Ana içeriğe geç

Cemil Meriç’e layık olmak...

Farkında mısınız bilmem, uzun zamandır Türk edebiyatında/kültür yaşamında hep aynı isimler okunur/tartışılır oldu: Ahmet Hamdi Tanpınar, Oğuz Atay, Kemal Tahir, Cemil Meriç... Zenginlik mi saymalı bunu, bir tür tıkanıklık mı? Hayır, şikayetçi değilim. Üstünde duralım istediğim için şeytanın avukatlığına soyunuyorum sadece. Benim de kütüphanemin kalbinde bu yazarlar durmuyor mu sanki?

Cemil Meriç’e layık olmak...
Karar
16

Politik/kültürel ihtiyaçlara cevap veriyorlar bir kere. Batılılaşmacı devlet otoritesinin laiklik kaygısıyla bastırdığı geleneksel/Osmanlıcı Türk kimliğini [Türkiye’nin Ruhunu] belirginleştirip tartışma konusu yaptılar. Doğu-Batı, gelenek-modernite, din-laiklik gibi ikilikler karşısında aldıkları esnek tavır onları diğer yazarlara göre daha cazip kılıyor bence. Resmî ideolojiyi de tartışmaya açtıkları için, 12 Eylül’den sonra iyice dallanıp budaklanan Post-Kemalist yargıları da beslediler ister istemez az biraz. Açık toplum, sivilleşme, demokrasi, liberalizm gibi bayrakların göndere çekildiği seksen sonrası dönemde Kemal Tahir’le beraber Cemil Meriç’ten devşirilen fikirler demeti de anonimleşti: Yalan tarih, yanlış batılılaşma, aydın yabancılaşması, halk-aydın çatışması, bürokratik oligarşi, askeri vesayet, yerlilik-millilik, Osmanlıcılık…

Sonra, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ve Kemal Tahir’in romanda, Cemil Meriç’in denemede getirdiği kendine özgü dil bu coşkuyu sürekli kılıp, yeni yetişen okurları kışkırttı. Sahiden de önce üslubuyla sarsar okuru Meriç. Çağrışımlar ve imgelerle ilerleyen sıkıştırılmış bir düzyazı. Altın ışıklı ve şiire yakın. Bir arkadaşımın dediği gibi: “Önce çarpar, sendeletir, kendine getirir. Sonra da yapayalnız bırakır insanı.” Yalnız ve kafası karışık…

Benim için de öyle oldu Cemil Meriç okumak. İdeolojilerin ve hazır kalıpların sorularıma yetersiz kaldığı ilk gençlik yıllarımda okudum Cemil Meriç’i. Alemi, dünyayı, toplumu, tarihi, bu ülkeyi anlamak istediğim o yıllarda onun kitapları istikamet verdi bana. Okudum; Hamid’in deyimiyle, “aynı yazarları ve aynı kitapları kendimi zehirleyecek kadar çok…” Aynı yazarlar: Tanpınar, Kemal Tahir, Oğuz Atay ve Cemil Meriç... Çok okudum. Merakla, hayranlıkla, zevk alarak, şaşarak, heyecanlanarak, hırsla ve çoğunlukla hak vererek…

Ama Cemil Meriç okumak beni militanlaştırmadı hiçbir zaman. Şüphe duymasını, soru sormasını, kafa karışıklığından da sonuçlar çıkartmasını bilen birisi yaptı ama militanlaştırmadı. Bazı okurları gibi daha milliyetçi daha dindar daha Osmanlıcı daha yerli daha anti-batılılaşmacı olmak için okumadım ki; karanlık bir ormanda kaybolunca yolum, Vergilius’um saydım onu. ‘Düşünmeyi’ öğrendim Cemil Meriç’ten. Kimi zaman yargılarımı askıya almak, Araf’ta kalmak kesin inançlara, iddialı fikirlere sahip olmaktan daha cazipmiş gibi geldi bana. Bugün bile aklımın bir yanı okuduğum her kitaba hak verirken, öte yanı da hemen inkâr ediyor yazılanları. Beynimin içinde binlerce şüphe kurdu, kımıl kımıl…

‘Mağaradakiler’ kitabının ilk elli sayfasını hatırlayalım. Orada bir kelimenin [entelektüelin] tarifi etrafında dönüp durur, kitaptan kitaba, düşünürden başka düşünüre sıçrayarak. İkna etmek için değil, şaşırtmak, kafamızı karıştırmak ister gibi her tanımı önümüze koyar, sağını solunu yoklar, tam kabul edecekken şüpheye düşürür bizi. Bu Cemil Meriç’in bir yanıdır. Fakat kararsızlığı erdem olarak sunmaz asla. Ayakları bassa da Araf’a, ilelebet durulacak berzah değildir onun için. Cehennemden çıkmıştır yola, cenneti aramaktadır ve Beatrice’i... Bu da bir öteki yanı.

Hükümleri vardı yani. Şahsiyeti de... Tarafsız değildi ama taraftar da olmadı. Yer yer romantik bir Doğu tahayyülüne kapılsa bile, kimi hükümleri aceleci olsa da bazan bir aralık bırakır okura Cemil Meriç. İdeoloji haline gelmez düşünceleri. Sistemleşmez, katılaşmaz. Tavır alıştır yalnızca: Batılılaşmaya karşı Osmanlı’dan, İslam’dan, gelenekten yana bir tavır alış. Ama Avrupa medeniyetine de sırt dönmeden: Ne aşağılık kompleksi ne kibir... Çokça okumaya, çokça düşünmeye, anlamaya, dürüstlüğe, her fikre saygı duymaya samimi davettir onunkisi. Öyleyse kitaplarının ima ettiği okur olmak için, sadece politik/kültürel ihtiyaçlardan neşet eden vasat bir ideolojik tutumla okumamak gerekiyor onu. Soru sormanın cevaplamaktan, aramanın bulmaktan daha uyanık kılacağını bilerek okumalı. Aydınlık alnını dikkatle kitaba eğdiği fotoğraf geliyor gözümün önüne Cemil Meriç denildiğinde. Mutlu oluyorum.

Esenler Belediyesi bir dizi etkinlikle andı üstadı, ‘yüz onuncu’ doğum yılında. ‘Kenar Batı’dan Notlar’ başlıklı denemem, ‘Cemil Meriç Kültür Sanat Sezonu’na özel düzenlenen deneme yarışmasında birinciliğe layık görüldü. Bahtiyarım.

Kaynağa Git

İlgili Haberler