2010 KPSS'de ne yaşandı?
10 Temmuz 2010 tarihinde gerçekleştirilen KPSS'nin eğitim bilimleri testinde, geçmiş yıllara oranla çok sayıda adayın 120 sorunun tamamına doğru cevap verdiğinin anlaşılması üzerine idari ve adli soruşturmalar başlatıldı. Yükseköğretim Denetleme Kurulu Başkanlığı tarafından hazırlanan raporda, sınav sorularının sınav öncesinde çok sayıda adaya ulaştırıldığı kanaatine varıldı. ÖSYM, eğitim bilimleri testinin objektifliğini ve güvenilirliğini yitirdiği gerekçesiyle 17 Eylül 2010 tarihinde testi iptal etti.
Başvurucunun davası nasıl gelişti?
Dumlupınar Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu olan başvurucu, 10 Temmuz 2010 tarihinde yapılan KPSS'de eğitim bilimleri testindeki 120 sorunun tamamına doğru cevap veren adaylardan biriydi. Sınavın iptal edilmesi üzerine 31 Ekim 2010'da tekrarlanan sınavda ise 120 sorudan yalnızca 83'ünü doğru cevaplayabildi. Bu iki sınav arasındaki çarpıcı başarı farkı soruşturmanın odak noktalarından biri oldu.
ÖSYM'nin 2016 tarihli raporunda başvurucunun genel yetenek testinde yanlış seçenekte birleşen adaylar arasında yer aldığı tespit edildi. Bunun üzerine başvurucu hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından iddianame düzenlendi.
Mahkeme ne kararı verdi?
Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun resmi belgede sahtecilik suçundan beraatine, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılıktan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 132.780 TL adli para cezasına, FETÖ/PDY terör örgütüne üye olmaktan ise 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmasına hükmetti. Dolandırıcılık suçundan verilen mahkümiyet istinafta kesinleşirken terör örgütü üyeliği suçu temyiz incelemesine taşındı. Yargıtay, terör örgütü üyeliği suçundan verilen hükmü bozdu; yeniden yapılan yargılama sonucunda başvurucu bu suçtan beraat etti ve beraat kararı 19 Ocak 2026'da kesinleşti.
Sorun nerede ortaya çıktı?
Başvurucu, dolandırıcılık suçundan verilen mahkümiyet istinafta kesinleşirken terör örgütü üyeliği suçuna ilişkin temyiz incelemesi henüz sonuçlanmadan dolandırıcılık cezasının infazına başlanmasını Anayasa Mahkemesi'ne taşıdı. AYM, birbiriyle bağlantılı bu iki suç yönünden istinaf ve temyiz mercilerinin aynı maddi vakıa hakkında farklı değerlendirmeler yaptığını ve bu çelişkili durumun hakkaniyete uygun yargılanma hakkını zedelediğini tespit etti.
AYM ihlal kararının gerekçesi nedir?
AYM, hukuk devleti ilkesinin gereği olarak aynı maddi vakıa veya hukuki sorunla ilgili yargısal nitelikte bir karar verildikten sonra başka bir yargı merciinin aynı olgu hakkında farklı bir sonuca ulaşması durumunda bunun gerekçesinin kararda belirtilmesi gerektiğini vurguladı. Somut olayda dolandırıcılık ve terör örgütü üyeliği suçlarından verilen mahkümiyet hükümlerinin temel aldığı maddi vakıanın sınav sorularının önceden alınması olduğu gözetildiğinde, istinaf ve temyiz mercilerince bu vakıa hakkında birbiriyle çelişen değerlendirmeler yapıldığı tespit edildi. AYM, bu durumun yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun yürütülmesini zedelediğine oyçokluğuyla hükmetti.
Karar TBMM'ye bildirilecek
AYM, ihlalin kanundan kaynaklandığını tespit ederek kararın bir örneğinin TBMM'ye gönderilmesine ve yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi'ne iletilmesine karar verdi. Üyeler Yusuf Şevki Hakyemez ve Ömer Çınar ise karara karşıoy kullandı.
Kararı görmek için tıklayınız.