Ana içeriğe geç

Hamdi Ulukaya’nın locasından Los Angeles sokaklarına

Patronlar Dünyası’nda dün yayımlanan yazımda sizlere ABD-Türkiye maçında Hamdi Ulukaya’nın ev sahipliği yaptığı, Ali Koç’un da bulunduğu ve Türkiye’nin konuştuğu locadan seslenmiştim. Bugün ise sizleri stadyumdan çıkarıp Los Angeles sokaklarına götürmek istiyorum. Dünya Kupası’nın bana anlattığı hikâye sadece tribünlerle sınırlı değildi. Şehrin merkezinde kurulan Turkish Vibe Zone’dan SoFi Stadyumu’nun koridorlarına, oradan Refik Anadol’un Dataland Müzesi’ne uzanan yolculukta, Türkiye’nin dünyanın en büyük organizasyonlarından birinde bıraktığı izlere tanıklık ettim.

Hamdi Ulukaya’nın locasından Los Angeles sokaklarına
Patronlar Dünyası
16

Halil KASAPOĞLU

LOS ANGELES SOKAKLARINDAKİ TÜRKİYE

Dünya Kupası denildiğinde akla önce statlar geliyor.

Oysa Los Angeles’ta dolaşırken gördüğüm en ilginç şeylerden biri, Türkiye’nin yalnızca tribünlerde değil, şehrin merkezinde de görünür olmasıydı.

Los Angeles Belediye Binası’nın hemen önünde dokuz gün boyunca kurulan Turkish Vibe Zone, ilk bakışta sıradan bir taraftar alanı gibi görünüyordu.

Oysa burası yalnızca maçların izlendiği bir fan zone değildi.

Türk mutfağından kültürel etkinliklere…

Konserlerden interaktif deneyim alanlarına kadar…

Türkiye’nin hikâyesini dünyanın dört bir yanından gelen futbolseverlere anlatan özel bir buluşma noktasıydı.

ERMENİ DİASPORASININ BAŞKENTİNDE BAŞKONSOLOS MENEKŞE HANIMIN MÜCADELESİ

Los Angeles Başkonsolosumuz Menekşe Hanım’dan bu alanın hayata geçirilebilmesi için verilen mücadeleyi dinledim.

Kaliforniya’nın Amerika’daki Ermeni diasporasının en güçlü olduğu eyaletlerden biri olduğu düşünüldüğünde, böylesine görünür bir noktada Türkiye’yi temsil edecek bir alan oluşturmanın hiç de kolay olmadığını daha iyi anladım.

Bu projenin en önemli destekçilerinden biri yine Chobani’ydi.

Hamdi Ulukaya yalnızca sponsor olmakla yetinmedi.

Maç öncesinde alanı baştan sona dolaştı.

Stantları tek tek ziyaret etti.

Görevlilerle sohbet etti.

Ziyaretçilerle fotoğraf çektirdi.

HAMDİ ULUKAYA VE ERZİNCANSPOR

Katıldığım programlarda dikkatimi çeken bir başka ayrıntı ise memleketi Erzincan’a duyduğu güçlü bağlılıktı.

Türkiye’de henüz doğrudan bir yatırımı bulunmasa da, Erzincanspor için önemli projeler üzerinde çalıştığını ve önümüzdeki günlerde Erzincan’a gideceğini öğrendim.

Küresel ölçekte başarı kazanmış bir girişimcinin doğduğu topraklarla bağını koruması bana göre en az ticari başarıları kadar anlamlıydı.

Akşam ise bu kez SoFi Stadyumu’nun koridorlarındaydım.

Bugüne kadar ziyaret ettiğim en etkileyici stadyumlardan biriydi.

Yaklaşık 70 bin kişilik kapasitesi, dev LED ekranı ve hospitality alanlarıyla burası yalnızca maç oynanan bir stat değil, başlı başına yaşayan bir eğlence merkeziydi.

Amerikan spor endüstrisinin neden dünyanın geri kalanından farklı bir ekonomik model oluşturduğunu SoFi Stadyumu’nu gezerken çok daha iyi anlıyorsunuz.

Burada pazarlanan yalnızca futbol değil.

Bir deneyim…

Bir atmosfer…

Bir yaşam biçimi…

YAN LOCAMIZDA BRAD PITT VARDI

Yan locamızda Brad Pitt vardı.

Maç başladıktan kısa süre sonra birçok kişinin sahadaki oyundan çok Hollywood yıldızlarını takip etmeye başlaması da Los Angeles’ın ruhunu anlatmaya yetiyordu.

Maç boyunca farklı Hollywood yıldızları da dev LED ekranlara yansıdı.

Stadyum, dünyanın en büyük spor organizasyonlarından birine ev sahipliği yaparken aynı zamanda Hollywood’un da sahnesine dönüşüyordu.

REFIK ANADOL’UN SERGİSİNE ZİYARET

Amerika’dan ayrılmadan önce son durağım ise Refik Anadol ile eşi Efsun Hanım’ın birkaç gün önce açtıkları Dataland Müzesi oldu.

Hayatımda ilk kez bir dijital sanat müzesini ziyaret ettim.

Bu müzede sanat eserleri sabit kalmıyor.

Ziyaretçilerin varlığıyla ve onlardan elde edilen verilerle sürekli yeniden üretiliyor.

Veri…

Yapay zekâ…

İnsan…

Aynı kompozisyonun parçalarına dönüşüyor.

Dijital eserlerden ve oluşturulan atmosferden gerçekten çok etkilendim.

Los Angeles gibi dünyanın kültür başkentlerinden birinde böyle bir projeye bir Türk çiftin imza atması beni ayrıca gururlandırdı.

Dünya Kupası boyunca şunu gördüm:

Bir ülke artık yalnızca sahadaki futboluyla temsil edilmiyor.

Kimi zaman bir girişimcisiyle…

Kimi zaman bir kültür alanıyla…

Kimi zaman da Refik Anadol gibi dünyaya ilham veren bir sanatçısıyla…

Los Angeles’tan aklımda kalan en güçlü Türkiye fotoğrafı da işte buydu.

patronlardunyasi.com

İLGİLİ HABER

Kaynağa Git

İlgili Haberler