Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, 1971 yılından bu yana kapalı statüde olan Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden açılması amacıyla yetkililere görüşme talimatı verdiği iddia edildi. İngiliz merkezli Reuters haber ajansının haberine göre; Erdoğan'ın 16 Haziran'da Fener Rum Patriği Bartholomeos'u Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde kabul etmesinin ardından bu stratejik diplomatik adımın atıldığı belirtiliyor. Basına kapalı gerçekleşen bu kritik zirvenin ardından başlayan sürecin yankıları sürüyor.
Trump'ın Ziyareti Öncesi Gündeme Geldi
Ruhban Okulu'nun yeniden açılması meselesi, gelecek ay düzenlenecek NATO zirvesi kapsamında Ankara'ya gelmesi beklenen ABD Başkanı Donald Trump'ın temasları öncesinde yeniden uluslararası arenanın gündemine oturdu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Eylül 2025'te Beyaz Saray'da Trump ile gerçekleştirdiği ikili görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, "Heybeliada okuluyla ilgili de üzerimize ne düşerse yapmaya hazırız. Dönünce de sayın Bartholomeos ile bu konuyu görüşme fırsatı bulacağım" ifadelerini kullanarak sürecin sinyalini aylar öncesinden vermişti.
Uluslararası Baskılar ve Diplomatik Beklentiler
Haberinde Türkiye'nin jeopolitik ve diplomatik konumuna da değinen Reuters ajansı, Müslüman ve laik Türkiye'nin, Heybeliada'daki Ortodoks ilahiyat okulunun yeniden faaliyete geçmesi konusunda uzun yıllardır Yunanistan, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği (AB) gibi aktörlerden yoğun baskı gördüğünü vurguladı. Azınlık hakları ve uluslararası ilişkiler bağlamında atılan bu yeni adımın, Ankara'nın dış politikasında ve yaklaşan NATO zirvesinde nasıl bir karşılık bulacağı merakla bekleniyor.
Heybeli Ruhban okulu neden kapatıldı ?
Heybeliada Ruhban Okulu'nun 1971 yılından bu yana kapalı olmasının temelinde, Türkiye'deki eğitim mevzuatı ile Fener Rum Patrikhanesi'nin okulun statüsüne dair talepleri arasındaki hukuki ve siyasi görüş ayrılıkları yatmaktadır.
1971 yılında Türkiye'de özel yükseköğretim kurumlarını düzenleyen yasada yapılan değişiklikler sonucunda, tüm özel yüksekokulların devlet denetimine girmesi veya kapatılması kararlaştırıldı. Fener Rum Patrikhanesi, okulun bir devlet üniversitesine (Yükseköğretim Kurulu/YÖK bünyesine) bağlanmasını, kendi dini ve özerk yapısıyla bağdaşmadığı gerekçesiyle kabul etmedi. Bu anlaşmazlık sonucunda okul, resmi olarak kapatılmasa da eğitim faaliyetlerini fiilen durdurmak zorunda kaldı.
Okulun yeniden açılabilmesi için yıllardır çeşitli modeller tartışılsa da taraflar arasında şu noktalarda uzlaşı sağlanamadı:
Patrikhane, okulun kendi kurallarına göre yönetilen, dini eğitim veren özel bir kurum olmasını talep etmektedir.
Ancak Türkiye'de anayasal çerçevede her türlü eğitim kurumunun Milli Eğitim Bakanlığı veya YÖK'e bağlı olması, denetimden geçmesi ve genel eğitim mevzuatına tabi olması gerekmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti hukukunda, Patrikhanenin özel bir üniversite açma yetkisi bulunmaması ve vakıf hukuku içerisindeki mevcut düzenlemelerin bu tür bir dini eğitim kurumunu tam olarak tanımlayamaması, yasal bir engel teşkil etmektedir.
Ruhban okulu meselesi, on yıllardır hem iç hem de dış politikada önemli bir başlık olmuştu.
ABD ve Avrupa Birliği, okulun açılmasını dini özgürlükler kapsamında desteklemiş ve yıllar içerisinde Türk makamlarından açılması yönünde birçok talepte bulunmuştur.
Türk siyasetinde sıkça dile getirilen bir diğer husus, Yunanistan'daki Müslüman Türk azınlığın hakları ve oradaki dini yapıların durumu ile okulun durumu arasında "mütekabiliyet" (karşılıklılık) bağının kurulmasıdır. Özellikle Atina'da cami yapımı ve benzeri konular zaman zaman okulun açılması süreciyle ilişkilendirilmiştir.
Özetle, okulun kapalı kalması "özel statülü ve özerk bir dini eğitim kurumu" olma isteği ile Türkiye'nin "tüm eğitim kurumlarının devletin genel denetim ve eğitim sistemine entegre olması" prensibi arasındaki hukuki ve idari çözümsüzlükten kaynaklanmaktadır.
Reuters