Ana içeriğe geç

CHP tartışmasında unutulan gerçek: Bölünen parti değil ezberler

Cemile Y. Çetin yazdı...

CHP tartışmasında unutulan gerçek: Bölünen parti değil ezberler
Odatv
16

Günümüzde siyasette en sık tekrarlanan ezberlerden biri şu:

İlk bakışta ikna edici görünen bu yargı, Batı'nın iki yüzyıllık siyasal tecrübesiyle pek uyuşmaz.

Tarih, siyaset mühendislerinin masa başında kurduğu denklemleri defalarca bozmuştur.

Seçmen, partilerin kaç parçaya ayrıldığına değil, değişen toplumsal beklentileri kimin temsil ettiğine bakar.

Birkaç örnek yeterli olacaktır.

İNGİLTERE

19'uncu yüzyılın sonlarında İngiltere'de Liberal Parti, muhalefetin tartışmasız merkezini oluşturuyordu. İşçi hareketinin bu partiden ayrılması, dönemin birçok siyasetçisi tarafından muhafazakârların işine yarayacak bir parçalanma olarak görüldü.

Fakat siyasal tarih farklı yönde aktı. Liberal Parti giderek etkisini yitirirken, İşçi Partisi yalnızca yeni bir parti olmadı, yeni bir toplumsal koalisyon kurdu.

Ramsay MacDonald’ın 1924'te başbakan olması, sıradan bir iktidar değişikliği değil, İngiliz siyasetinde merkezin el değiştirdiğinin ilanıydı...

FRANSA-İTALYA

Fransa'da da uzun yıllar aynı kaygı dile getirildi: Sol parçalanırsa iktidar olamaz...

François Mitterrand, 1971 Epinay Kongresi'nde eski örgütleri korumaya çalışmadı. Onların üzerine yeni bir siyasal merkez inşa etti. On yıl sonra Elysee Sarayı'na çıkan yol, tam da bu yeniden kuruluş sürecinden geçti. Demek ki bazen eski yapıyı ayakta tutmak değil, onu aşacak yeni bir ortak zemin kurmak belirleyici olabiliyor…

İtalya ise aynı olgunun başka bir yüzünü gösterir. Avrupa'nın en güçlü komünist partilerinden biri olan İtalya Komünist Partisi (PCI), 1991'de tarih sahnesinden çekilme kararı aldı. Parti içinden doğan Solun Demokratik Partisi (PDS) birçok yorumcu tarafından İtalyan solunun çözülüşü olarak değerlendirildi.

Fakat birkaç yıl sonra Romano Prodi liderliğinde oluşan merkez sol ittifak 1996 seçimlerini kazandı. Eski parti ortadan kalkmıştı; fakat onun temsil ettiği toplumsal enerji yeni bir siyasal biçim altında yeniden örgütlenmişti.

İSPANYA-YUNANİSTAN-ALMANYA

Bu yalnızca sol partilerin tarihi değil.

İspanya'da Franco sonrasında ülkeyi yöneten Demokratik Merkez Birliği kısa sürede dağıldı. Birçok kişi merkez sağın çöktüğünü düşündü. Oysa seçmen ortadan kaybolmadı. Aynı toplumsal taban, bu kez Halk Partisi etrafında yeniden toplandı ve Jose Maria Aznar 1996'da iktidara geldi. Parti değişmişti fakat siyasal merkez yaşamaya devam ediyordu.

Yunanistan'da da benzer bir dönüşüm yaşandı. Darbe sonrasında Yeni Demokrasi eski sağın yerini aldı. Ardından PASOK, geleneksel merkez partileri geride bırakarak ülkenin başlıca sol gücü haline geldi. Eski denge çözüldü yerine bambaşka bir siyasal denge kuruldu.

Almanya ise tersinden öğreticidir. SPD'den ayrılan birçok sol girişim, sosyal demokrasinin yerini alamadı. Çünkü siyaset yalnızca ayrılma cesaretiyle değil, toplumsal karşılıkla yürür. Buna karşılık Yeşiller, çevre, özgürlük, kentli orta sınıf ve yeni kuşak taleplerini temsil ederek zamanla ülkenin ana siyasal aktörlerinden biri haline geldi.

Demek ki belirleyici olan bölünmenin kendisi değil, yeni toplumsal zemini kimin temsil ettiğidir…

SİYASAL BİLİMCİLER NE DİYOR

Seymour Martin Lipset ile Stein Rokkan'ın klasik çalışmaları tam da bunu anlatır.

Partileri ayakta tutan isimleri, amblemleri ya da tarihleri değildir. Onları yaşatan, toplumdaki temel ayrışmaları temsil edebilme yeteneğidir.

Toplumsal fay hatları değiştiğinde, parti sistemi de kaçınılmaz olarak yeniden şekillenir.

Giovanni Sartori de aynı nedenle parti sistemlerini donmuş yapılar olarak görmez. Ona göre siyaset, sürekli yeniden kurulan bir dengedir. Eski partiler varlıklarını sürdürebilir; fakat siyasal ağırlık merkezi çoktan başka bir yere kaymış olabilir.

Bu nedenle "parti bölünürse iktidar umudu biter" sözü, siyaset biliminin vardığı bir sonuçtan çok, siyasal propagandanın ürettiği bir slogandır.

Tarih başka bir hikaye anlatıyor.

Dün düzeni temsil edenler bugün siyasetin kıyısında kalabiliyor.

Dün küçük görülen hareketler ise yarının iktidarına dönüşebiliyor.

Sandık, aritmetik hesabı değil; toplumsal değişimin aynasıdır. Siyaset mühendisleri çatlaklardan felaket çıkarır. Tarih ise bazen tam o çatlağın içinden yeni bir siyasal merkez doğurur.

Cemile Y. Çetin

Odatv.com

Kaynağa Git

İlgili Haberler