Ana içeriğe geç

Kalıpları kıran melodiler

Veronica Swift için müzik, türlerin ve kuralların ötesinde bir ifade alanı. Cazın köklü geleneğinden beslenen ancak rock'tan klasik müziğe, teatral anlatımdan çağdaş performansa uzanan özgür yaklaşımıyla kendi kuşağının en özgün sanatçıları arasında gösterilen Swift, 13 Temmuz'da İstanbul Caz Festivali kapsamında Sultan Park sahnesine çıkacak. Dünyanın gözünü çevirdiği sanatçıyla, müzikte sınırları aşmayı, sahiciliği ve kendi yolunu açmanın bedelini konuştuk.

Kalıpları kıran melodiler
Cumhuriyet
16

Caz dünyasında son yıllarda adından en çok söz ettiren isimlerden biri olan Veronica Swift, yalnızca güçlü sesiyle değil, müziğe bakışıyla da dikkat çekiyor. Çocuk yaşta başladığı kariyerinde geleneksel cazın sınırlarını zorlayan Swift; rock, klasik müzik ve teatral performansı aynı potada eriten üretimleriyle kendi kuşağının en özgün vokallerinden biri olarak görülüyor. Bir gün Wynton Marsalis ile aynı sahneyi paylaşırken, ertesi gün rock grubu DAME ile bambaşka bir kimliğe bürünebilen sanatçı, türler arasındaki duvarları yıkmayı amaçlayan “TransGenre” yaklaşımıyla müziğin kalıplara sığmayacağını savunuyor. 13 Temmuz’da İstanbul Caz Festivali kapsamında Sultan Park sahnesinde dinleyiciyle buluşmaya hazırlanan Swift ile müziğin sınırları, sanatçının kendine sadık kalma mücadelesi, cazın bugünü ve sahnedeki özgürlük hissi üzerine konuştuk.

- Müziği sıklıkla içgüdüsel bir şey olarak tanımlıyorsunuz. Bir müzikal yönelimin gerçekten size ait olduğunu, çevrenizdeki beklentilerden kaynaklanmadığını nasıl anlıyorsunuz?

Deneyim ve zamanla insan içindeki sesi dinlemeyi öğreniyor. Dokuz yaşımdan itibaren ailemin ve büyük caz ustalarının mirasını sürdürmem gerektiği düşüncesiyle büyüdüm. Bu genç bir insan için ağır bir yük olabiliyor. Oysa benim anlatacak kendi hikâyem vardı. Ne zaman kendi tarzımı ortaya koymaya çalışsam dirençle karşılaştım. Sonunda kendi yolumu açmam gerektiğini fark ettim. Duke Ellington’dan Queen’e kadar büyük sanatçıların yaptığı da buydu. Kendi şarkılarımı söylediğimde ve sahnede teatral yanımı özgürce ortaya koyduğumda kendimle barış içinde hissediyorum. Karşımda beş kişi ya da beş bin kişi olması fark etmiyor; önemli olan tamamen kendim olabilmek. Dinleyicilerime de bunu hissettirmek istiyorum. Bu yüzden önce kendi söylediklerimle yaşamaya çalışıyorum.

- Müziğiniz caz, rock, klasik müzik ve teatral performans arasında dolaşıyor. Türler arasındaki sınırların yaratıcılığı kısıtladığını düşünüyor musunuz?

Her türlü sınır kısıtlayıcıdır. Türlerin birbirinden kesin çizgilerle ayrılması gerektiğine inanmıyorum; aksine birbirlerini beslemeliler. Ben yaratıcı yönü belirleme görevini şarkıya bırakıyorum. İnsanların belli tarzları sevmesini anlıyorum ama benim kuşağım aynı kalıpların sürekli tekrar edilmesinden yoruldu. Hem geldiğimiz yeri hem de bugün bulunduğumuz noktayı yansıtan müzikler duymak istiyoruz. Eğer sanat dünyayı yansıtıyorsa, müzikte de duvarlara ihtiyacımız yok. “TransGenre” adını verdiğim yaklaşım tam olarak bu sınırları aşmayı amaçlıyor ve bunu hem caz hem de rock performanslarımda uyguluyorum.

MELODİ NEFES ALAMIYOR

- Müziğin temel unsurlarından biri olarak melodinin öneminden sık sık söz ediyorsunuz. Güçlü melodilerin günümüz şarkılarında daha az duyulmasının nedeni sizce ne?

Rap ve hip-hop’un ana akım müzikte yükselişiyle ritim ve sözler daha fazla öne çıktı. Bundan şikâyetçi değilim ancak klasik müzik, caz ve klasik rock seven biri olarak güçlü melodileri ve armonik zenginliği özlüyorum. Üstelik bunlardan birini seçmek zorunda olduğumuzu da düşünmüyorum. Günümüzde çok yaratıcı sözler yazılıyor ama çoğu zaman melodinin nefes alacağı alan kalmıyor. DAME’de akılda kalan melodileri, güçlü ritimleri, armonik zenginliği ve iyi yazılmış sözleri bir araya getirmeye çalışıyorum. Yine de bugün hâlâ çok güzel melodiler yazan sanatçılar var. Billie Eilish ve Finneas’ın “What Was I Made For?” şarkısı bana göre zamana dayanacak eserlerden biri.

- Sahne performansınızda güçlü bir dönüşüm ve teatral anlatım hissi var. Sahneye çıktığınızda kendinizi daha savunmasız mı yoksa daha özgür mü hissediyorsunuz?

Kırılgan olmak özgürleştiricidir. Teatral tarafım aslında benim en gerçek hâlim. Kostümleri, aksesuarları ve prodüksiyonu hikâye anlatımının bir parçası olarak görüyorum. Bir performansı yalnızca duymak değil, tüm duyularımla deneyimlemek istiyorum. Kendimi en iyi bu şekilde ifade edebiliyorum. Bunlar olmadan sanki bir kafesin içindeymişim gibi hissediyorum. Elbette yalnızca sesiyle iletişim kuran sanatçılar da var ve bu da son derece güçlü olabilir. Doğru ya da yanlış yok; bu sadece benim kendimi ifade etme biçimim.

- Günümüzde birçok sanatçı belirli ve kolay tanınabilir bir kimliğe sığma baskısı hissediyor. Tek bir türle tanımlanmayı reddetmek sizin için hiç riskli oldu mu?

Bence büyük hiçbir şey güvenli alanda kalarak ortaya çıkmaz. Müzikal ufkumu genişletmek kariyerimde verdiğim en doğru kararlardan biriydi çünkü bana gerçek dinleyicilerimin kim olduğunu gösterdi. “Veronica Swift” ya da “DAME” diye bir kitle yok; sadece müziği seven insanlar var. Ben, yaptığım işin yalnızca bir kısmını seven büyük bir kitleden ziyade, ne üretirsem üreteyim benimle kalacak sadık bir dinleyici kitlesini tercih ederim. İnsanları pazarlanabilir kalıplara sokma baskısı çok gerçek. Ancak kim olduğunuzu ve ne yapmak istediğinizi biliyorsanız, daha zor olsa da kendi yolunuzdan gitmenin sağladığı özgürlük paha biçilemez. Ödüllere ihtiyacım yok; iyi bir sanatçı olduğumu biliyorum ve dinleyici kitlem de bunu doğruluyor.

‘DİNLEYİCİNİN BENİ TANIMASINA İZİN VERMEDİM’

- Sıklıkla sahicilikten ve insanları memnun etmeye çalışmaktan kaçınmaktan söz ediyorsunuz. Algoritmaların ve görünürlüğün belirlediği bir çağda, sanatçıların kendilerine sadık kalması daha mı zorlaştı?

İnsanın kendisine sadık kalması her zaman zordu. Bu yalnızca sanatçılar için geçerli değil; baskı bazen toplumdan, bazen aileden, bazen de sosyal medyadan geliyor. Bu yüzden sezgilerine güvenerek kendi yolunda ilerleyen sanatçılar zamanla gerçek kimliklerini ortaya koyuyor. Buradaki en önemli şey tutarlılık, kalın bir deri geliştirmek ve kendinizi başkalarıyla kıyaslamamak. DAME için yazdığım bir şarkıda “İnsanlar yalnızca onlara gösterdiğini bilir, zihnini okuyamazlar” diyorum. Bunu öğrenmem 15 yılımı aldı. Uzun süre dinleyicilerimin beni gerçekten tanımasına izin vermedim. Her gün bir mücadele ama “Taoizm, The Four Agreements” kitabı ve hayat arkadaşım Brian Viglione merkezde kalmama yardımcı oluyor. Onun kendi yoluna sadık kalma konusundaki yaklaşımı benim için büyük bir ilham kaynağı.

Kaynağa Git

İlgili Haberler