyıla gelindiğinde ise Fransız emperyalizminden tedirginlik duyan İngiltere, Osmanlı-Akdeniz politikasına ağırlık verir. Hindistan, Uzak Doğu ve Afrika'daki kolonilerini korumak için buna mecburdur.

İngiltere Dışişleri Bakanı Palmerston, İstanbul'daki büyükelçisine Sultan'ı ikna etme talimatını verir. Palmerston'a göre Yahudilerin Filistin'e yerleşmesi, hem Osmanlı'yı zenginleştirecek hem de payitahta meydan okuyan Mısır Valisi Mehmed Ali'yi dizginleyecekti.

Yahudilerin Filistin'e yerleşmesi fikrini Palmerston’ın aklına sokan Lord Shaftesbury'nin de çabalarıyla 1838'te Kudüs'te bir İngiliz konsolosluğu açıldı. Başkonsolos yardımcılığına Shaftesbury'nin arkadaşı William Young getirildi. Young'ın görevi, Yahudileri korumak ve onlar hakkında hazırladığı raporları Dışişleri Bakanlığına yollamaktı. Bu raporlara göre Filistin'de 9 bin 690 Yahudi vardı ve durumları içler acısıydı.

Yahudileri siyonistleştirmeye çalışan Hıristiyanlar, Osmanlı ile İslam'ı geri kalmış buluyordu. Yahudiler, onlar için Osmanlı'da Avrupalıları temsil ediyordu. Buna rağmen 19. yüzyılın ortalarında bile İngiltere'deki çoğu Yahudi, Filistin'e gitme plânına destek vermedi.

SİYONİZM KURULUR

Avrupa'nın Yahudi nefreti o kadar şiddetliydi ki Siyonizmin fikren kuruluşu, bu nefretten doğdu. Yahudi gazeteci Theodor Herzl (1860–1904), seküler ve Avrupa kültürüne tamamen uyum sağlamış bir Yahudiydi. Ancak Paris’te muhabirlik yaparken Dreyfus Davası'na (1894) tanıklık etti. Fransız ordusundaki Yahudi bir yüzbaşı olan Alfred Dreyfus, haksız yere casuslukla suçlanmış ve Paris sokaklarında binlerce kişi "Yahudilere ölüm!" diye bağırmıştı.

Herzl, özgürlüğün ve aydınlanmanın merkezi sayılan Fransa'da bile bu nefretin yaşanabildiğini görünce şu sonuca vardı: Yahudiler Avrupa’da asla güvende olamayacak.

Bu şokun ardından Herzl, çözüm yollarını aradığı "Der Judenstaat" (Yahudi Devleti) adlı kitabını 1896'da yayımladı. Kitapta özetle şu fikri savundu: "Yahudi sorunu ne dini ne de sosyal bir sorundur; bu ulusal bir sorundur. Çözüm, Yahudilerin kendilerine ait, egemen bir toprağa (tercihen tarihi yurtları olan Filistin'e) taşınmasıdır."

Bu kitap, o güne kadar dağınık ve teorik olan Yahudi milliyetçiliğini, ayakları yere basan siyasi bir programa dönüştürdü.

Herzl sadece yazmakla kalmadı, eyleme geçti. 1897'de İsviçre'nin Basel kentinde I. Dünya Siyonist Kongresi'ni topladı ve Dünya Siyonist Teşkilatı'nı kurdu. Bu kongreyle siyonizm resmi, küresel ve diplomatik bir hareket kimliği kazandı.

'FİLİSTİN'İ NEDEN YAHUDİLERE VERMİYORUZ'

İngilizlerin Palmerston ve Shaftesbury ile başlattığı "Yahudileri Filistin'e yerleştirme" plânının ABD'deki en etkili savunucularından biri olan William Eugene Blackstone, "Filistin'i neden Yahudilere vermiyoruz" fikrini hararetle savunur.

Blackstone, 1878 Berlin Anlaşması ile birer Türk eyaleti olan Bulgaristan ve Sırbistan'ın Bulgarlara ve Sırplara verildiğini hatırlatıyor ve söyle devam ediyordu:

"Bulgaristan Bulgarlar'a, Sırbistan da Sırplara ait olduğu kadar, Filistin de Yahudilere ait değil mi? Yahudi devleti, aynı Bulgaristan ve Sırbistan gibi, Türk Hükümeti'nden anlaşma sonucu alınacak Filistin toprakları üzerine kurulabilir."

YAHUDİLERE ÇALIŞAN ABD YAHUDİLERİ İSTEMİYOR

Blackstone ve benzerleri, Avrupa'da eziyet gören Yahudilerin geniş topraklara sahip ABD ve Kanada'da değil Filistin'de yaşamasını istiyordu. ABD, Rus hükümetinin politikaları sonucu Yahudilerin ülkeye gelmesinden şikâyet ediyor ve Rusya'yı uyarıyordu. ABD hükümeti, Yahudilerin ülkeye gelmesine karşı isteksizdi.

Hristiyan misyoner rahipler ise "Filistin boş ve geri bırakılmış bir toprak parçası" propagandasını yayarak Yahudileri, "vadedilmiş topraklara" sahip çıkmaya teşvik etmeye çalışıyordu. Ancak Osmanlı kayıtlarına göre, 1878'de Filistin topraklarında, toplam 462 bin 465 kişi ikâmet ediyordu. Ayrıca Filistinliler, yılda 30 bin ton buğday ihraç ediyordu.

YAHUDİLER NEDEN FİLİSTİN'E GİTMEDİ

Bu karalama ters tepti. Yahudilerin, "gelişmemiş ve ıssız" bir yer olan Filistin'e gitmenin mantıklı olmadığını düşünmesine yol açtı.

Ayrıca, Ortodoks Yahudi cemaatler, "Kudüs'e gitmek ve orada toplanmak için, Yahudi Mesihinin gelişini bekliyorlardı". Bu teşvikler, onların inancına tersti. Batı Avrupa'daki Batılılaşmış Yahudilerse, işlerini, mevkilerini, modern ve rahat hayatlarını bırakıp gitmek istemiyorlardı.

II. ABDULHAMİD'E GİDEN TEKLİF

1877-78 Osmanlı-Rus savaşında Osmanlı'nın güçsüzlüğü ortaya çıkınca, İngiltere Başbakanı Disraeli, Yahudilerin Filistin'e yerleştirilmesi projesini II. Abdulhamid'e sundu. Sultan, bu teklifi reddetti.

1917'ye gelindiğinde bu proje, hâlâ İngilizlerin gündemindeydi. Bu yolda "kendi kaderini tayin" ilkesini öne sürerek Yahudileri yerleştirmek için Filistin'e girmeyi tercih ettiler.

İngilizlerin Filistin'i Yahudileştirme taahhüdü olan Balfour Deklarasyonu, 1920'de San Remo'daki Müttefik Güçler Yüksek Konseyi tarafından emanet edilen Filistin için İngiliz Mandası'na dahil edildi. Milletler Cemiyeti tarafından 1922'de "Filistin'de Yahudi Halkının Ulusal Yurdu'nun kurulması" özel amacıyla verildi.

ALMANLARIN YAHUDİLERE HEDİYESİ

Yahudileri soykırıma tabi tutan Almanlar, aynı zamanda Yahudiler için 1871'de Filistin'de ilk toprak satın alan millet olarak tarihe geçtiler.

ORTAK DİL ÇALIŞMASI

Yahudiler, farklı coğrafyalara dağıldığı için dilleri de birbirinden farklılık gösteriyordu. Filistin'de toplanması hedeflenen Yahudilerin birbirlerini anlayabilmeleri için bir ortak dil projesi başlatıldı. Bu yolda en büyük isim olarak 1858 Belarus doğumlu Eliezer Ben-Yehuda öne çıktı.

Ben-Yehuda, unutulmuş İbranice dilini yeniden gün yüzüne çıkarmak ve Yahudilerin ortak dili hâline getirmek için 22 ciltlik bir İbranice sözlük ve gramer kitabı yazdı. Bu dil, 1922 yılında Filistin'i işgâl eden İngilizler tarafından İngilizce ve Arapçanın ardından üçüncü resmî dil olarak kabul edildi.

YAHUDİLERİ NAZİLERDEN KORUMAYAN YAHUDİLER

Nazilerin Almanya'da iktidara geçmesi ve Yahudilere zulmetmeye başlatması, onları diğer ülkelere götürme fikrini doğurdu. Ancak bazı Yahudi ve Hristiyan siyonistler buna karşı çıktı. Bunun sebebi, Yahudilerin Almanya'da zulme uğraması, çoğunun ölmesi ve geri kalanının da, ölüm korkusuyla Filistin'e göç etmesi, Siyonist İsrail'in kurulması için temel şarttı.

1938'de Dominik Cumhuriyeti Nazilerden kaçmak isteyen 100 bin Yahudiye kapısını açtı. Buna rağmen, İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar yalnızca 700-800 Yahudi ülkeye yerleştirildi. Bunun arkasında yine siyonistler vardı. Plânı, Yahudilerin Filistin'e gitmesini engelleyen bir unsur olarak gördüler ve direndiler.

NAZİLERİN YAHUDİLERLE İŞ BİRLİĞİ

1944'te Alman birlikleri, Doğu cephesinde Ruslara karşı çözülmeye başlayınca Naziler, ülkedeki Yahudiler üzerinden İngiltere ve Fransa'yla anlaşmaya çalıştı. Yazar, bu noktada Roger Garaudy'nin "Amerikan Efsanesi-ABD'nin Dünyayı Yönetme Felsefesi" kitabından alıntı yapıyor.

O alıntıya göre, o dönem Almanya'daki Yahudilerin yalnızca yüzde beşi siyonistti. Hitler, diğer Yahudileri öldürmek için bu yüzde beş ile anlaşmaya vardı. Yukarıda da belirtildiği gibi, siyonistler Yahudilerin eziyet görmesini, dolayısıyla yüzlerini Filistin'e çevirmelerini istiyordu.

Böylece Batı, aynı zamanda Filistin'de İsrail'in kurulmasını kolaylaştırmak için gereken vicdani desteği arkasına alıyordu.

'Seçilmiş halkı' yaratma projesi... Yahudileri kim Siyonistleştirdi - Resim : 10

FORD, COCA-COLA, IBM...

Siyonistler Nazilerle iş birliği yaparken ABD merkezli şirketler de Nazi Almanyası'na para akıtıyordu. Hitler'in "Kavgam"da övgüyle bahsettiği Ford, ülkede 1940 yılına kadar üretim yaptı. Coca-Cola da ülkede iş yaparak Nazilere dolaylı katkı sağlayan şirketler arasındaydı.

Bilgisayarların babası olarak görülen IBM şirketi ise kamplardaki Yahudilerin sınıflandırılması ve daha iyi fişlenmesi için, "Hollerith" isimli delikli kart makinelerini Nazilere sattı.

Ayrıca, ABD hükümeti Nazilere karşı geç harekete geçti. Sovyet ordusu Berlin'e ilerlemeye başladıktan sonra, savaşın bitimine yedi-sekiz ay kala Almanya'ya saldırdı. Ülke, esasen daha çok Japonya'ya karşı savaşıyordu.

VE FİLİSTİN BÖLÜNÜR

29 Kasım 1947 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (BMGK) toplandı. Oylama öncesi, perde arkasında ve bina dışında büyük bir diplomatik savaş yaşandı.

Oylama normalde 26 Kasım'da yapılacaktı. Ancak paylaşım planını destekleyen taraflar (özellikle ABD ve Siyonist örgütler), gerekli olan üçte ikilik çoğunluğu garantileyemediklerini fark edince oylamayı üç gün ertelettiler. Bu süreçte kararsız olan Haiti, Liberya ve Filipinler gibi ülkelere ekonomik ve siyasi baskılar uygulanarak oylar "kabul" yönüne çevrildi.

Bu, Orta Doğu tarihinin en kırılma noktalarından biri oldu. Bu tarihte Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (BMGK), Filistin topraklarının biri Yahudi diyen, diğeri Arap diyen iki bağımsız devlete bölünmesini öngören 181 sayılı kararı kabul etmiş oldu.

'KUDÜS'TE GÖRÜŞMEK ÜZERE'

Bu tarihî anla birlikte, M.S. 70 yılında Roma İmparatorluğu tarafından Kudüs'ten sürülen Yahudilerin, 1900'lerin başına kadar dillendirdiği, "Gelecek yıl Kudüs'te görüşmek üzere" sözü gerçekleşmiş oldu.

Odatv.com

Kaynağa Git

İlgili Haberler