Ana içeriğe geç

Çöpler, atıklar artık çok değerli: Avrupa Birliği yeni Döngüsel Ekonomi Yasası hazırlıyor

21. yüzyılın en değerli madenlerinden bazıları yerin altında değil, kullanım ömrünü tamamlamış telefonlarda, eski bataryalarda, yıkılan binalarda ve bugün...

Çöpler, atıklar artık çok değerli: Avrupa Birliği yeni Döngüsel Ekonomi Yasası hazırlıyor
Gazete Oksijen
16

21. yüzyılın en değerli madenlerinden bazıları yerin altında değil, kullanım ömrünü tamamlamış telefonlarda, eski bataryalarda, yıkılan binalarda ve bugün “çöp” dediğimiz malzemelerin içinde saklı. Avrupa’nın hazırladığı Döngüsel Ekonomi Yasası da tam olarak bu bakış açısını kurumsallaştırmayı hedefliyor

Geçtiğimiz hafta Türkiye’de geri dönüşüm seferberliği başladı, 1 Temmuz itibarıyla geri dönüşümde yeni bir adım atıldı. İçecek ambalajlarını toplamaya başladık. Bu önemli bir adım umarım gerisi de gelir. Çünkü atıkları ayrıştırarak toplamak ve bunları döngüsel ekonomiye kazandırmak artık çok önemli.

Dünyanın birçok ülkesinde örnek adımlar atılıyor.

Avrupa Birliği de sanayi politikasında son yılların en büyük dönüşümlerinden birine hazırlanıyor. 2026’nın üçüncü çeyreğinde açıklanması beklenen Döngüsel Ekonomi Yasası (Circular Economy Act), yalnızca çevreyi korumayı değil, Avrupa’nın ekonomik güvenliğini ve rekabet gücünü yeniden şekillendirmeyi hedefliyor.

Bu yeni anlayış atıkları “ikinci hammadde”, şehirleri ise “yeni maden sahaları” olarak gören bir yaklaşımla hareket ediyor ve bu küresel ekonomide yeni bir dönemin habercisi olabilir.

Bugüne kadar döngüsel ekonomi çoğunlukla geri dönüşüm kutuları, plastik atıklar ve bireysel tüketim alışkanlıkları üzerinden anlatıldı. Az önce verdiğim örnekler gibi sınırlar içinde kaldı. Oysa Avrupa’nın hazırladığı yeni yasa çok daha büyük bir soruya yanıt arıyor.

Kıtlaşan doğal kaynaklar ve artan jeopolitik riskler karşısında Avrupa sanayisi ihtiyaç duyduğu hammaddeleri nasıl güvence altına alacak?

Yeni yasa geliyor

Aslında bu hikaye yeni başlamadı. Avrupa Birliği ilk Döngüsel Ekonomi Eylem Planı’nı 2015’te açıkladı. Bu sayfalarda bununla ilgili gelişmeleri daha önce de yazmıştık. 2020’de bu plan, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın önemli ayaklarından biri olarak güncellendi. Son beş yılda ise batarya yönetmeliğinden sürdürülebilir ürün tasarımına, ambalajlardan onarım hakkına kadar çok sayıda düzenleme yürürlüğe girdi. Ancak Avrupa Komisyonu, mevcut sistemin hâlâ parçalı olduğunu düşünüyor. Her ülkenin atık tanımı, geri dönüşüm kriterleri ve ikincil hammadde standartları farklı. Bir ülkede ekonomik değeri olan geri dönüştürülmüş malzeme başka bir ülkede hâlâ “atık” olarak sınıflandırılabiliyor. Bu durum hem yatırımları hem de sınır ötesi ticareti zorlaştırıyor. İşte bu nedenle Komisyon, 2025 yılında kapsamlı bir kamu istişaresi başlattı. Sanayi kuruluşları, akademisyenler, sivil toplum ve üye ülkelerden gelen görüşlerin ardından yasa teklifinin 2026’nın üçüncü çeyreğinde sunulması planlanıyor. Yeni yasanın en dikkat çekici yönü, çevre politikası olmanın ötesine geçmesi.

Temiz sanayi

Avrupa artık döngüsel ekonomiyi Temiz Sanayi Anlaşması (Clean Industrial Deal) ve rekabetçilik stratejisinin temel unsurlarından biri olarak görüyor. Çünkü elektrikli araçlar, bataryalar, güneş panelleri ve rüzgar türbinleri için gerekli olan lityum, kobalt, nikel, bakır ve nadir toprak elementlerinde Avrupa büyük ölçüde ithalata bağımlı.

Bu nedenle bugün çöpe giden elektronik cihazlar, eski otomobiller, bataryalar ve inşaat atıkları yalnızca atık değil, geleceğin stratejik hammadde rezervleri olarak değerlendiriliyor.

Yasa neleri değiştirecek?

Taslak çalışmalar ve Avrupa Parlamentosu değerlendirmelerine göre yasanın dört temel hedefi var.

Birincisi, geri dönüştürülmüş hammaddeler için gerçek bir Avrupa iç pazarı oluşturmak. Bugün geri dönüştürülmüş plastikten metale kadar birçok malzemenin kalite standartları ülkeden ülkeye değişiyor. Yeni yasa bu standartları ortaklaştırmayı hedefliyor.

İkincisi, yüksek kaliteli geri dönüştürülmüş malzemeye olan talebi artırmak. Amaç yalnızca daha fazla geri dönüşüm yapmak değil, sanayinin üretimde daha fazla ikincil hammadde kullanmasını sağlamak.

Üçüncüsü, atık ve geri dönüşüm mevzuatındaki bürokrasiyi azaltmak. Özellikle sınır ötesi atık taşımacılığı, üretici sorumluluğu sistemleri ve dijital izlenebilirlik konusunda ortak kurallar geliştirilmesi planlanıyor.

Dördüncüsü, tamir, yeniden kullanım, yenileme (refurbishment) ve yeniden üretim gibi döngüsel iş modellerinin büyümesini kolaylaştırmak.

Atık “ikinci maden” olarak görülüyor

Belki de yasanın en önemli zihniyet değişimi burada yatıyor. Avrupa artık “atık yönetimi” yerine “kaynak yönetimi” kavramını kullanıyor. Son yıllarda katıldığım neredeyse bütün sürdürülebilirlik ve döngüsel ekonomi panel ve oturumlarında bu konunun altı çiziliyor.

Bir cep telefonu yalnızca elektronik atık değil, içinde altın, bakır, paladyum, gümüş ve nadir metaller bulunuyor. Bazı şirketler bu yüzden cep telefonları toplamak için kampanyalar yapmaya başladı.

Kullanım ömrünü tamamlamış elektrikli araç bataryaları ise lityum, nikel ve kobalt açısından büyük bir kaynak oluşturuyor. Aynı şekilde eski binalar, altyapılar ve sanayi tesisleri de geleceğin “kent madenleri” olarak görülüyor. Bu nedenle yeni yasa, geri dönüşümü çevresel bir yükümlülükten çok ekonomik bir fırsat olarak ele alıyor.

Avrupa için neden kritik?

Birçok noktada örnek olan Avrupa’nın döngüsellik oranı hâlâ düşük. Kullanılan toplam malzemenin yalnızca yaklaşık yüzde 12’si geri dönüştürülmüş kaynaklardan geliyor. Bu oranı artırmak, hem karbon emisyonlarını azaltmak hem de ithalata bağımlılığı düşürmek açısından kritik görülüyor. Avrupa Komisyonu ve sektör temsilcileri, orta vadede ikincil hammaddelerin kullanımını belirgin biçimde artırmayı hedefliyor. Kısacası Avrupa’nın yeni stratejisi ekonomide dolaşımda olan malzemeleri mümkün olduğunca uzun süre sistem içinde tutmaya dayanıyor.

Türkiye için ne ifade ediyor?

Türkiye, Avrupa’nın en büyük ticaret ortaklarından biri. Otomotivden beyaz eşyaya, tekstilden ambalaja kadar birçok sektör üretimini AB pazarına göre şekillendiriyor. Dolayısıyla Döngüsel Ekonomi Yasası yalnızca Avrupa şirketlerini değil, Avrupa’ya ihracat yapan Türk üreticileri de doğrudan etkileyecek.

Geri dönüştürülmüş içerik kullanımı, ürünlerin izlenebilirliği, onarılabilirlik, yeniden kullanım ve atık yönetimi standartları giderek daha fazla rekabet kriteri hâline gelecek. Bu da Türkiye için atık yönetimini yalnızca çevre politikası olarak değil, sanayi ve ihracat stratejisinin bir parçası olarak ele alma gereğini güçlendiriyor.

2030 hedeflerine ulaşmak çok zor

Avrupa’nın döngüsel ekonomi hedefi, yalnızca daha fazla geri dönüşüm yapmak değil. Asıl amaç, doğal kaynaklara olan bağımlılığı azaltarak atıkları yeniden ekonominin hammaddesine dönüştürmek. Ancak Avrupa Çevre Ajansı’nın (EEA) son verileri, bu dönüşümün beklenenden yavaş ilerlediğini ortaya koyuyor. Bugün kullandığımız cep telefonları, bilgisayarlar, otomobiller, binalar ya da ambalajlar kullanım ömürlerini tamamladıklarında çoğu zaman “atık” olarak görülüyor. Oysa Avrupa Birliği’nin yeni yaklaşımı bu bakış açısını değiştirmeyi hedefliyor. Bu nedenle Avrupa Birliği artık “atık yönetimi” yerine giderek daha fazla “kaynak yönetimi” kavramını kullanıyor.

Avrupa Çevre Ajansı’nın (EEA) son değerlendirmesine göre, Avrupa Birliği’nde kullanılan toplam malzemenin yalnızcayüzde 12,2’si geri dönüştürülmüş, yani ikincil hammaddelerden oluşuyor. Başka bir ifadeyle Avrupa ekonomisinde kullanılan her 100 ton malzemenin yaklaşık 88 tonu hâlâ doğadan çıkarılan birincil kaynaklardan geliyor.

Daha çarpıcı olan ise ilerleme hızı. Döngüsel malzeme kullanım oranı 2010’dan bu yana yalnızca 1,5 puan arttı. EEA’ya göre mevcut eğilim devam ederse Avrupa’nın 2030 hedeflerine ulaşması mümkün görünmüyor.

Hedef yüzde 24

Avrupa Birliği bu tabloyu değiştirmek için iddialı bir hedef belirledi. Hem Temiz Sanayi Anlaşması (Clean Industrial Deal) hem de hazırlıkları süren Döngüsel Ekonomi Yasası (Circular Economy Act) kapsamında 2030 yılına kadar döngüsel malzeme kullanım oranının yüzde 24’e çıkarılması amaçlanıyor. Bu hedef, geri dönüştürülmüş hammaddelerin sanayide çok daha yaygın kullanılmasını, doğal kaynak tüketiminin azaltılmasını ve Avrupa’nın kritik hammaddelerde dışa bağımlılığının düşürülmesini öngörüyor. Ancak EEA önemli bir uyarıda bulunuyor: Bu hedefe yalnızca daha fazla geri dönüşüm yaparak ulaşmak mümkün değil. Aynı zamanda toplam hammadde tüketiminin azaltılması, ürünlerin daha uzun ömürlü tasarlanması, yeniden kullanım ve onarımın yaygınlaşması gerekiyor. Elektrikli otomobiller, bataryalar, güneş panelleri ve dijital teknolojiler için gerekli olan lityum, kobalt, bakır ve nadir toprak elementlerine yönelik küresel talep hızla artıyor. Avrupa ise bu kritik hammaddelerin önemli bölümünü ithal ediyor. Avrupa’nın hazırladığı Döngüsel Ekonomi Yasası da tam bu nedenle “ikincil hammadde” için gerçek bir Avrupa pazarı oluşturmayı, geri dönüştürülmüş malzemelerin ticaretini kolaylaştırmayı ve sanayinin bu malzemeleri daha fazla kullanmasını sağlamayı hedefliyor.

Amsterdam’da binalar malzeme bankası

Amsterdam’da artık eski bir bina yalnızca yıkılacak bir yapı değil, geleceğin çelik, bakır, cam ve beton deposu olarak görülüyor. Avrupa’nın hazırladığı Döngüsel Ekonomi Yasası da tam olarak bu anlayışı kıta geneline yaymayı amaçlıyor.

Avrupa’da döngüsel ekonominin en dikkat çekici uygulamalarından biri Hollanda’da hayata geçiriliyor. Hollanda hükümeti, 2050 yılına kadar tamamen döngüsel ekonomiye geçmeyi, 2030’a kadar ise birincil hammadde kullanımını yüzde 50 azaltmayı hedefliyor. Bu hedefin temel nedeni yalnızca iklim değişikliğiyle mücadele değil, kritik hammaddelerde dışa bağımlılığı azaltmak ve ekonomik güvenliği güçlendirmek. Bu dönüşümün en somut örneklerinden biri ise Amsterdam. Kent yönetimi, 2030 yılına kadar yeni hammadde kullanımını 2016 seviyesine göre yüzde 50 azaltmayı, 2050’de ise tamamen döngüsel bir şehir olmayı hedefliyor. Bunun için inşaattan gıdaya, tekstilden elektronik atıklara kadar 70’in üzerinde uygulama yürütülüyor. En dikkat çekici uygulamalardan biri ise binaların “malzeme bankası” olarak görülmesi. Yeni yapılarda kullanılan çelikten ahşaba, camdan betonarme elemanlara kadar yapı malzemeleri dijital olarak kayıt altına alınıyor. Böylece bina yıllar sonra yıkıldığında ortaya çıkan malzemeler doğrudan yeni projelerde kullanılabiliyor. Amaç, yıkım atığını en aza indirirken milyonlarca ton yeni hammadde ihtiyacını da azaltmak.

Kaynağa Git

İlgili Haberler