Türk sivil havacılığında yılların birikimi neden sistemden uzaklaşıyor? Sivil Havacılık Eski Genel Müdür Yardımcısı Oktay Erdağı, kaleme aldığı dikkat çekici yazısında; SHGM’deki kurumsal hafızanın korunması, deneyimli uzmanların sistemde tutulması, taşeronlaşmanın denetim süreçlerine etkileri ve uçuş emniyetinin geleceğine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulunuyor. Havacılıkta tecrübenin neden vazgeçilmez olduğunu sorgulayan bu yazı, sektörün geleceğine dair önemli bir tartışma başlatıyor.
Uzmanlar Gidiyor, Taşeronlar Geliyor; Peki Emniyet Kime Emanet?
Havacılık yalnızca uçaklardan, pistlerden, kulelerden, bakım hangarlarından ve yönetmeliklerden ibaret değildir. Havacılığın gerçek gücü; yıllar içinde oluşan tecrübe, uzmanlık, disiplin, kurumsal hafıza ve emniyet kültürüdür.
Çünkü havacılıkta bazı şeyler kitaplardan öğrenilir, bazıları eğitimle kazanılır ama bazı bilgiler vardır ki ancak yıllar içinde, sahada, krizlerin ve yaşanmış olayların içinde öğrenilir.
Bugün Türk sivil havacılığında sessiz ama son derece tehlikeli bir sorun büyüyor:
Tecrübesizliğin normalleşmesi...
Daha da kötüsü, tecrübenin artık bir değer değil, adeta sistem için bir yük gibi görülmeye başlanmasıdır.
Son yıllarda deneyimli, uzman ve uzun yıllar sahada görev yapmış birçok havacılık personelinin sistem dışına itildiğini görüyoruz. Emekli olanlar tamamen unutuluyor, kurum içindeki tecrübeli personel etkisiz görevlere çekiliyor, bazıları çeşitli nedenlerle kurumdan uzaklaşıyor.
Oysa havacılıkta emeklilik, bilgi ve tecrübenin çöpe atılması anlamına gelmemelidir.
Tam tersine, bu insanlar genç kuşaklara yol gösterecek, kritik karar süreçlerinde akıl verecek ve geçmişte yapılan hataların tekrarlanmasını önleyecek en değerli insan kaynağıdır.
Bir pilotun, teknisyenin, hava trafik kontrolörünün, denetçinin ya da yöneticinin gerçek değeri yalnızca diplomasıyla, sertifikasıyla veya oturduğu koltukla ölçülemez.
Havacılıkta asıl değer; kriz anında doğru karar verebilmek, riski önceden sezebilmek ve kâğıt üzerinde görünmeyen tehlikeyi sahada okuyabilmektir.
Bu da birkaç aylık eğitimle, bilgisayar başında izlenen sunumlarla veya alınan bir sertifikayla kazanılmaz.
Tecrübe zaman ister.
Hata görmek ister.
Kriz yaşamak ister.
Sahada bulunmak ister.
Ve en önemlisi, tecrübeli insanların yanında yetişmek ister.
Genç personelin sisteme girmesi elbette gereklidir. Havacılığın gençleşmeye, yeni teknolojiye ve dinamik kadrolara ihtiyacı vardır.
Ancak gençleşme ile tecrübenin tasfiye edilmesi aynı şey değildir.
Eğer genç personeli, deneyimli kadroların yanında yetiştirmek yerine doğrudan kritik görevlere getiriyorsanız bunun adı gençleşme değil, kurumsal hafızanın yok edilmesidir.
Bu sorunun en ciddi şekilde tartışılması gereken kurumların başında ise Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü geliyor.
SHGM sıradan bir kamu kurumu değildir.
SHGM, Türk sivil havacılığının emniyet otoritesidir.
Havayollarını denetler.
Bakım kuruluşlarını denetler.
Uçuş eğitim organizasyonlarını denetler.
Pilot, teknisyen ve diğer lisanslı havacılık personelinin standartlarını belirler.
Uluslararası havacılık kurallarının ülkede uygulanmasını gözetir.
Böylesine kritik bir kurumun en büyük sermayesi binası değildir.
Bilgisayarları değildir.
Yazılımları hiç değildir.
SHGM'nin gerçek sermayesi yetişmiş uzman ve denetçi kadrosudur.
Ancak bugün sorulması gereken çok ciddi bir soru vardır:
SHGM'de yıllarca yetişmiş tecrübeli ve uzman personel neden sistemden uzaklaşıyor ya da uzaklaştırılıyor?
Ve onların boşalttığı alanlara neden taşeron firmalar üzerinden personel yerleştiriliyor?
Yıllar boyunca uluslararası havacılık sistemini bilen, ICAO, JAA ve EASA süreçlerinde görev yapmış, yüzlerce denetime katılmış, yönetmelik hazırlamış ve kriz yönetmiş uzmanların tecrübesini hangi yazılımla ikame edeceksiniz?
KDM ile mi?
ORG ile mi?
Bir bilgisayar ekranına yüklenen belgelerle mi?
Bugün SHGM'de birçok sürecin KDM/ORG üzerinden yürütülmeye çalışılması adeta dijitalleşmenin bütün sorunları çözeceği gibi tehlikeli bir anlayış yaratıyor.
Elbette dijitalleşme gereklidir.
Elbette denetim süreçleri elektronik ortamda yürütülebilir.
Ancak havacılıkta yazılım denetçi değildir.
Bilgisayar uzman değildir.
Algoritma kurumsal hafıza değildir.
Sistem size belgenin yüklendiğini gösterebilir ama o belgenin arkasındaki riski göremez.
Checklist size hangi soruyu soracağınızı söyleyebilir ama verilen cevabın neden şüpheli olduğunu anlayamaz.
Bunu ancak tecrübeli bir denetçi yapabilir.
Düşünün...
Bir havayolunun uçuş işletme yöneticisi 25 yıllık havacı.
Bakım kuruluşunun yöneticisi 30 yıllık teknisyen.
Kalite müdürü yüzlerce denetim görmüş.
Başpilot binlerce saat uçuş yapmış.
Peki onları denetleyen otorite personelinin tecrübesi nedir?
İşte asıl soru budur.
Havacılıkta denetçinin, denetlediği sistemi anlayabilecek bilgi ve tecrübeye sahip olması gerekir.
Denetim, checklist üzerindeki kutulara işaret koymak değildir.
Gerçek denetçi soruyu nerede soracağını bilir.
Cevabın arkasındaki riski görür.
Gösterilmeyen belgeyi merak eder.
Sahadaki sessizliği bile okuyabilir.
Bunlar yönetmelik ezberleyerek öğrenilmez.
Yıllar içinde kazanılır.
Daha da düşündürücü olan ise devletin asli havacılık otoritesi görevlerinde taşeron firma personelinin giderek daha fazla görünür hale gelmesidir.
Burada çok açık bir soru sormamız gerekiyor:
Bir devletin sivil havacılık otoritesi hangi noktaya kadar taşeronlaştırılabilir?
Çünkü mesele yalnızca personel istihdam modeli değildir.
Mesele otorite bağımsızlığıdır.
Mesele denetim yetkisidir.
Mesele devlet adına kullanılan kamu gücüdür.
Ve her şeyden önemlisi mesele uçuş emniyetidir.
Bir kamu otoritesinde yıllar boyunca yetişmiş uzmanları sistem dışına çıkarıp onların yerine bir şirket üzerinden personel getirirseniz yalnızca personel değişikliği yapmış olmazsınız.
Kurumsal hafızayı silersiniz.
Denetim kültürünü zayıflatırsınız.
Geçmişte yaşanan olaylardan çıkarılan dersleri kaybedersiniz.
Devlet ile ticari şirket arasındaki sorumluluk çizgisini bulanıklaştırırsınız.
Peki yarın ciddi bir havacılık olayında alınan veya alınmayan bir karar sorgulandığında hesabı kim verecek?
Taşeron firma mı?
Personel mi?
SHGM mi?
Bakanlık mı?
Yetki kimde?
Sorumluluk kimde?
İmza kimde?
Kararı kim verdi?
İşte havacılıkta bu soruların cevabı belirsiz olamaz.
Çünkü havacılık belirsizliği sevmez.
Daha vahimi, yıllarca devlete hizmet etmiş uzman personelin tecrübesinden yararlanmak yerine, onların sistem dışına itilmesinin adeta bir yönetim politikası haline gelmesidir.
Kurumsal hafızası güçlü devletler emekli uzmanlarını çöpe atmaz.
Onları danışman yapar.
Eğitmen yapar.
Mentor yapar.
Genç personelin yanına koyar.
Bilgiyi bir kuşaktan diğerine aktarır.
Biz ise sanki geçmişte hiçbir şey yapılmamış, hiçbir tecrübe oluşmamış ve havacılık bugün başlamış gibi davranıyoruz.
Oysa Türk sivil havacılığının geçmişinde çok ciddi bir bilgi birikimi vardır.
JAA üyelik süreçlerini yaşamış insanlar var.
Avrupa havacılık sisteminin dönüşümünü görmüş uzmanlar var.
ICAO denetimlerini yönetmiş kadrolar var.
Yüzlerce işletme ve bakım kuruluşunu denetlemiş denetçiler var.
Peki bu insanların kaçı bugün sistemin içinde?
Kaçından genç personelin eğitiminde yararlanılıyor?
Kaçı mentor olarak görevlendiriliyor?
Kaçına “Sizin tecrübenize ihtiyacımız var” deniliyor?
Yoksa tecrübe artık rahatsız edici bir unsur olarak mı görülüyor?
Çünkü tecrübeli insan soru sorar.
Geçmişi bilir.
Yanlışı fark eder.
“Bu daha önce denendi ve olmadı” diyebilir.
Belki de asıl sorun budur.
Havacılıkta en büyük hata “nasıl olsa sistem çalışıyor” yanılgısıdır.
Sistem dediğimiz şey insanların bilgisinden, refleksinden ve sorumluluk duygusundan oluşur.
Kurumsal hafıza yok edilirse aynı hatalar tekrar tekrar yaşanır.
Dün çözülmüş sorunlar bugün yeniden kriz olarak karşımıza çıkar.
Deneyimli personelin dışlanması sadece bir insan kaynakları tercihi değildir.
Bu doğrudan uçuş emniyeti meselesidir.
Çünkü havacılıkta her yanlış atama, her yetersiz denetim, her eksik eğitim ve her kopan mentorluk zinciri gelecekte yaşanabilecek bir olayın sessiz hazırlığıdır.
Bugün yapılması gereken gençlerle deneyimli kadroları karşı karşıya getirmek değildir.
Tam tersine onları aynı emniyet kültürü içinde buluşturmaktır.
SHGM başta olmak üzere havacılığın kritik kurumlarında yıllarca görev yapmış uzmanlardan oluşan güçlü bir Tecrübe ve Mentorluk Sistemi kurulmalıdır.
Emekli uzmanlar tamamen sistem dışına çıkarılmamalı; danışman, eğitmen ve mentor olarak genç personelin yetiştirilmesinde kullanılmalıdır.
Yeni göreve başlayan personel, belirli bir süre deneyimli uzmanlarla birlikte çalışmadan kritik denetim görevlerine gönderilmemelidir.
Devletin asli havacılık otoritesi görevleri ile ticari hizmet alımı birbirinden kesin çizgilerle ayrılmalıdır.
Ve artık şu gerçeği kabul etmeliyiz:
Havacılık bir yazılım projesi değildir.
Havacılık bir taşeron personel organizasyonu değildir.
Havacılık, tecrübe üzerine kurulmuş bir emniyet sistemidir.
Teknoloji gelişebilir.
Uçaklar yenilenebilir.
Meydanlar büyüyebilir.
KDM'ler, ORG'lar ve yeni dijital sistemler kurulabilir.
Ama kaybedilen tecrübeyi bir ihale yaparak geri alamazsınız.
Unutulmamalıdır: Havacılıkta en pahalı kayıp uçak değil, kurumsal hafızadır.
Çünkü tecrübeyi tasfiye ettiğiniz gün yalnızca insanları sistemden çıkarmazsınız.
Emniyeti de sessizce sistemden çıkarırsınız.