Ana içeriğe geç

KOBİ’lerin yapısal zaafları

KOBİ’lerin yapısal zaafları
Ekonomim.com
16

“Birçok tartışmanın çıkmazı bilgi eksikliği değil. İnsanlar çoğu zaman bir fikri savunduklarını zannediyor; oysa farkında olmadan bir dünya görüşünü savunuyorlar. Bu nedenle tartışmaların önemli bir kısmı gerçeği aramak yerine mevcut kanaatleri doğrulama çabasına dönüşüyor.”

Mikrolar hep mikro kalacaksa, küçük işletmeler hep küçük kalacaksa bu durum sanayimizin katma değer odaklı büyümesi gibi bir amaca ulaşmamız imkansız... İşletmeleri organik ya da inorganik şekilde büyümeye teşvik edecek, hatta zorlayacak bir plan yürütülmesi gerekiyor. Nasıl TOKİ, kentsel dönüşüm konusunda öncü ve yönlendirici bir kurumsal, firmaların birleşip büyümeleri için yeni bir kamusal yapı oluşturulabilir.

Tartışamama sorunumuzu ne kadar güzel anlatan bir ifade; öyle değil mi? Hemen her konuda, insanların bir ön kabulleri var. Sorunlara çözüm arama aşamasında, taraflar bu ön kabullerini karşı tarafa empoze etmeye çalışıyor. Tartışma ya anlaşmazlık ile sona eriyor ya da ikna olmamış bir kabullenme ile.

Konumuz KOBİ’lerin sorunları. Bunların ne olduğuna uzun uzadıya girmeyeceğim ancak genel bir çerçeve çizmek isterim. Firmalarımızın sorunlarının bir kısmı kendi iç dinamiklerinden, bir kısmı ise sektördeki, ülkedeki, çevre ülkelerdeki olumsuz gelişmelerden kaynaklanıyor. Ancak bu konudaki tartışmalar çok büyük oranda dış faktörlere odaklandığı için, sorunun bir ayağı hep eksik kalıyor.

Ben özel sektörümüzün kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan (ama ekonomik konjonktürün de beslediği) üç temel sorunu olduğunu görüyorum. Bunlar:

• Firmaların sektörel dağılımı bozuk

• Ölçek küçüklüğü

• Değişim ihtiyacı hissedilmemesi

TÜİK’in işyerleri sayımına göre Türkiye genelinde 4,3 milyon işyeri (işletme değil) var. Bunların 1,4 milyonu toptan ve perakende ticaret sektöründe, 650 bini ulaştırma ve depolama sektöründe, 480 bini imalat sanayiinde, 330 bini konaklama ve yiyecek sektöründe, 320 bini inşaat sektöründe faaliyet gösteriyor. Nüfusla kıyasladığımızda her 20 kişiye bir, 100 kişiye beş işyeri düşüyor. Diğer ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye’deki işletme sayısı da işyeri sayısı da oldukça yüksek.

Konuya imalat sanayi özelinde bakalım bir de…

480 bin girişim arasında fabrikasyon metal ürünleri firmaları 69 bin ile toplam girişimlerin yüzde 14,4’ünü temsil ediyor. Tekstil ve giyim 90 bin girişimle toplam sanayimizin yüzde 18,7’sini oluşturuyor. Gıda imalatı 60 binden fazla girişimle yüzde 12,7 paya sahip. Mobilya ise ülkedeki her 10 sanayi girişiminden birine sahip.

Fark etmiş olduğunuzu düşünüyorum ama ben yine de altını çizeyim. Bu saydığım sektörler, ülkedeki sanayi işletmelerinin yarıdan fazlasına ev sahipliği yapıyor. Arada istisnaları olsa da; büyük kısmı emek-yoğun sektörler ve yine büyük kısmı düşük ve orta-düşük teknolojili alanlar.

Sanayi işletmelerimizin sektörel dağılımı ile dünyanın ve Türkiye’nin bugünkü ekonomik gerçekleri arasında bir uyuşmazlık var. Geleneksel ve düşük teknolojili sektörlerde bir yığılım, buna karşılık daha yüksek katma değerli, daha yüksek teknolojili ama bir taraftan da daha fazla sermaye gerektiren sektörlerdeki işletme sayısında ise zayıflık görüyoruz. Dağılımdaki bu bozukluğun, sermaye birikiminin zayıflığı, ortaklık kültürünün zayıflığı, ekonomik konjonktürde sık dalgalanma, fizibilite ve sektör analizi yapmadan parlayan sektörlere girme, devletin yönlendirme eksikliği gibi çok sayıda nedeni var.

KOBİ’lerin yapısal zaafları - Resim : 1Hem bu nedenler, hem de kronik enflasyon-cari açık-kur dengesizliği üçgeninin yarattığı ortam sebebiyle firmalarımızın başka bir zayıflığı genel olarak ölçeğin çok küçük olması. Dünyanın tüm ülkelerinde KOBİ’ler toplam işletmelerin en az yüzde 96-97’sini temsil eder. Bizde de durum benzer ama bariz bir fark var. Ülkedeki tüm sektörler genelinde KOBİ’ler işletmelerin yüzde 99,9’unu oluşturuyor. Yani bizde büyük ölçekli firmaların toplamdaki payı sadece binde 1,5. Benzer şekilde orta ölçekli firmaların payı da sadece binde 8. Yani mikro ve küçük ölçekliler toplamın yüzde 99’unu temsil ediyor. Detayları tabloda görebilirsiniz. Buradaki sorun, işletmelerimizin çok çok büyük kısmının son derece küçük ölçeğe sahip olmaları ve buna paralel olarak sayılarının da nüfusumuz ve diğer ülkeler ile kıyaslandığında son derece yüksek olması.

Şimdi ölçek konusunda imalat sanayi işletmelerine dönelim… 480 bine yakın işletmenin, 418 bini mikro ölçekli. Bunların yıllık ortalama cirosu 140 bin dolar. Küçük ölçekli işletmelerin sayısı 45 bin civarında. Toplamın yüzde 10’una yakın bu kitlenin yıllık ortalama cirosu 2,1 milyon dolar. Orta ölçekliler sanayimizin yüzde 2,5’ini temsil ediyor ve yıllık ciroları ortalama 12,4 milyon dolar. Türkiye!de büyük ölçekli sanayi işletmelerinin sayısı 2500 civarında. Toplamın binde 5’ini oluşturuyorlar ve yıllık ortalama ciroları 162 milyon dolar.

Bu sınıflandırmada, sanayi sektörlerimiz arasında yine mikro ve küçük ölçeklilerin yüzde 97 paya sahip olduklarını, buna karşılık cirolarının son derece düşük olduğunu görüyoruz. Bu veriler bana, sanayi tarafında verimsiz bir kaynak dağılımı olduğunu ve bunun firmaları mali açıdan daha kırılgan hale getirdiğini söylüyor.

Ölçek küçüklüğü işletmeleri konjonktürel dalgalanmalara karşı daha kırılgan yapıyor. Bu kadar küçük ölçekli üretici-ihracatçı yapısı ile aynı kalitede, aynı spesifikasyonlarda binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce adet üretemiyor ve büyük pazarlara girmekte zorlanıyoruz, tasarım becerilerimizi artırmıyor, kopyalamaya yöneliyoruz; marka yaratmıyor fasona yöneliyoruz. Üstelik, fiyat kırmaktan başka bir rekabet yöntemi geliştiremiyor, ihracat artışı için TL’nin değer kaybetmesine bel bağlıyoruz.

Mikrolar hep mikro kalacaksa, küçük işletmeler hep küçük kalacaksa bu durum sanayimizin katma değer odaklı büyümesi gibi bir amaca ulaşmamız imkansız. Çözüm: Öncelikle firmaların, girişimcilerin bunun bir sorun olduğunu ve ölçek skalasında bir sonraki kademeye geçmenin bir ihtiyaç olduğunu kabul etmesi gerekiyor. Ardından, farklı bakanlıkların bir araya gelerek, işletmeleri organik ya da inorganik şekilde büyümeye teşvik edecek, hatta zorlayacak bir plan yürütmesi gerekiyor. Nasıl TOKİ, kentsel dönüşüm konusunda öncü ve yönlendirici bir kurumsal, firmaların birleşip büyümeleri için yeni bir kamusal yapı oluşturulabilir. Özel sektör, bu tür bir girişimden rahatsızlık değil, mutluluk duyar.

Son konumuz “Değişim ihtiyacı hissedilmemesi”. Bundan kastım şu: girişimcilerin, firma sahiplerinin azımsanamayacak bir bölümü sorunlarının aslında ne olduğunun, içinde bulundukları kısır döngünün, dünyadaki üretim trendleri ile kendilerininkinin nasıl farklılaştığının farkında değil. Bugün tek soruluk bir anket yapılsa, azımsanamayacak bir kitle iş dünyasındaki temel sorunun kur seviyesi olduğunu söyler. Kur elbette önemli bir konu ve yüksek enflasyon elbette hayati bir sorun. Ancak bizim özellikle tarım ve sanayide bir mantalite değişimine ihtiyacımız var. Bu, sektörlerin yeniden yapılanmasını da, ölçeğin büyümesini de, tedarik zincirleri ile entegrasyonu da, iş yapma kültürünü de, mesleki eğitimi de, teknoloji ve üretim altyapısının yenilenmesini de içeren bir değişim ihtiyacı.

Kaynağa Git

İlgili Haberler