Ben öyle futboldan pek fazla anlayan biri değilim. Takım tutar, özellikle de derbi maçlarını kaçırmamaya çalışırım. En son hangi maça gittiğimi hatırlamam bile!
Memleketteyken mahalli bir takımında lisanslı futbolcuydum. Kısa süren futbol hayatımda zamanla edindiğim bilgiler bu sporun tribünlere oynanan bir oyun olduğunu her defasında ortaya koyuyor.
Nice futbolcular vardır kıyıda köşede kalmış, tıpkı benim gibi mahallenin dışına çıkamamış; kimileri vardır kendini dünyaya tanıtmış, adını altın harflerle yazdırmış.
İyi oynarsan önce sen sonra ekibin sonra da takımın kazanır. Zamanla parlar ve yıldıza dönüşürsün. Sonra gelsin transferler; milyon dolarlar, milyon avrolar. Dünyanın dört bir yanında en önemli takımlarda top koşturursun. Peşine futbol hayran kitleni de takarak Bizim Çocuklara dönüşürsün.
Peki ne oluyor da kurduğumuz bütün hayaller suya düşürdük?
Bu çocuklar bizim değil mi?
Dünyanın önemli takımlarında forma giymiyorlar mı?
Neden milli maçlarımızda kendi canından, kanından ve soyundan olan arkadaşlarıyla takım olamıyorlar?
Benim yanıtım belli:
Benciller;
Şekilciler;
Ve en önemlisi de sakatlanma endişesiyle, milli maçlarda fazla yüklenmiyorlar!
Bu üç nedeni alt alta toplarsan, bu gidişle daha kaç 24 yıl bekleyeceğimizi de anlamış olursun.
Rakamlar ortada!
Profesyonel bir futbolcu kulüp (lig, kupa, Avrupa) ve milli takım maçları toplamında yılda 50 ila 70 maça çıkıyor. Yoğun sezonlarda bu rakam turnuvalara da bağlı olarak 75 – 80’e kadar ulaşabiliyor.
Milli Takım formasıyla Dünya Kupası (FIFA) ve Avrupa Şampiyonası (UEFA) turnuvalarına ve hazırlık maçlarına katılan oyuncularsa yılda 8-15 arası maça çıkıyor.
Milli Maç; ülkelerini temsil eden futbolcuların milli duygularıyla hayatlarını ortaya koyarak oynadıkları maç demektir. Biz bu duyguyu en son 2002’de yani 24 yıl önce Güney Kore ve Japonya'nın ortaklaşa ev sahipliği yaptığı, üçüncü olduğumuz FIFA Dünya Kupası’nda yaşadık.
Bugün de kazansaydık ve yolculuğumuz devam etseydi hem ülkemizin şanlı bayrağı tribünlerde dalgalanıp, İstiklal Marşımız tüm dünyaya dinletecektik hem de kendini tam olarak ifade etmeyen futbolcularımız yeni sezonda transfer teklifleriyle milyon dolarlara boğulacaktı.
Ne yazık ki; hem ülkemiz hem de Türk futbolu kaybetti!
Sizleri bilmem ama, ben artık futbola olan ilgimi voleybola kaydırıyorum. Anlayacağınız ‘Bizim Çocuklar’dan ‘Filenin Sultanları’na geçiyorum.
Ne varsa yine Türk kadınlarında var!
Hande Baladın, Ebrar Karakurt, İlkin Aydın, Saliha Şahin, Yaprak Erkek, Zehra Güneş, Deniz Uyanık, Berka Buse Özden, Karmen Aksoy, Merve Atlıer, Ezel Balık, Aslı Kalaç, Cansu Özbay, Elif Şahin, Dilay Özdemir, Buse Ünal Pehlivan, Arelya Karasoy Koçaş, Melissa Vargas, Beren Yeşilırmak, Defne Başyolcu, Aylin Uysalcan, Gizem Örge, Simge Aköz, Eylül Akarçeşme Yatgın, Melis Yılmaz.
2026 FIVB Milletler Ligi (VNL) sezonunda genişletilmiş kadrosuyla mücadele eden A Milli Kadın Voleybol Takımımıza başarılar diliyor ve canı gönülden teşekkür ediyorum.
Yolunuz açık olsun!