Ana içeriğe geç

Cafe de Paris

Gezi olayları öncesi parkta tatbikat yapıyorlardı. Nasıl Türkiye'yi karıştıracaklarına, devleti ele geçireceklerine dair hazırlık görüntüleri sonradan ortalığa saçıldı. Her şey planlıydı. Türkiye'nin küreselcilerle ortak olan en büyük sermayesi bile daha olaylar başlamadan ünlü otelini hastaneye çevirmişti. Devrim aşkına haberdar edilmişlerdi demek ki. 'Kanlı olacak, hastaneyi kur' diye. Olaylar sonrası İngiltere'ye kaçan, Londra ile kucaklaşan devrimci sanatçı lider 'Mesele ağaç değil, siz hala...

Cafe de Paris
A Haber
16

Gezi olayları öncesi parkta tatbikat yapıyorlardı. Nasıl Türkiye'yi karıştıracaklarına, devleti ele geçireceklerine dair hazırlık görüntüleri sonradan ortalığa saçıldı. Her şey planlıydı.

Türkiye'nin küreselcilerle ortak olan en büyük sermayesi bile daha olaylar başlamadan ünlü otelini hastaneye çevirmişti. Devrim aşkına haberdar edilmişlerdi demek ki. "Kanlı olacak, hastaneyi kur" diye. Olaylar sonrası İngiltere'ye kaçan, Londra ile kucaklaşan devrimci sanatçı lider "Meseleağaç değil, siz halaanlamadınız mı" diye tweet atıyordu. Pek çok sanatçı da ona destek veriyordu. Onlardan biri de şu anda Türkiye'nin gündeminde olan Haluk Levent adlı ahbaptı.

Antalya Manavgat'taki konserinde Gezi'ye destek veriyor, "Türkiye'depek çok kişi buyapılanların birağaç için olduğunuzannediyor. Oysagerçek öyle değil." diye sesleniyordu. Hızını alamıyor, bir çam ağacının üzerine çıkıp konserine devam ediyordu. Daha sonra bir tweet atıp "Bizİzmir'de biber sosluCafe de Paris yerken,Okmeydanı'ndainsanlar harbi harbidayak yiyor. Negüzel Türkiye be!!" diyerek destekçi devrimci sanatçılar kervanına katılıyordu. Devrimci Haluk'un yediği Cafede Paris adlı yemeği hiç tatmamıştım. .Merak ettim araştırdım. Café de Paris, aslında tek başına bir yemek değil; klasik Fransız mutfağına ait tereyağı bazlı özel bir sosmuş. En çok ızgara antrikot (entrecôte) ile servis edilirmiş.

Dünyanın her köşesinde ülkelere "Bahar" adı altında darbe yaptırıp ABD'ye bağlayarak sos yapan CIA, Türkiye'yi de zapt etmek zorundaydı. Mesele ağaç değil Erdoğan'ın indirilmesiydi. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton "Türkiyebüyüyor amatrajik bir şekilde" diyordu. Bunun açılımı net bir şekilde "Artık büyümeyebaşlayan Türkleresöz geçiremiyoruz. İstediğimiz gibikullanamıyoruz" şeklindeydi. Türkiye'nin Cafe de Paris adlı sosu kaçmıştı. Tadı bozulmuştu, onlar için müdahale şarttı. Alman Deutche Bank ve pek çok yabancı şirket gibi 5 milyar dolarla Türkiye'ye o günlerde giriş yapan Soros, olaylar bittiğinde yatırımını katlayarak ülkemizi soyuyordu.

Siyonist küreselcilerin tetikçisi olarak olayların arkasındakilere milyon dolarlar yağdırmıştı. Önemli değildi. Finalde yüzlerce milyar doların bizden çıkmasına sebep olmuştu. Tabii ki bir çekimde Meksika'dan Gezi parkına 100 bin dolarlık pizza gönderecekti. Sonuçta finalde Cafe de Paris soslu Türkiye'yi yemek vardı. 100 bin dolarlık pizzanın lafı mı olurdu.

Gezi'de başaramayınca Erdoğan'ı indirmek için bu defa kullanışlı CIA aparatı FETÖ'yü kullandılar. Hedef tekrar "Peki efendim"ci hizmetçi Türkiye'yi hizaya sokmak ve aynı anda da cezasını kesip parçalamaktı. 5'e böleceklerdi bizi.

İstanbul'dan Antalya'ya kadar bir sahil devleti, Batı Trakya devleti, Kürdistan, Akdeniz devleti ve İç Anadolu diye. Ukrayna'nın yanında da Ruslarla savaştıracaklardı. FETÖ eliyle Rus uçağının düşürülmesinden, Rus elçinin öldürülmesine kadar bir dizi CIA masasında hazırlanmış Amerikan soslu proje izledik. Ardından tutmayınca 15 Temmuz darbesiyle geldiler. CIA adına darbe ve bölme girişimine alet olan FETÖ'nün karşısına bu ülkenin asil evlatları dikildi. 15 Temmuz'da sadece FETÖ'yü değil CIA'yı, aslında ABD'yi dize getirip mağlup ediyorduk.

O dönem NATO'da görevli Amerikalı general Scaparrotti ekranlardan "Türkler NATO'dakimüttefikimizGeneralleritutuklayıptasfiye ediyor.
Buna tahammüledemeyiz. TürkGenelkurmayı'na buyanlışı bildirdim" diyerek FETÖcü subaylar için ağlıyor dizlerini dövüyordu.
NATO içinde köleleştirilmiş Türk generallerine sahiptiler.

Adam ağlamayacak da ne yapacaktı? Cafe de Paris soslu Türkiye hayalleri bir kez daha elden gidiyordu sonuçta.
Suriye'de PKK'ya bile silah yağdırıp Erdoğan'ı köşeye sıkıştırmaya kalktılar. Bugün Türkiye Suriye'yi de ellerindeki terör oyuncağı PKK'yı da çekip aldı. Tüm darbe girişimlerinde ABD'ye kök söktürerek diz çöktürdü. Bugün masaya garson olmaktan çıkıp NATO'nun en güçlü karar vericisi olarak ön koltuğa oturdu.

O yüzden 15 Temmuz'daki şahlanış çok önemlidir. Bölücülere dayak atıldı. Bayrak yere düşmedi, ezan susmadı; çünkü bu millet vatanını canından aziz bildi. O gece ABD ve Batı başkentlerinden gökyüzümüzü karartanlar oldu; fakat bir milletin yüreğindeki vatan sevgisini karartamadılar. 15 Temmuz, ABD'yi ve ahbaplarını mağlup ettiğimiz, Türk milletinin bağımsızlığından asla vazgeçmeyeceğini bütün dünyaya ilan ettiği gecedir. Unutmayın; Bir millet ayağa kalktığında, en karanlık geceler bile şafağa teslim olur. 15 Temmuz, karanlığın sabaha yenildiği; cesaretin korkudan, millet iradesinin zorbalıktan güçlü olduğunu tarihe yazdığı gecedir. Daha da ötesi ellerindeki tüm kullanışlı aparatlarla saldıranların, ABD'nin bile bugün hizaya çekildiği ve el öptürüldüğü bir milattır.

Kaynağa Git

İlgili Haberler