Günümüzde inşa edilen modern konutlarda tavan yükseklikleri standart olarak 2.50 ila 2.70 metre arasında değişirken, 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın başlarında inşa edilen eski evlerde bu yüksekliğin 3.5 metreyi, hatta bazen 4 metreyi aştığı görülüyor. Bugün estetik ve lüks bir mimari tercih olarak algılanan bu durum, aslında geçmiş dönemin mühendislik ve fizik kurallarını temel alan tamamen fonksiyonel ve hayati çözümlerinden biriydi.
İşte eski evlerin tavanlarının yüksek olmasının arkasındaki somut ve bilimsel gerekçeler:
Doğal klima etkisi
Elektrikli klimaların ve modern havalandırma sistemlerinin henüz icat edilmediği dönemlerde, iç mekan sıcaklığını dengede tutmak en büyük mimari zorluklardan biriydi.
Isınan havanın yükselmesi: Fizik kuralları gereği, ısınan hava genleşir ve yoğunluğu azaldığı için yukarı doğru hareket eder.
Hava koridoru oluşturma: Yüksek tavanlar, odadaki sıcak havanın yaşam alanından (yani insanların oturduğu ve nefes aldığı alt seviyeden) yukarıda toplanmasını sağlıyordu. Pencerelerin üst kısımları da genellikle yüksek tutulur veya üstlerine "vasistas" adı verilen küçük havalandırma pencereleri eklenirdi. Böylece yukarıda biriken sıcak hava dışarı tahliye edilirken, alt seviyeden içeri giren serin hava doğal bir sirkülasyon oluştururdu.
Gün ışığından maksimum fayda
Eski dönemlerde elektrikli aydınlatmanın olmaması veya çok kısıtlı olması, mimarları gün ışığını en verimli şekilde kullanmaya zorladı.
Tavan ne kadar yüksek olursa, pencereler de o kadar dikey ve geniş tasarlanabiliyordu.
Büyük pencereler, güneş ışığının odanın en uç köşelerine kadar derinlemesine nüfuz etmesini sağlıyordu. Bu durum hem mum, gaz lambası ve yağ masraflarını azaltıyor hem de iç mekanın kasvetli olmasını engelliyordu.
Hava Kalitesi ve Gaz Lambası Dumanı
19. ve 20. yüzyıllarda evlerin aydınlatılmasında gaz lambaları, mumlar ve balina yağı kullanan armatürler kullanılıyordu.
Bu aydınlatma araçları yanarken ortama ciddi miktarda is, duman ve karbondioksit salıyordu.
Alçak tavanlı bir odada bu zehirli gazlar kısa sürede insan boyuna ulaşarak solunum yolu rahatsızlıklarına ve boğucu bir ortama neden olabilirdi. Yüksek tavanlar, bu kirli gazların yukarıda depolanmasını ve pencereler vasıtasıyla tahliye edilmesini sağlayarak ev sakinlerinin temiz hava solumasına imkan tanıyordu.
Isıtma stratejisi ve sosyal statü
Yüksek tavanların kış aylarında evi ısıtmayı zorlaştırdığı bir gerçektir. Ancak geçmiş dönemlerde mimari çözümler buna göre şekillenmişti:
Bölgesel ısıtma: Evlerin tamamı değil, yalnızca yaşanılan odalar şömine veya çini sobalarla ısıtılırdı.
Statü göstergesi: Zengin aileler, ısınma maliyetini (odun ve kömür masrafını) karşılayabildikleri için güçlerini ve zenginliklerini göstermek adına tavanları alabildiğine yüksek inşa ettirirlerdi. Yüksek tavan, konuklarda bir güç ve ihtişam hissi uyandırırdı.