Ana içeriğe geç

15 Temmuz'un eksik okunan tarihi: Kayıp bağlantı

Soner Yalçın yazdı...

15 Temmuz'un eksik okunan tarihi: Kayıp bağlantı
Odatv
16

Bugün 10’uncu yılı…

Ve, 15 Temmuz'u anlamak için önce Soğuk Savaş'ı anlamak gerekir…

FETÖ'nün ortaya çıktığı dönem, dünyanın iki kutba ayrıldığı yıllardı: 1947'de Truman Doktrini, ardından Marshall Planı ve 1949'da NATO'nun kurulmasıyla Batı Bloku, Sovyetler Birliği'ni yalnız askeri güçle değil, ideolojik mücadeleyle de çevrelemeye başladı.

Türkiye'nin 1952'de NATO'ya katılmasıyla birlikte "komünizmle mücadele", devlet politikalarından biri haline geldi. Bu mücadele yalnız orduda ya da dış politikada yürütülmedi. Eğitimden basına, sivil toplumdan dini yapılara kadar geniş bir alana yayıldı...

1960'lı ve 1970'li yıllarda büyüyen birçok dini-muhafazakâr yapı, kendisini aynı zamanda anti-komünist cephede tanımladı.

Fethullah Gülen hareketi de bu tarihsel iklim içinde ortaya çıktı ve örgütlendi.

Bu nedenle FETÖ'yü yalnız dini bir cemaat ya da yalnız 15 Temmuz'da darbe girişiminde bulunan bir örgüt olarak değerlendirmek eksik kalır.

Onu doğru okuyabilmek için Soğuk Savaş'ın Türkiye'de nasıl siyasal ve toplumsal zemin oluşturduğunu görmek gerekir…

Ancak asıl kırılma, Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla yaşandı. FETÖ, anti-komünist dönemin Türkiye merkezli hareketi olmaktan çıkıp, bir anda Sovyet coğrafyasında olağanüstü yayılma gösterdi.

Bu tesadüf müydü? Hayır. FETÖ'ye bambaşka jeopolitik rol verildi. Açıklayayım:

FETÖ’YE İLK UYANAN ÜLKE

1991’de Sovyetler Birliği dağıldığında bağımsızlığını kazanan Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan, Batı’nın/CIA’nın ilgi odağı haline geldi.

Tam bu dönemde FETÖ en hızlı uluslararası büyümesini bu coğrafyada gerçekleştirdi. Kısa süre içinde onlarca okul, dershane, öğrenci yurdu ve iş insanları ağı kurdu...

Türkiye’de bu gelişme “Türk dünyasına açılım” olarak alkışlandı.

Bizler “CIA-MOSSAD faaliyeti” dedikçe faşistlik ile, din düşmanlığıyla suçlandık!

Ancak Moskova aynı süreci farklı okudu. Gülen okullarını eğitim kurumu olarak değil, CIA merkezli dini-kültürel nüfuz ağı olarak değerlendirdi.

Ve Rusya’da FETÖ okulları 2000’lerin başında kapatıldı; Tataristan ve Başkurdistan’daki bazı kurumlar devlet eğitim sistemi içine alındı.

Benzer tepki Özbekistan’da daha erken ortaya çıktı. Taşkent yönetimi 1999’da Türk liselerini kapattı ve Gülen ağına alan bırakmadı.

Türkmenistan’da 2011’de okulların büyük bölümü devlet tarafından devralındı.

Rusya ile FETÖ arasındaki gerilim eğitim alanıyla da sınırlı kalmadı. 24 Kasım 2015’te sınır ihlali saçmalığıyla Rus savaş uçağının düşürülmesi ve 19 Aralık 2016’da Rusya Büyükelçisi Andrey Karlov’un Ankara’da öldürülmesi, bu hattı daha görünür hale getirdi.

FETÖ, salt Türkiye’nin iç güvenlik meselesi değil, Türkiye-Rusya ilişkilerini hedef alan jeopolitik sorundu.

Peki, Soğuk Savaş'ın anti-komünist ikliminde doğan FETÖ, neden Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra en hızlı eski Sovyet coğrafyasında büyüdü?

Bu sorunun yanıtı, FETÖ'yü yalnız dini örgüt ya da darbe yapılanması olarak değil, Soğuk Savaş sonrasında değişen uluslararası dengeler içinde değerlendirmeyi zorunlu kılıyor. Son bölümde bu jeopolitik dönüşümün izini süreceğiz:

YA BAŞARILI OLSAYDI

Bugün hâlâ asıl soru şudur:

FETÖ neden 2016'da darbeye kalkıştı?

Bu sorunun yanıtı sadece Türk iç siyasetinde aranırsa eksik kalır.

2010'lu yılların ortasında Türkiye'nin dış politikası önemli yön değişikliğine gitti. Enerji, savunma ve bölgesel güvenlik alanlarında Ankara ile Moskova arasında yeni sayfalar açıldı.

NATO, Rusya’yı komşu ülkeleriyle çevrelemek isterken, Türkiye’nin tavrı, başta ABD olmak üzere ittifak tarafından hiç iyi karşılanmadı.

Tam bu dönemde Rus uçağı düşürüldü, Büyükelçi Andrey Karlov öldürüldü… Vs. FETÖ’ye verilen görev belliydi; Türk-Rus ilişkilerini baltalamak, araya şüphe sokmak…

Bakınız:

Elbette tarihte "eğer" ile hüküm kurulamayacağını bilirim. Ancak başarılı FETÖ darbesinin salt Erdoğan’ı değil, Türk dış politika eksenini de değiştireceği açıktı.

Darbenin asıl hedefi devletin jeopolitik rotasını yeniden belirlemekti. Bu sebeple, 15 Temmuz'u sadece iktidar mücadelesi olarak değil, Türkiye'nin Avrasya dengeleri içindeki konumunu etkileyebilecek kırılma olarak okumak gerekir…

Bu yüzden 15 Temmuz'un asıl sorusu "kim yönetecekti" değil, "Türkiye hangi jeopolitik istikamette ilerleyecekti" sorusudur.

Mesela:

15 Temmuz başarılı olsaydı Ukrayna-Rusya savaşında tarafımız belli değil miydi?

15 Temmuz başarılı olsaydı ABD-İran savaşında tarafımız belli değil miydi?

15 Temmuz başarılı olsaydı İsrail'in soykırım yaptığı Gazze politikamız belli değil miydi?

15 Temmuz tarihi, tankların sokağa çıktığı geceyle değil, Soğuk Savaş'ın kurduğu düzenle başladı…

Soner Yalçın

Odatv.com

Kaynağa Git

İlgili Haberler