HAKAN Güldağ’la birlikte Habaş Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Başaran’ın odasına girdiğimizde telefondaydı. İster istemez kulak misafiri olduk:
- Arkadaşlar, maalesef demir-çelikte fiyat kıranlar var ama biz yapamayız. Nereye, ne zamana kadar zararına satış yapılabilir? Olacak iş mi?
Telefonu kapattıktan sonra bize döndü, dert yandı:
- Türkiye, demir-çelik ürünleri için “yol geçen hanı” gibi oldu. Uzak Doğu başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinden demir-çelik geliyor. Bazı yerli üreticiler de çok fazla fiyat kırmaya başladılar. Zararına mal satıyorlar. Bütün sektörü zor duruma düşürüyorlar.
Mehmet Başaran, bazı yerli üreticilerin fiyat kırmalarının gerekçesini şöyle açıkladığını aktardı:
- Enflasyonla mücadele programı çerçevesinde faizler yüksek seyrediyor. Ayrıca özellikle işletme kredisi konusunda bankalarda muslukların kısılmış hali devam ediyor. Kimi sektör oyuncuları pahalı kredi kullanmak yerine fiyat kırıp nakit ihtiyacını karşılıyor.
Şu noktaya işaret etti:
- Bütün dünya çelik sektörünü gümrük vergileriyle koruyor. Türkiye, dünyanın demir çeliği için açık pazar haline gelmiş bulunuyor.
Başaran’ın anlattıklarını dinlerken 28 Şubat 2026’da ekonomim.com sitemizin düzenlediği, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in sunum yaptığı “Ufuk Turu” toplantısında, Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı’yla yaptığımız sohbeti anımsadım.
Fuat Tosyalı, Bakan Şimşek’in de not alarak izlediği sohbette önce demir çelik sektörünün önemi üzerinde durmuştu:
- Çelik sektörü olmayan bir ulusun bağımsızlığından söz edilemez. Bugün ticaret savaşlarının da ana aktörü çeliktir.
Türkiye’nin çelik üretiminde dünyada 7’nci sırada olduğunu kaydetmişti:
- Sektörümüz uzun süredir yoğun dış baskı altında. Uzun süre Rusya ve Ukrayna’nın devlet dampingli ürünleriyle mücadele ettik. Son 4-5 yılda tablo değişti. Bu kez Çin kaynaklı “istila” söz konusu. “Yıkıcı” rekabet, “yok edici” rekabete dönüştü.
Ülkemizdeki büyük üretim kapasitesine rağmen geçen yıl 19 milyon ton çelik ithalatı yapıldığının altını çizip, Avrupa Birliği’ne (AB) de dikkat çekmişti:
- AB de Türk çeliğine karşı önlemler alıyor. Gümrük Birliği ve serbest ticaret anlaşmalarına rağmen kota uygulaması başlattı. Farklı isimler altında çelik girişini engellemeye çalıştılar. Sonra kotaları daha da aşağı çektiler.
Mehmet Başaran, durumu daha detaylı, verilerle anlatmaları için inşaat demirinden yassı çeliğe kadar farklı birimlerdeki yöneticilerini odasına çağırdı. İlk gelen yönetici inşaat demiri tarafına bakıyordu:
- İthal ürünler karşısında fiyat kıran bazı yerli üreticilere inşaat demirinin tonunu 565 dolara satıyor. Oysa bizde inşaat demirinin ton başına maliyeti 590 dolara yaklaşıyor. Çin’den ise aynı ürün, liman teslimi 530 dolara ülkemize giriyor.
Yöneticilerden Serdar Kilimci araya girip yassı çelikten ihracat-ithalat verisi paylaştı:
- Bu yılın ilk 5 ayında 1 milyon tonluk yassı çelik ihracatına karşılık 1.5 milyon ton ithal ürün geldi.
Mısır’dan, Malezya’dan, Meksika’dan, Makedonya’dan ithal çelik geldiğini vurguladı:
- Mısır, bizim sektöre anti-damping vergisi uyguluyor. Dolayısıyla yüzde 50 dolayında gümrük vergisiyle biz Mısır’a ürün gönderebiliyoruz. Mısır’dan bize 140 bin ton ürün gelirken, biz 40 bin ton satabiliyoruz.
Bir örnek de Fransa’dan verdi:
- Fransa’dan ülkemize 100 bin ton dolayında yassı ürün geliyor. Bizim sattığımız 5-10 bin tonu pek geçmiyor.
Ardından İngiltere’ye uzandı:
- Türkiye, İngiltere ile serbest ticaret anlaşması (STA) imzaladı. Çok geçmeden İngiltere de Türk çeliğine kota koydu. Kotayı aşan ürünler için yüzde 50 gümrük vergisi fiyata biniyor.
Türk demir-çelik sektörü uzun süredir dampingli ithal ürünlerin piyasada haksız rekabete yol açtığını dile getiriyor, buna karşı önlem alınması yönündeki taleplerini ortaya koyuyor…
Türkiye’nin dünya demir çelik sektörü açısından “yol geçen hanı”na dönüşmesi, içerideki rekabeti de “yok edici” noktasına taşımış görünüyor…
Avrupa Birliği, Türk çeliğine uyguladığı kotaları sürekli kısıyor
HABAŞ Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Başaran, Serdar Kilimci’ye Avrupa Birliği’nin (AB) Türk çeliği ile ilgili kararlarını anlatmasını istedi. Kilimci, 2012-2013 yıllarına uzandı:
- Türkiye, Avrupa Birliği (AB) ülkelerine ilk kez 2012-2013 döneminde 400 bin tona yakın yassı çelik ihraç etti. Avrupa’nın demir-çelik devleri bizim ihracatımıza itiraz etti.
2018 yılında Habaş’ın da AB ülkelerine yassı ürün ihracatında devreye girdiğini anımsattı:
- Dolayısıyla sektörümüzün AB ülkelerine yassı ürün ihracatı arttı. AB, sonunda “global kota”ya geçti. Ancak, AB ülkelerindeki sektör devleri bunu yeterli görmedi, bir süre sonra “ülke bazlı kota”ya geçildi.
2020 yılında, yani pandemi günlerinde Türkiye’nin AB ülkelerine ihracatının arttığını kaydetti:
- Bunun üzerine Türkiye’nin kotasını 600 bin tona indirdiler. Bu yetmedi, bir süre sonra kota 400 bin tona çekildi.
AB’nin 1 Temmuz 2026’dan itibaren bir indirim daha yaptığına dikkat çekti:
- AB ülkelerine yassı ürün ihracat kotamız 160 bin tona indirilmiş durumda.
Türkiye’nin üretim gücü ile küresel marka yolculuğunu buluşturduk
ÇORUM merkezli yılların “Eve Seramik”in “İsvea Seramik” adıyla halka açılması dikkatimi çekti, Ece Holding Yönetim Kurulu Başkanı Erdem Çenesiz’e sordum:
- Halka açılırken neden “İsvea”yı bir anlamda vitrine çıkardınız?
İsvea Seramik’in de Yönetim Kurulu Başkanı olan Erdem Çenesiz, yanıta şöyle girdi:
- Ece Holding, banyo grubundaki tüm faaliyetlerini “İsvea” çatısı altında birleştirerek yalnızca şirketlerini değil, vizyonunu da tek marka altında topladı.
İtalya’nın tasarım kültürü ile Türkiye’nin üretim gücünün aynı yapıda buluştuğunu vurguladı:
- Böylece vitrifiye seramik, FFC mutfak evyeleri, gömme rezervuar, klozet kapağı ve banyo mobilyalarından oluşan 5 fabrikalık entegre bir üretim ekosistemi ortaya çıktı.
Ece Banyo’nun İsvea bünyesine katılmasıyla hem yurt içinde hem de uluslararası pazarlarda daha güçlü bir marka yapısının parçası olduğunu kaydetti:
- Bu birleşmeyi yalnızca operasyonel bir karar olarak görmedik. Dünyadaki değişimi, Türkiye’nin üretim kabiliyetini ve önümüzdeki dönemde oluşacak fırsatları değerlendirdiğimizde, İsvea’nın çok daha büyük bir sıçrama yapabileceğine inandık.
Amaçlarının yalnızca finansman sağlamak olmadığının altını çizdi:
- Daha kurumsal, daha şeffaf, sürdürülebilirliği merkeze alan ve uluslararası ölçekte rekabet eden bir şirket yapısını kalıcı hale getirmek istedik. Yatırımcıların gösterdiği büyük ilgi de bu vizyonun karşılık bulduğunu gösterdi.
Halka arzdan sağlanan kaynağın yüzde 65’ini yeni yatırımlara ayıracaklarını bildirdi:
- Önceliğimiz sürdürülebilirlik, verimlilik artışı, dijitalleşme, otomasyon ve maliyet avantajı sağlayacak teknolojik yatırımları hızla tamamlamak olacak. Bu yatırımlar uluslararası rekabet gücümüzü de önemli ölçüde yükseltecek.
Üretimi Anadolu’nun merkezinde gerçekleştirdiklerini anımsattı:
- Bu sadece duygusal bir tercih değil, aynı zamanda güçlü bir rekabet gücü avantajıdır. Enerji, iş gücü, lojistik ve üretim verimliliği açısından sahip olduğumuz avantajlar, planladığımız yatırımlarla birlikte daha da belirgin hale gelecek.
Gelirlerinin yarısını ihracattan elde ettiklerini bildirdi:
- Hedefimiz fiyatıyla değil, tasarımıyla, teknolojisiyle, inovasyonuyla ve markasıyla dünyada referans gösterilen bir Türk şirketi olmak. İsvea’nın halka arzını da bu uzun yolculuğun en önemli kilometre taşlarından biri olarak görüyoruz.
Dünyada rekabetin sadece maliyetle kazanılmadığının altını çizdi:
- Rekabet, teknolojiyle, tasarımla, sürdürülebilirlikle ve güçlü markalarla kazanılıyor. İsvea olarak biz bu dönüşümü başlattık. Attığımız adımların yalnızca şirketimizin değil, Türk vitrifiye seramik sektörünün uluslararası algısını da değiştireceğine inanıyoruz.