Toplumsal hafızamız, saman alevi gibi parlayıp sönen sahte kahramanlar ile tarihin kırılma noktalarında yazılan gerçek destanlar arasında amansız bir sınav veriyor. Bir yanda iyilik maskesiyle milyarları yöneten bir figürün trajik düşüşü, diğer yanda ise bir milletin kaderini değiştiren o karanlık gecelerin asırlık hafızası...

6 Şubat depremlerinin o tarifsiz acısı ve toz dumanı içinden adeta bir "kurtarıcı" gibi sahneye sürülen, topladığı bağışlarla kamuoyunun odağı haline gelen Ahbap Derneği ve Haluk Levent, bugün demir parmaklıkların ardında.
Enkaz altından yükselen çığlıkları, kendi geçmişinin borç enkazını örtmek için bir yalıtım malzemesi olarak mı kullandı?
Arkasından ortalığa saçılan inanılmaz boyuttaki para trafiği, mağdur edilen insanlar ve sosyal medyada alelacele "günah çıkartan" figürler inanın tam bir ibret vesikası.
Hâkimlik ifadelerine yansıyan iddialar ise bu skandalın boyutunu başka bir mecraya daha taşıyor: Gönül köprüleri kurduğunu iddia eden bir figürün, arka odalarda evlilik vaadiyle ördüğü tuzaklar... Yüksek miktarda parasını kaptırdığını söyleyen iki kadının feryadı, bu sahte cennetin sırça sarayını tuzla buz etmeye yetiyor...

Geçmişindeki kabarık suç dosyasına, cezaevi geçmişine rağmen adeta sihirli bir değnekle Türkiye’nin "en güvenilir" ismi haline getirilen Haluk Levent, aslında kronik bir illüzyonun başaktörüydü.
Milletin merhamet sağanağını kendi kurak finansal kuyularına akıtan bu adamın asıl niyeti neydi?
Bir iyilik hareketi mi, yoksa geçmişin borç harç enkazını temizlemek için kurulmuş kusursuz bir paravan mı?
Görünen o ki, vicdan korosu eşliğinde çalınan bu senfoni, meğer büyük bir alacak-verecek hesabının gürültüsünden ibaretmiş.

Ahmet Hakan’ın o isabetli tespitlerine nadiren de olsa katılmamak elde değil:
“Hepimizi inandırmadı, sadece seni inandırdı. Milletçe şokta değiliz, sen şoktasın. Herkesi kandıramadı, seni kandırdı...”
Bugün sosyal medya üzerinden "Nasıl yanıldık" diye günah çıkartan anlı şanlı araştırmacı gazetecilerden, her fırsatta iktidara taş atma hevesiyle bu figürü kutsayan sanatçılara kadar herkese bu sözler adeta birer tokat gibi iniyor. Kendi ideolojik körlüklerini "iyilik" ambalajıyla süsleyip topluma pazarlayanlar, bugün o ambalajın altında kalan çürümeyle yüzleşmek zorunda.
"Herkes ikinci bir şansı hak eder mi?" sorusuna birçoğunuz gibi benim de cevabım EVET...

‘Ancak’larım var elbet dostlar…
Haluk Levent, şans kapısını bir kere değil, defalarca hoyratça tekmeledi.
Nasıl mı?
1997’de karşılıksız çekten 9 ay hapis; ardından "çıkar amaçlı suç örgütü" davası; 2010’da ödenmeyen icra borçları yüzünden cezaevi duvarlarıyla baş başa kaldığı o karanlık günler...
Kronoloji yalan söylemez, geçmişin gölgesi insanın adımlarını elbet bir gün yakalar. 2017’de kendi ağzıyla itiraf ettiği 22 dava, karşılıksız çekler, ödenmemiş senetler...
Karşılıksız çeklerin efendisi haline gelmiş bir profilin, anketlerde sürekli 'en dürüst hayırsever' çıkması, toplumsal algımızın ne kadar kolay manipüle edildiğinin trajik bir başarı öyküsüdür.
Güven, iğneyle kuyu kazar gibi biriktirilen bir sermayedir; ancak Levent, bu sermayeyi hayali bir fabrikanın karşılıksız senetleri gibi harcamıştır.

Tarihin Aynası: "Asırlık Gece"
Toplum olarak sahte kahramanların gölgesinden sıyrılıp, gerçek ihanetler ve gerçek direnişlerle yüzleşmemiz gerekiyor. Tam da bu noktada, TRT 1 ekranlarında ilk üç bölümüyle izleyiciyle buluşan belgesel-dizi formatındaki "Asırlık Gece", hafızamızı tazeleyen muazzam bir iş olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye'nin yakın tarihindeki en kritik, en karanlık gecelerden birini, 15 Temmuz darbe girişimini somut gerçekliğe tıpatıp bağlı kalarak dramatize etmeyi başarmışlar.

Dizi; Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, TBMM, köprüler ve TRT binası gibi o gece ihanetin ve direnişin kalbi olan stratejik noktaları odağına alıyor.
Üstelik oyuncu kadrosundaki titizlik, prodüksiyonun ciddiyetini ortaya koyuyor. Fethullah Gülen rolünde Yücel Erten’in, Adil Öksüz rolünde ise Yavuz Bingöl’ün sergilediği performanslar, ihanetin anatomisini gözler önüne sermek açısından son derece başarılı.

Bir yanda sahte dürüstlük maskeleriyle ceplerini ve algıları dolduranların hüsranı, diğer yanda vatanın kaderine kastedilen o tarihi gecenin yalın gerçekliği...

Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bu kıymetli yapımdaki o sarsıcı ifadesi, adeta tarihi bir hakikatin sesi oluyor: “Hainlerin bir hesabı varsa Allah'ın da bir hesabı vardır.”

Bu sözün ışığında, millet olarak her daim uyanık kalmak; ne hayırseverlik maskesi ardına gizlenen illüzyonistlere ne de doğrudan milli irademize göz diken hain odaklara bir daha asla geçit vermemek en büyük ödevimizdir.

Geleceğimizi ve irademizi koruma bilincini tazeleyen bu anlamlı eserde emeği geçen, akıl ve gönül teri döken tüm ekibi yürekten kutluyorum.