Ana içeriğe geç

Haziran sıcak dalgasında ekolojik inşaat Paris binalarını serinletti

Çevre dostu inşaat teknikleri binaları serin tutuyor ve daha az emisyon üretiyor.

Haziran sıcak dalgasında ekolojik inşaat Paris binalarını serinletti
Euronews Türkçe
16

Bu yıl her zamankinden erken başlayan sıcak hava dalgaları altında milyonlar bunalmışken, yaşadığımız ve çalıştığımız binalar mercek altına alındı. Kuzey Avrupalılar, çoğu evin serin kalmak yerine ısıyı içeride tutmak üzere tasarlandığını, sıcaklıklar yükseldiğinde adeta saunaya dönüştüğünü fark etti.

Oysa çözüm yolları var. Eko inşaat, binaları serin tutan teknikleri önceleyen ve örneğin bütün dünyayı dolaşarak taşınmak zorunda olmayan yerel malzemeler kullanarak daha az karbon emisyonu üreten bir yapı yaklaşımı. Avrupa Çevre Ajansı’na (EEA) göre, bina sektörü AB’nin sera gazı emisyonlarının yüzde 35’inden sorumlu.

Eko inşaat sıcaklıklar artsa bile binaları serin tutuyor

Adrien Poullain, eko inşaat alanında çalışan bir mimar ve müteahhit, Les Grands Moyens’in de kurucusu. Bu alanı “doğal malzemelere dayanan geniş bir teknik yelpaze” olarak tanımlıyor. Çoğu zaman “az sayıda aletle ya da çok az elektrik ya da mekanik enerji gerektiren ekipmanlarla uygulanabilen, yerel kaynaklı malzemeler” kullanılıyor. Bunlara ham toprak, ahşap, saman ya da taşla yapılan yapılar örnek gösterilebilir.

Le Chesnay-Rocquencourt’ta, Paris yakınlarında yer alan Simone Veil Kütüphanesi, eko inşaat ilkelerine göre inşa edildi; Fransa’daki haziran sıcak hava dalgasında da bunun faydası görüldü. Bina, kliması olmamasına rağmen açık kalmayı başardı.

Kütüphane müdürü Gaëlle Ledoré-Montier, dışarıda sıcaklığın “35/36 dereceye kadar çıktığı” günlerde içeride “23,5 ile 25,5 derece arasında bir sıcaklık” koruduklarını anlatıyor. Ledoré-Montier, hafta içinde sıcaklığın maksimum 41/42 dereceye ulaştığı benzeri görülmemiş sıcak hava dalgasında bile “cumartesi akşamı içeride en fazla 32 dereceyi gördük. Bu yine yüksek bir değer, ama dışarıya kıyasla yaklaşık 10 derece daha serin kaldık” diye ekliyor.

Avrupa’daki binaların yaklaşık yüzde 75’i enerji açısından verimsiz

Aşırı sıcaklarda halkı koruyabilmek için AB ülkelerindeki hükümetler, yurttaşlara evlerini serin tutmaları yönünde tavsiyelerde bulunuyor. Örneğin Fransa’nın resmî halk sağlığı rehberinde, mümkün olduğunca serin kapalı mekânlarda kalınması öneriliyor. Ancak bu tavsiyeye uymak, birçok Avrupalı için kolay değil. AB verilerine göre Avrupa’daki bina stokunun neredeyse yüzde 75’i enerji açısından verimsiz ve bugün kullanılan binaların yüzde 85’inden fazlasının 2050’de de kullanımda olması bekleniyor. Buna karşın yenileme oranı hâlâ yılda yalnızca yüzde 1 civarında.

Avrupa’daki binaların durumu yalnızca bir halk sağlığı sorunu değil, aynı zamanda bir iklim sorunu. Yetersiz yalıtılmış binalar, kışın ısınmak, giderek sıklaşan yaz sıcak hava dalgalarında ise soğutmak için çok daha fazla enerji gerektiriyor.

Sürdürülebilir inşaat ustası Poullain, yeşil inşaatın neden daha az sera gazı saldığını şöyle açıklıyor: “Yeşil binaların düşük karbonlu olma avantajı var; yani hem yapım süreçlerinde hem de daha az taşıma ve işlem gerektiren malzemelerinde çok daha az enerji harcanıyor. Bu yüzden Paris Anlaşması kapsamında verilen taahhütlerin yerine getirilmesine katkıda bulunuyor.”

Avrupa Birliği, 2015 yılında, küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi dönemin 2°C üzerinde tutmayı ve aynı zamanda artışı mümkün olduğunca 1,5°C ile sınırlandırmayı hedefleyen Paris Anlaşması’nı imzaladı.

Öte yandan EEA verilerine göre binalar, AB’deki enerji tüketiminin yüzde 42’sini oluşturuyor; bunun büyük kısmı ısıtma ve soğutmaya gidiyor. Bu da iç mekânları konforlu sıcaklıklarda tutmak için tasarımın belirleyici olduğunu gösteriyor.

Eko inşaat daha pahalı

Eko inşaatın en büyük zorluklarından biri maliyet. Poullain, bu tür projelerin çoğu zaman klasik inşaata göre yüzde 15–20 daha pahalıya mal olduğunu, bu yüzden yeşil müteahhitlerin ihale süreçlerinde dezavantajlı konumda kaldığını söylüyor; çünkü müşteriler, uzun vadede tasarruf sağlayacak sürdürülebilir binalar yerine genellikle en düşük başlangıç maliyetine öncelik veriyor.

Örneğin Paris banliyösü Bagneux’de ham toprak tuğlalardan yapılmış bir apartmanda yaşayan Marie Heckenbenner, iki yıl önce taşındıklarından bu yana hiç kaloriferi açmaya ihtiyaç duymadıklarını anlatıyor.

Paris biyobazlı yalıtım malzemelerine geçti

Paris’in Konut ve Enerji Yenilemeden Sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Jacques Baudrier’e göre şehir şimdiden uyum sürecine girmiş durumda. 2020’den bu yana kentte kamu binaları ve konutların yenilenmesinde yalnızca biyobazlı yalıtım malzemeleri kullanılıyor.

Baudrier bunun başlıca nedeninin, bu malzemelerin “ısının içeriye geçişini geciktirme kapasitesi” olduğunu söylüyor. “Buna ahşap, yün, kenevir, saman ve selüloz elyafı gibi tamamen biyobazlı malzemeler dahil. Şimdiden 80 bin sosyal konutun tam yalıtımını gerçekleştirdik” diye ekliyor.

Ancak başkan yardımcısına göre en büyük zorluk, özel kesimi, özellikle de ikinci konut sahiplerini bu sürece dahil etmek: “Özel konutların neredeyse yüzde 30’u boş duran evlerden ya da ikinci ikametgâhlardan oluşuyor. Dolayısıyla, merkezî Paris’in eski mahallelerinde, adeta sıcaklık kapanına dönüşen ve ciddi ısı kayıpları olan binalarda çok sayıda ikinci ev sahibi var. Kendileri orada yaşamadıkları için yenileme çalışmalarına karşı oy kullanıyorlar.”

Baudrier, eko inşaata geçişi teşvik etmek için mali araçlar gerektiğini düşünüyor: “Biyobazlı ve yerel kaynaklı malzemelere yüzde 5,5’lik indirilmiş KDV oranı uygulanmalı.” Ayrıca, “eko koşulluluk” ilkesini savunuyor; buna göre “özellikle devletin sağladığı bazı kamu destekleri, sürdürülebilir, çevre dostu malzemeler kullanan inşaat ya da yenileme projeleri için artırılmalı” diyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler