İstanbul’da düzenlenen edebiyat temelli şehir gezileri, kitapları yalnızca okunan metinler olmaktan çıkarıp şehrin içinde yeniden yaşanan bir deneyime dönüştürüyor.
Rehberliğini Rümeyse İlter’in, kitap anlatıcılığını ise Oğuz Aktürk’ün üstlendiği bu turlar, edebiyatı mimarlık ve şehir tarihiyle bir araya getirerek katılımcıları romanların izini sürerek İstanbul sokaklarında yürütüyor. Amaç, metinlerde geçen mekânları zihinde canlandırmanın ötesine geçip, onları şehirde birebir karşılıklarıyla birlikte okumak.
Daha önce Orhan Pamuk’un “Masumiyet Müzesi” ve Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” eserleri üzerine gerçekleştirilen proje, İhsan Oktay Anar’ın “Puslu Kıtalar Atlası” ile dördüncü kez hayata geçiriliyor.
Euronews'e konuşan rehber Rümeysa İlter, "Ben aynı zamanda sanat tarihçisiyim. Amacımız, kitap okurken gözlerimizi kapatıp hayal ettiğimiz dünyayı İstanbul’la birleştirmek. Kitaplarda geçen mekânları sadece okumak değil, o mekânların içine girebilmek. Şu an için İstanbul’da derinliği olan kitaplarla bu çalışmaları sürdürüyoruz, ileride farklı rotalar da olabilir," dedi.
Oğuz Aktürk ise, "8 yıldır YouTube, Instagram, TikTok ve Facebook’ta içerik üretiyorum. Biz kitaplarla ilgili geziler düzenliyoruz, özellikle kitapların içinde geçen mekânlara odaklanıyoruz. Şu an sadece İstanbul’da yapıyoruz, ileride başka şehirler de olabilir. Ben mimarlık mezunuyum, bu yüzden bu geziler aslında mimarlık ile edebiyatın kesişiminde duran çalışmalar gibi düşünülebilir," ifadelerini kullandı.
"Fikir, 'Puslu Kıtalar Atlası’nı dördüncü kez okumamla birlikte ortaya çıktı. Bazı okumalarda insanın gözünde farklı şeyler parlıyor, bu sefer de mekânlar benim için görünür oldu. Kendi mesleğimle de birleşince, mimarlık ve kitaplarda geçen mekânların önemini insanlara birlikte anlatmak istedim."
"İstanbul’un seçilmesi çok önemli çünkü mekânı olan, rotası çıkarılabilen kitaplar gerekiyor. Mesela ‘Kürk Mantolu Madonna’ gibi İstanbul’da geçmeyen bir metinle bu formatı kurmak zor. O yüzden daha çok İstanbul’da veya yakın semtlerde geçen, turistik ya da yürünebilir rotası olan kitapları seçiyoruz."
"Katılımlar genellikle 40–45 kişi arasında değişiyor. Önceki ‘Puslu Kıtalar Atlası’ gezimiz 45 kişiydi. ‘Masumiyet Müzesi’ 25–30 kişi civarındaydı," diye ekledi.
İhsan Oktay Anar’ın “Puslu Kıtalar Atlası” üzerine kurgulanarak gerçekleştirilen rotada Galata Kulesi’nden başlıyor. Rota, Camondo Evi ve Camondo Merdivenleri, Bankalar Caddesi (eski adıyla Voyvoda Yolu), Azapkapı, Galata Surları, Arap Camii, Yelkenciler Hanı, Mihal Kapı ve Karaköy üzerinden ilerliyor. İstanbul’un farklı tarihsel katmanlarını bir araya getiren bu güzergâh, romanın atmosferiyle şehrin dokusunu yan yana getirerek katılımcılara edebiyat ile mekân arasında doğrudan bir ilişki kurma imkânı sunuyor.
'Puslu Kıtalar Atlası'
İhsan Oktay Anar’ın “Puslu Kıtalar Atlası,” 17. yüzyıl İstanbul’unda geçen tarih, felsefe, macera ve hayal gücünü birbirine karıştıran postmodern bir romandır. Merkezinde, dünyayı anlamaya çalışan Uzun İhsan Efendi ile hafızasını kaybettikten sonra kimliğini arayan oğlu Bünyamin’in hikâyesi yer alır. Ancak roman klasik bir olay örgüsünden çok, gerçeklik ve rüya arasındaki sınırın sürekli belirsizleştiği, anlatının kendi içinde katmanlandığı bir kurguya dayanır. Metin boyunca İstanbul, sadece bir arka plan değil, hikayeyi taşıyan ve dönüştüren canlı bir mekân olarak öne çıkar.
Romanın İstanbul ile ilişkisi özellikle şehrin 17. yüzyıldaki çok katmanlı yapısı üzerinden kurulur. Galata, liman çevresi, ticaret yolları ve dar sokaklar korsanlar, tüccarlar, seyyahlar ve marjinal karakterlerle birlikte bir anlatı evrenine dönüşür. Bu yönüyle İstanbul, gerçek ile kurmacanın birbirine karıştığı bir zihinsel alan gibi kurgulanır. Şehir, romanda sadece fiziksel bir coğrafya değil, aynı zamanda insanın algısını ve gerçeklik anlayışını sürekli sorgulayan bir sahne işlevi görür.