Ana içeriğe geç

Hızlı değişim “KOBİ yaklaşımımızı” sorgulamayı gerektiriyor

Hızlı değişim “KOBİ yaklaşımımızı” sorgulamayı gerektiriyor
Ekonomim.com
16

İnsan doğasının benmerkezci eğilimi, kardeş kavgasından eltiler sorununa, kendi çocuğunu üstün görme eğiliminden, üretilen ortak değerden bir yolunu bulup kendi payını artırmaya dönük bir dizi olumsuzluk yaratır.

Geçen yıl bu günlerde, KOBİ’lerle ilgili yarım düzine yazıyı EKONOMİ gazetesinin okuyucularıyla paylaştık: 22.6.2025 günü yazının başlığı “KOBİ’nin yeniden tasarlanmaya ihtiyacı var” diyordu. Temmuz ayında 10.7.2025’te “Küçük işyerlerine ilişkin algılarımızı sorgulamalıyız” çağrısı yapılıyordu. İzleyen yazı 17.7.2025 günü okuyucuya ulaştı, “Küçük işyerlerini yeniden tanımlamanın gerek şartlarını” tartışıyordu. Ardından, 24.7.2025 günü “Zurnanın ‘zrtt…’ yer meslek komiteleri” başlıklı yazıda sivil inisiyatifler bağlamı ele alınıyordu. Temmuz ayının son günü 31.7.2025'de “Küçük işyerlerinin ‘siyasi irade’ ve ‘bürokrasi’ ayağı” irdeleniyordu. Son yazı 08.08.2025 günü okuyucuya ulaştırıldı: “Küçük işyerlerinin ‘iç dinamikleri’ temel belirleyicidir” varsayımı sınanıyordu.

Geçim örgütlenmesinin en küçük teknik birimleri olan küçük ve orta ölçek işyeri örgütleri de köklü bir değişimin geçiş süreçlerinin sancılarını yaşıyor. Bütün üretim kesimlerinde var olmanın, varlığı korumanın, zenginlik üretmenin temel araçları olan KOBİ’lerde “değişim ve dönüşüm” ihtiyacını belirleyen değişik etkenler var. Biz bu yazıda sadece aklımıza gelen sorunlar sıralamasının ilk bölümüne ilişkin gözlemlerimizi paylaşacağız: İnsan-doğası odaklı sorunlar… Servet ve sermaye kaynağı olarak küçük işyerleri, KOBİ’lerin aile kurumu bağlamı, kültürün parçalanma süreci, ve faydalı bilginin üretilmesi ve çoğaltılması konularını daha sonra tartışmayı deneyeceğiz.

Kuzgunun yavrusu

Telmo Pievani’nin “Kusurların Doğal Tarihi” kitabında “olumsallık” nedir, diye anlatırken, mutasyonlar, genetik sürüklenme, kitlesel yok oluş ve büyük ölçekli ekolojik değişmeler evrimin kurallarını değiştirir. Değişmeleri her zaman öngöremeyiz; o zaman da “şans etkisi” geçerlilik kazanır. Belli bir aşamada büyük bir avantaj oluşturan doğal seçilim etkileri tehlikeli bir kusura dönüşebilir. Evrenin tarihi şans ve istikrarsızlıklardan etkilenir. Her şey kırılgandır; çünkü kusurlu, gereksiz ve eksiktir. Kozmik ve biyolojik evrimin kendi belirlediği buluşma noktaları ve kritik dönüm noktaları olan hayatlarımız var. Kritik anların gücünün bilincinde olmalıyız değerlendirmesini yapar.

Gözlemlerimizden çıkardığımız sonuçlara göre aile-odaklı küçük işyerlerinde değiştirilmesi gereken temel eğilimlerden biri anne-babanın içgüdüsel ve duygusal algısıdır. Bu algıyı halkımızın akıl birikimi “Kuzguna yavrusu anka görünür” özdeyişiyle anlatır. Anne-babaların insan doğasından kaynaklanan sorunlarından biri, başkalarının çocuğunu çok ucuz maden, kendi çocuklarını paha biçilmez cevher gibi algılamalarıdır. Aile kurumlarında anne-baba otoritesi ile ortak iş yapma, anne-baba sağlığında daha az, anne-babanın ölümünden sonra hızlanan “aile içi çatışmalara” dönüşme potansiyeli barındırır. Kuzenler arasında kavganın kolaylığını ve hızını artıran anne-babanın kendi çocuklarını herhangi bir nesnel ölçüye vurmadan yeğenlerinden daha üstün niteliklerde görme eğilimidir.

Günümüzde bağlantıların artması, iletişimin kolaylaşması, erişilebilirlik ve ulaşılabilirlik alanlarının genişlemesi, rekabet koşullarının değişmesi ve işbirlikleri ile güç yaratma ihtiyacının farklılaşması, aile kurumu mensuplarının işyerlerinde gelenek-görenek sınırlarını aşan bir teknik ve sosyal beceriyle donatılmasını gerektiriyor. Bu becerileri içselleştirerek aile işyerlerini yönetme yerine, kendi çocuğunu üstün gören seçimlerin yapılması, işi de işyerini de hırpalıyor. Aile bireylerinin çocuklarıyla ilgili değerlendirmeleri dünya düzeninin rekabet koşullarının gerektirdiği teknik ve sosyal beceri odağından bakarak yapma ihtiyacı hızla artıyor. Ülkemizde büyük bir çoğunluğu aile kökenli olan KOBİ’lerin daha sağlıklı gelişme yaratmaları için insan doğası odağından bakışın zaafların aşılması gerekiyor.

Aşırı ve noksan değerlendirme

Aile çocuklarının “aşırı ve noksan değerlendirilmesi”, küçük ve orta ölçekli işyeri örgütlenmelerinin ezeli ve ebedi sorunu olarak gündemimizde yerini koruyor. Bu sorunu nasıl aşacağımızı bütün iletişim platformlarında tartışırsak, değişen koşullara uyumlu algı değişimi de yaratılabiliriz. Anne ve babaların çocuklarını aşırı ve noksan değerlendirmesi kadar önemli bir başka etken, “akla nazar değmez” gerçekliğidir. İster kardeş olalım, ister akraba, komşu ya da yabancı küçük ve orta ölçek işyerlerinde aşılması gereken engelimiz kendimize biçtiğimiz değerin abartılmasıdır.

Dünün toprak-odaklı geçim örgütlenmelerinde ortalama zekaya sahip bir çocuk, görgüye dayalı bilgi birikimiyle işleri yürütebilirdi. Bugün, topraktan kopan, sadece aile bireylerinin emeğiyle varlığını sürdüremeyen, bağımsız emek ücretine ihtiyacı olan işyerleri farklı bilgi ve beceri gerektiriyor. Bu farklı teknik ve sosyal beceri, iş yerlerinin birikim yetenekleri ni koruyarak uzun dönemli geleceklerini güven altına almada hayati önemi vardır. Aile-odaklı KOBİ’lerimizin güncel sorunlarından biri de, kendimizi ve çocuklarımızı duygusal değerlendirme yerine, işin gereklerine göre değerlendirme aşamasına geçilmesi. Aile-odaklı KOBİ’lerde aşılması gereken köklü sorunlardan biri “ eltiler kavgası” ve “kardeşler dırdırı” diye tanımladığımız iç kavgadır. Bu iç kavga anne-baba otoritesi ile saklanmakta, anne-baba otoritesi ortan kalkınca hızla ortamı zehirlemektedir. Bütün ailenin tarlada-sabanda birlikte çalıştığı, işbölümünün çok yalın olduğu kırsal işlerde bile sorun yaratan bir durumdur.

Sahada yapılan gözlemlerin binlercesiyle kanıtlanabilir ki, “Tanrı kardeşi aynı karından, keselerini ise ayrı yaratmıştır” halk deyişinde anlatılmaktadır. Aile içinde bile “ortağın varsa derdin de var”, “ortak atın beli kırık olur”, “ortak işte sen ağa, ben ağa, inekleri kim sağa durumu geçerlidir” ve “el elin eşeğini türkü çağırarak arar” gibi anlatımlarla aile içi ve dışı ortaklık kültürünün olumsuz değerlerle yüklü bir kültürel miras söz konusu.

KOBİ’lerde büyük dönüşümlerin önünde engel oluşturan bir başka algıyı “Ev danasından öküz olmaz” özdeyişi yansıtır. Bu, yakınımızda olanı küçümseme eğilimidir; “elimizde büyüdü” anlatımının küçümseyici ağırlığı geleneksel toplumlarda yaygındır. Bizden uzak olanı büyütme, yakınımızdaki küçümseme eğilimi; aile-kökenli KOBİ’lerde yeniden sorgulanması gereken husustur. “Davulun sesi uzaktan hoş gelir” deriz, ama yakınımızda olanı küçümseme ve önemsememe tuzaklarından da kurtulamayız.

Özellikle kırsal kesimden kentlere yaşanan büyük iç göçün yarattığı “kasaba kültürü” de KOBİ’lerin aşmaları gereken sorunlardan biridir. Kırsal kültür tanımlıdır; insanların birbirlerini evde, sokakta, kahvede, tarlada, sabanda, harmanda, çarşıda, pazarda, dernekte, düğünde, toyda, törende gözle ve sözle kontrol ettikleri sosyal örgütlenmedir. Aile kurumu da ilke ve kurallarını bir önceki kuşaktan alır; bir sonraki kuşağa devreder.

Endüstriyel aşamaya geçerken hızlı göç yaşanmaktadır. Göç edenleri için kırsal kesimin gözle ve sözle denetlenebilen değerler yaşamı sürdürmek için yeterli değildir. Kent kültür ise, gözle ve sözle denetlemeyi kurumlara devreder. Kurumlar ve onların oluşturduğu sistem, birlikte yaşamanın ilke ve kuralların gözetler ve denetler. Sistemin oturmadığı toplumlardaki boşluklar kasaba kültürüyle doldurulur.

Kasaba kültürü etkisi

Hızlı göç süreci, “kasaba kültürü odaklı” bir ara kesit oluşturur: Kırsal kesim değerlerinin işleyemediği, kent kurumlarının gerektiği gibi işlemedi bu geçiş süreci KOBİ gibi işyeri örgütlenmeleri için tuzaklarla doludur: Bu geçiş dönemi gözetim ve denetimden uzaktır. Fırsatçıdır; pusu kurma, arkadan vurma vaka-i adiye sayılır. Bende olmayan, başkasında da olmasın kıskançlığından beslenir.

Haklı olarak şu soru akla gelebilir: Kasaba kültürü aşamasının KOBİ yapılarıyla ilişkisi nedir?

Çok açık, net ve olumsuz bir etkiye sahiptir: Tedarik zincirinde iş bölümü dayanıklılığı artırmanın en önemli aracıdır. İş bölümünde herkesin, işin kalitesinde en küçük bir eksiği kabul etmeyeceği bilinç düzeyi gerektirir. Oysa kasaba kültürü, birçok KOBİ ‘nin özensizliği, ortak iş yapma bilincinden uzaklığı neideniyle tedarik zincirinde “ölçeklendirme” bir türlü istenen düzeye erişmez. Bu da, küresel ölçekte tedarikçi konumuna gelmiş ülkemizde daha hızlı gelişme yaratabilmesinin engellerinden birini oluşturur.

Yaşadığımız büyük dönüşüme KOBİ’lerin uyum göstermesi için insan-odaklı bir başka eğilimi daha aşmamız gerekiyor: Ölüm bilinci ve ben-merkezci davranış.

İnsan ömrü sonlu ve kısadır. Ortalama yaşın 80 yıl olduğunu kabul edersek, ömrümüz 30 bin gün bile değildir. Çocukluk ve yaşlılık da gücümüzün olmadığı zamanlarımızdır. O nedenle insan doğası, kısa ömre çok şey sığdırma eğilimindedir. Bu eğilim, ilke, kural ve toplumsal sözleşmelerle düzenlenmezse ben-merkezci eğilimler güç kazanır.

İnsan doğasının ben merkezci eğilimi, kardeş kavgasından eltiler sorununa, kendi çocuğunu üstün görme eğiliminden, üretilen ortak değerden bir yolunu bulup kendi payını artırmaya kadar bir dizi olumsuzluk yaratır.

Oysa günümüzde rekabet, ayrıntıda derin bilgi gerektirdiği kadar; kaynakları etkin koordine etmeyi ve odaklanmayı da gerektirir. İşletme içinde açık ya da örtük, ilkesi belirlenmemiş ve içselleştirilmemiş “kendi payını” çoğaltma eğilimi her ölçekteki iş örgütlenmesinin büyümesini engeller. Güç birliği ile gelecek inşa etme yerine, ayrılmalarda “ küçük olsun benim olsun” durağına yönelir.

Ne yapmalıyız?

Her ülkenin kendine özgü koşulları KOBİ’leri konumlandırmanın gerek ve yeter şartları farklıdır. İnsan doğası ve bilinci geliştirilerek engelleyici etkenleri aşmak gerekir. Özellikle büyük dönüşüm dönemlerinde, geçmişin önyargılarını, yerleşik doğrularını, kalıp düşüncelerini, kör inançlarını sorgulayabilme hayati önemdedir.

Aile-odaklı KOB’ler birçok ülkenin olduğu gibi bizim ülkemizin de önemli sorunlarından biridir. Bu konuda gözlemlerimizi paylaşırken yanılabilme özgürlüğünü kullanmalıyız. Konu hakkında bilgi sahibi olduğuna inananlar da, anlatılanların eksiklerini tamamlamalı ve yanlışlarını düzeltmeli. Gerekçeli ve kanıt göstererek yapılacak tartışmalar ülkemiz ve insanımızın öz gerçeğine yaklaşmamızı sağlar. Hepimiz böyle bir yol ve yöntemin yararını görebiliriz. Daha güvenilir, daha barışçı ve bir arada olmanın tadına vardığımız bir toplum ve toplumun üretim gücünü yaratabiliriz.

Kaynağa Git

İlgili Haberler