Ana içeriğe geç

Çocuklar maşa değil, Milletin emaneti

.

Çocuklar maşa değil, Milletin emaneti
Bengü Türk
16

Bir ülkenin geleceği, yollarla, köprülerle, fabrikalarla ölçülmez. Asıl medeniyet göstergesi; çocuklarının gözlerindeki umut, vicdanındaki merhamet ve yarınlara duyduğu güvenle ölçülür.

Çocuk, yarının öğretmeni, askeri, doktoru, mühendisi, sanatçısı, bilim insanı ve devlet adamıdır. Ona uzanan her kirli el, aslında milletin geleceğine uzanmış demektir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülmeye başlanan yeni yargı düzenlemesi tam da bu noktada tarihi anlam taşıyor.

Yıllardır suç örgütleri, uyuşturucu baronları, çeteler ve karanlık odaklar çocukların yaşını bir kalkan, masumiyetini ise bir araç olarak kullandı. Kendi ellerini kirletmek yerine, daha hayatın başındaki çocukları suçun en ön safına sürdüler. Bir çocuğun omuzlarına silah yüklediler, cebine uyuşturucu koydular, eline bıçak verdiler; sonra da “nasıl olsa çocuk” diyerek hukuk sistemindeki boşluklardan faydalanmaya çalıştılar.

Oysa mesele hiçbir zaman bir çocuğun işlediği suç değildi.

Asıl suç, çocuğu suça iten düzenekti.

Asıl suçlu, çocukluğu çalan vicdansızlıktı.

Asıl mücadele edilmesi gereken, çocukları kendi kirli hesaplarının piyonu haline getiren organize yapılardı.

İşte bu nedenle Meclis’te ele alınan düzenleme ceza hukukunda yapılan teknik değişiklik olarak görülmemeli. Bu teklif, çocukları istismar eden suç mekanizmalarına verilen güçlü bir devlet mesajıdır.

Yaş küçüklüğünü istismar ederek cinayet işletenlere…

Ağır yaralama yaptıranlara…

Uyuşturucu ticaretinde çocukları kurye olarak kullananlara…

Sokakları çocukların geleceğini karartan bir pazara dönüştürenlere…

Artık hukuk çok daha net konuşacaktır.

Teklifle yaş küçüklüğüne bağlı ceza indirimlerinin yeniden düzenlenmesi ve özellikle kasten öldürme ile ağır yaralama gibi suçlarda hakime, olayın niteliğine göre indirim uygulamama yetkisinin tanınması, yıllardır dile getirilen önemli ihtiyaca cevap niteliğinde.

Elbette hiçbir vicdan, bir çocuğun ömür boyu suçla anılmasını istemez.

Ancak hiçbir vicdan da, çocukların suç makinelerine dönüştürülmesini görmezden gelemez.

Burada hassas çizgi son derece açıktır.

Çocuk cezalandırılacak obje değil; korunacak değerdir.

Fakat çocuğu kullanan suç şebekeleri de hukuk karşısında artık daha güçlü bir duvarla karşılaşmalıdır.

Çünkü çocuk adalet sisteminin temel amacı rehabilitasyon, eğitim ve topluma yeniden kazandırmadır. Bunun yanında toplumun güvenliğini sağlamak ve suç örgütlerinin çocuklar üzerinden kurduğu düzeni bozmak da devletin asli görevidir.

Bugün birçok aile evladını; dijital bağımlılık, uyuşturucu tehdidi, çeteleşme, sosyal medya manipülasyonu ve akran baskısıyla büyütmeye çalışıyor. Suç örgütleri artık karanlık sokaklardan çok telefon ekranlarının arkasında çocuklara ulaşıyor.

Bu yüzden mücadele bir tek mahkeme salonlarında kazanılamaz.

Aile güçlenecek.

Okul bilinçlenecek.

Mahalle sahip çıkacak.

Devlet koruyacak.

Toplum sessiz kalmayacak.

Çünkü bir çocuğu suçtan uzak tutmak, işlenmiş yüzlerce suçu önlemekten daha değerli.

Unutulmamalıdır ki çocuklar doğuştan suçlu değildir. Onları suça iten ihmal, istismar, yoksulluk, sevgisizlik ve onları kullanan karanlık yapılardır. Devletin görevi de suç işlendikten sonra müdahale etmek değil; o çocuğun suça hiç yaklaşmamasını sağlayacak güçlü sosyal zemini oluşturmaktır.

Şuraya bir parantez açalım:

Son yıllarda küçük yaştaki çocukların suça karışma oranındaki artış toplumun vicdanında derin yaralar açan, geleceğe dair endişeleri büyüten ciddi bir sosyal alarm. Henüz oyun çağında olması gereken çocukların, şiddetin ve suçun öznesi ya da mağduru haline gelmesi, üzerinde en çok düşünülmesi gereken meselelerden biridir.

Ne acıdır ki artık televizyon ekranlarında, gazete manşetlerinde ve sosyal medyada çocukların başarı hikayelerinden çok, birbirlerinin hayatını söndüren çocukların haberleriyle karşılaşıyoruz. Basit bir tartışmanın cinayetle sonuçlandığı, öfkenin merhametin önüne geçtiği olaylar, toplumun ortak hafızasında derin izler bırakıyor.

Ahmet Minguzzi, Atlas Çağlayan, Fatih Acacı, Hakan Çakır ve niceleri… Her biri yarım kalan hayallerin, gözü yaşlı ailelerin ve derin toplumsal acının sembolü haline geldi. Bu isimler çocukların nasıl karanlık bir girdabın içine çekilebildiğini gösteren acı birer hatırlatma aslında.

Türkiye bugün önemli bir eşikte duruyor.

Atılan her doğru adım yarının huzurunu da inşa edecektir.

Ve unutmayalım…

Bir çocuğun hayatını suçtan kurtarmak, aslında bir milletin kaderini aydınlatmaktır.

Kaynağa Git

İlgili Haberler