İlk kitabı Süper Selma ile okur karşısına çıkan Emeti Saruhan, gazetecilik kadar edebiyat alanında da yetkin bir kalem olduğunu gösterdi.
"Öykü yazmak için bilgisayarın başına geçtiğimde hem bana ait bir alanda güvende hem de zihnimin alabildiğine özgür olduğunu hissediyorum" diyen yazar Emeti Saruhan'la Hece Yayınları'ndan okura ulaşan Süper Selma'yı ve yazarlığı konuştuk.
Süper Selma'yı okurken gazeteci kimliğinin hikâyeci yanını çok beslediğini görüyoruz. Ancak 'edebî' bir iddianın olmadığını söylüyorsun kitapla ilgili konuşma ve röportajlarında. Bu iddiasızlık mı kalemini bu kadar rahat oynatabilmeni sağladı?
Başlarken yanlış anlaşılabilecek bir noktayı düzeltmek isterim. Evet, söylediğimde arkadaşlarımın bana çok kızdığı bir cümle "Edebi bir iddiam yok". Fakat bunu söylerken kastım, kitabımın edebi bir değer taşımadığı ya da edebi bir metin olmadığı değil. "Yazdıklarımdan emin değilim." anlamında bir iddiasızlık da değil bu.
Aslında söylemek istediğim şu: Kimseyle yarışmıyorum. Kimseden iyi olduğumu iddia etmiyorum. Kimseye bir şey ispat etmeye ya da beğendirmeye çalışmıyorum. Ve evet, bu iddiasızlık bana büyük bir konfor sağlıyor. Hatta şunu söyleyeyim, öykü yazmak için bilgisayarın başına geçtiğimde hem bana ait bir alanda güvende hem de zihnimin alabildiğine özgür hissediyorum. Burada istediğimi yapabilirim. Uçup kaçabilirim, düşebilirim. Ağaçları yürütüp, balıkları konuşturabilirim. İtirazı olan?
Kurmacaların yer yer oyuna dönüşüyor, genelde sürpriz sonlu finallerle okuru beklenmedik bir yerde bırakıyorsun. Bu durum yazarken seni de şaşırtıyor mu?
Şaşırmaktan ziyade heyecanlanıyorum. Sürpriz doğum günü partisi hazırlıyormuş gibi, birazdan köşeden pastayla çıkıp aniden 'sürpriz'diye bağıracakmışım gibi bir heyecan. Bu benim biraz acele etmeme neden olabiliyor, farkındayım. Bir an önce hikâyeyi nihayete erdirip, sürprizi gösterme arzusu beni kolumdan tutup öykünün sonuna doğru çekebiliyor. Bazı hikâyelerimin hızlı akması bundan.
Muzip ve ironik bir anlatım dilin var. Enkazın altında bile kendiyle dalga geçen bir kahramanın var mesela. Ama hep bir yanında gizli bir hüzün saklı. Yazarken hangi duyguların önce ben diyor?
İnşallah çok klişe bir cevap olmaz ama hüzün ve neşe çok uç duygular değil benim için. "Kriz anında yüklenen gereksiz mizah" diye bir ifade var ya sosyal medyada, işte o beni anlatıyor.
Bir gece tansiyonum fırlamış, kalbim feci atıyor, kalp krizi geçiriyorum sanıyorum. Apar topar acile gidiyoruz. Müşahede odasında uzanırken, biraz rahatlayınca bende bir şakalar, komiklikler... Eşimle gülüp duruyoruz. Tabii ben kendi başıma gelen olaylarda eğleniyorum, Yüce Rabbim kimseyi sevdikleriyle imtihan etmesin.
Medyaya çok içerden ve ince eleştiriler var özellikle Okeyle Açan Kazanır'da. Bir medya çalışanı da olduğun için okurun olan meslektaşlarından nasıl dönüşler aldın?
25 yılı aşkın süredir medya çalışanıyım. Artı olarak eşim İdris Saruhan da meslektaşım. Hani derler ya bu saçlar değirmende ağarmadı. Ama tabii ki sonuçta bu bir kurgu. İçinde abartı da, ironi de var. Birebir anlatım da olabilir, bire bin katmış da olabilirim. Bence bu nedenle negatif bir yorum almadım ya da kimse üzerine alınmak istemedi :) Daha çok aynen senin gibi, gelen tepkiler merak edildi. Merak edenleri biraz daha meraklandırayım, yazdıklarım yazmadıklarımın küçük bir parçası. Yazacak mıyım? Pek sanmıyorum :)
Çalışan kadının gündemi çok fazla yansımaz edebiyata, sinemaya. Yakın zamanda bir dijital platformda yayınlanan Modern Kadın dizisi bu anlamda kadınlara yönelik mobbingleri çok net bir bakışla ekrana getirmişti. Süper Selma sanırım bu diziden önce yazılmış bir öykü. Selma nasıl yazdırdı sana kendini?
Modern Kadın dizisini izlemedim. Ama mobbingler her gün vizyonda. Her yanımız Selma...
Erkekler de mobbinge uğruyor tabii ama kadınlara yapılan mobbing artık yapanlara da kadınlara da mobbingmiş gibi bile gelmiyor. Normalleşmiş. En basitini söyleyeyim. İki kadın yan yana durup konuşunca adı dedikodu oluyor. Niye? Kadınlar dedikodu yapmaz demiyorum ama her konuşma da dedikodu değil. Değildir yani. Değildir di mi?
Öykülerinin çoğu, hatta özellikle Söylence bir kısa film ya da film senaryosu gibi. Bir ara senaryo ile de ilgilendiğini biliyorum. Öykü yazarlığın ilerde senaristliğe evrilebilir mi?
Mümkünse evrilsin lütfen. Çok beğenerek izlediğim dizilerin jeneriğinde senarist olarak adımın yazdığını hayal ederim bazen. Çok güzel bir şey değil mi bu? En az öykü kitabının üzerinde adınızın yazması kadar güzel ve büyüleyici.
Gazeteci Emeti Saruhan yazar Emeti Saruhan'la röportaj yapsa ona ne sorardı?
Gazeteci olarak sormayayım ama Okeyle Açan Kazanır'ın Samet'i olsaydım şunu sorardım:
"İyi de kardeşim, yazdın da n'oldu?"
