Ana içeriğe geç

Beyaz perdeden damaklara I A. Nedim Atilla yazdı

Çeşme'de düzenlenen Uluslararası Gastronomi Film Festivali'nde yemek kültüründen gastrodiplomasiye, ekolojiden sinemanın hafızasına uzanan birçok konu konuşuldu.

Beyaz perdeden damaklara I A. Nedim Atilla yazdı
Odatv
16

Görsel ve işitsel sanatların zirvesi olan sinema ile duyuların en kadim ve evrensel dışavurumu olan gastronomi, ilk bakışta farklı kulvarlarda koşuyor gibi görünüyor. Zaman zaman yazılarımda dile getirdiğim gibi biri ışık ve gölgenin illüzyonuna, diğeri ise tat, koku ve dokunun somutluğuna dayanır. Ancak derinlemesine bakıldığında, her iki disiplinin de insan deneyimini, kültürünü ve hikâye anlatıcılığını merkezine aldığı görülür.

Geçtiğimiz hafta sonunda Çeşme Belediyesi’nin desteğiyle ve Gülper Ergün’ün direktörlüğünde kapılarını açan Uluslararası Gastronomi Film Festivali (UGFF), bu iki evrensel dilin sanıldığı kadar uzak olmadığını, aksine birbirini nasıl kusursuzca beslediğini bir kez daha gözler önüne serdi. Çeşme Güneşlenme Terası’ndaki açık hava gösterimleriyle başlayan, Uluslararası Klazomenai Kısa Film Yarışması Ödül Töreni, Tasty Cinema etkinlikleri ve Sine Sınıf oturumlarıyla zenginleşen bu festival, gastronomi ve sinema ortaklığının kültürel kodlarını okumak için harika bir zemin sundu. Geçen yıl Urla’da başlayan, bu yıl Çeşme’ye taşınan festival umarım uzun ömürlü olacaktır. Bu arada Kars’ta da yineleneceğini belirtmek isterim.

İzlediğim panellerden birinde Prof. Dr. Oğuz Makal Hocamın da dile getirdiği gibi sinema da gastronomi de temelde bir “reçete” ve “kurgu” zanaatıdır. Bir yönetmen sahneleri, ışığı ve oyuncuları bir araya getirerek bir duygu dünyası inşa ederken; bir şef de malzemeleri, teknikleri ve aromaları harmanlayarak tabakta bir hikâye anlatır. Her ikisi de izleyicide/misafirde bir bellek oluşturmayı, onu geçmişe götürmeyi ya da hiç bilmediği bir coğrafyayla tanıştırmayı amaçlar. “Sevgilim Sinema, Sevgilim Yemek” başlıklı söyleşide Prof. Dr. Oğuz Makal ve Zeynep Altıok bir araya geldi. Makal, yeni kitabında yaklaşık 80 gastronomi filmini incelediğini ve Türk sinemasından örneklere de yer verdiğini anlattı.

Sinema tarihi boyunca mutfak, sadece yemek yenilen bir mekân olmanın ötesine geçerek karakterlerin karakterize edildiği, toplumsal sınıfların çatıştığı ya da kültürel kimliklerin korunduğu bir anlatı alanına dönüşmüştür. UGFF programında yer alan film seçkileri ve söyleşiler de tam olarak bu sinematik hafızaya odaklanıyordu.

Malumdur, yemek, perdede bazen bir aşkın ifadesi, bazen bir göç hikayesinin en hüzünlü parçası, bazen de bir güç gösterisi…

Festivalin kısa film yarışmasına adını veren Klazomenai, tarihteki ilk zeytinyağı işliklerinden birine ev sahipliği yapan, Urla ve Çeşme yarımadasının gastronomi tarihindeki köklü geçmişini simgeleyen bir antik kent. Ödüllerin bu ismi taşıması, sinema ve gastronomi ilişkisinin sadece modern bir eğlence sektörü ortaklığı olmadığını, arkasında binlerce yıllık bir kültürel miras barındırdığını hatırlatır.

Kaynağa Git

İlgili Haberler