Tesadüflerin gücüne hep inanmışımdır.
Bu hafta Antalya’da olduğum için tesadüfen bir arkadaşımın davetiyle kendimi Akra Caz Festivali'nde buldum. Festival programında genç bir isim vardı: Su Odabaş.
Henüz 20 yaşında.
Sahneye çıktığında insanın aklına önce yaşı geliyor, ardından da yaşının çok ötesindeki müzikal olgunluğu. Cıvıl cıvıl, enerjik, hayatının baharında bir genç kadın. Ama onu yalnızca "genç bir yetenek" olarak tarif etmek de haksızlık olur. Çünkü sahnede yalnızca yetenek değil, gelecek hissi de vardı.
Bazı sanatçılar için daha ilk anda gelecekte nasıl bir yıldız olacağını görürsünüz.
Su Odabaş da onlardan biri.
Onu izlerken yıllar önce CRR'de ilk büyük konserlerinden birini veren Karsu ile yaptığım röportaj geldi aklıma. O günlerde Karsu'nun gözlerinde gördüğüm heyecanla Su'nun sahnedeki enerjisi arasında tuhaf bir benzerlik kurdum. İkisi de daha yolun başındaydı ama ikisinin de önünde uzun bir yol olduğu belliydi.
Festival sonrası Su ile kısa bir sohbet etme fırsatı bulur muyum diye düşündüm. Öğrendim ki önümüzdeki bir yıl boyunca röportaj vermeme kararı almış. Belki de bu yaşta yapılacak en doğru şeylerden biri. Bazen konuşmaktan çok üretmek gerekir.
Yolu açık, ışığı bol olsun.

Yoko Ono ile Büyük Buluşma
Bu hafta İstanbul'un kültür sanat gündeminde ise önemli bir sergi var.
Yoko Ono: İçses ve İçyapı
Onun adı geçtiğinde ne yazık ki yıllardır sanatından çok John Lennon ile olan ilişkisi konuşuldu. Hatta uzun süre popüler kültür onu Beatles'ı dağıtan kadın, cadı ya da kötü karakter olarak göstermeyi tercih etti.
Oysa Yoko Ono, 20. yüzyılın en yenilikçi sanatçılarından biri.
Kavramsal sanatın öncülerinden, feminist sanat hareketinin önemli figürlerinden ve bugün çağdaş sanatın katılımcı üretim anlayışını şekillendiren isimlerden biri.
Evet, John Lennon'un dünya çapındaki şöhreti onun görünürlüğünü artırdı. Ancak aynı zamanda Ono'nun yıllarca hak etmediği bir nefretin hedefi olmasına da yol açtı.
Bugün geriye dönüp baktığımızda Lennon'un gölgesinde kalan bir figür değil, kendi başına bir sanat tarihi öznesi görüyoruz.
Bu nedenle Sakıp Sabancı Müzesi'nde açılacak "Yoko Ono: Insound and Instructure" sergisi oldukça önemli.
Akbank'ın katkılarıyla ve İspanya'daki MUSAC iş birliğiyle hazırlanan sergi, sanatçının 1960'lardan günümüze uzanan üretimlerini bir araya getiriyor. Şiirlerden desenlere, videolardan enstalasyonlara uzanan geniş seçki, Ono'nun sanat anlayışının merkezindeki "izleyici katılımı" fikrine odaklanıyor.
Grapefruit, Cut Piece, Sky Ladders ve Mend Piece gibi sanat tarihine geçmiş çalışmaların yanı sıra büyük ölçekli enstalasyonlar da sergide yer alacak.

Kim Sevmez Yazlık Sinemayı
Yazın gelişiyle birlikte açık hava sinemaları da yeniden hayatımıza dönüyor.
Açık konuşmak gerekirse sinema salonlarını ne kadar sevsem de bazı filmler gökyüzünün altında daha güzel görünüyor.
Swissôtel'in geleneksel açık hava sineması bu yıl da devam ediyor. Pazartesi sendromunu patlamış mısır ve bir filmle aşmak isteyenler için program oldukça cazip.
29 Haziran'da Cinayet Süsü ile başlayacak gösterimler sırasıyla Mamma Mia, A Star Is Born, Amélie, Moulin Rouge, G.O.R.A., Ratatouille ve Bohemian Rhapsody ile devam edecek.
Bir diğer dikkat çekici program ise CVK Park Bosphorus Hotel'in terasında gerçekleşiyor.
Cenk Caner küratörlüğündeki açık hava sineması yalnızca film gösteriminden ibaret değil. Lounge müzik, sinema yarışmaları, film hikâyeleri ve kısa analizlerle sinema deneyimini genişletmeyi amaçlıyor.
Temmuz programında Back to the Future, Ghost, Cocktail, The Bodyguard ve Before Sunset gibi farklı kuşakların hafızasında yer etmiş filmler bulunuyor.
Özellikle İstanbul'da yazı şehirden kaçmadan geçirmek isteyenler için güzel bir alternatif.

Ankara Film Festivali Afişini Arıyor!
Son notumuz Ankara'dan.
Türkiye'nin köklü festivallerinden Ankara Film Festivali, bu yıl 37. kez sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.
12-20 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek festival için geleneksel afiş yarışmasının başvuruları başladı.
Grafik tasarım öğrencileri ve mezunlarına açık olan yarışmada seçilecek afiş, festivalin 2026 yüzü olacak.
Son başvuru tarihi ise 18 Eylül.
Belki de bugün bilgisayarının başında bir tasarım üzerinde çalışan genç bir öğrenci, birkaç ay sonra Türkiye'nin en önemli film festivallerinden birinin görsel kimliğini tasarlamış olacak.
Tıpkı Antalya'da sahnede izlediğim Su Odabaş gibi.
Kültür sanatın en güzel tarafı da bu değil mi zaten?
Henüz yolun başındaki insanlara rastlamak ve yıllar sonra dönüp "Ben onu ilk zamanlarında görmüştüm" diyebilmek.