Günümüz mutfaklarının vazgeçilmezi, sosların ve salataların başrol oyuncusu domates, Avrupa ve Kuzey Amerika tarihinde uzun süre "katil" muamelesi gördü. Güney Amerika yerlileri Aztekler tarafından yüzyıllarca güvenle tüketilen bu besin, 16. yüzyılda Avrupalı kâşifler tarafından kıtaya getirildiğinde büyük bir korku ve şüpheyle karşılandı. İnsanların domatesten yaklaşık 200 yıl boyunca köşe bucak kaçmasının arkasında ise tıp yanılgıları, sınıfsal alışkanlıklar ve botanik benzerlikler yatıyor.
İşte insanlığın domatesle imtihanının arkasındaki somut tarihi gerçekler:
Kurşun zehirlenmeleri ve "zengin" tabaklar
1700'lü yıllarda Avrupa’da, özellikle de İngiliz soyluları arasında domates yiyen kişilerin aniden hastalanıp hayatını kaybetmesiyle ilgili vakalar arttı. O dönemde bu ölümlerin sorumlusu olarak domates gösterildi ve ona "zehirli elma" (the poison apple) adı verildi.
Ancak gerçek tamamen farklıydı. Dönemin zengin aristokratları, kalay ve yoğun miktarda kurşun alaşımından yapılan tabaklar kullanıyordu. Domates, yapısı gereği yüksek oranda asit içerir. Bu asitli meyve aristokratların tabaklarına konulduğunda, tabaktaki kurşunu çözüyor ve yemeğe sızmasına neden oluyordu. Sonuç olarak domates yiyen zenginler aslında domatesten değil, ağır metal (kurşun) zehirlenmesinden hayatını kaybediyordu. Halk ise tahta tabaklar kullandığı için bu zehirlenmeyi yaşamıyor, ancak soyluların ölümlerinden korktukları için domatesten uzak duruyorlardı.
Ölümcül akrabalıklar
Botanikçilerin domatesi sınıflandırma biçimi de bu korkuyu körükledi. Domates, Solanaceae (Patlıcangiller) familyasına aittir. Bu familya; güzelavrat otu (belladonna), adam otu ve tütün gibi yüksek oranda toksik alkaloidler (solanin ve atropin) içeren ölümcül bitkileri barındırır.
Dönemin şifacıları ve bilim insanları, domatesin yaprak ve sap kokusunun güzelavrat otuna benzemesi nedeniyle bu meyvenin de insanı delirtebilecek veya öldürebilecek bir zehir taşıdığına hükmetti. Teknik olarak domatesin yeşil sap ve yapraklarında solanin maddesi bulunsa da, meyvenin kendisi tamamen zararsızdı; fakat bu ayrım yüzyıllar boyunca yapılamadı.
İncil metaforları ve dini şüpheler
Kuzey Amerika kolonisindeki püriten topluluklar, domatese dini gerekçelerle de şüpheyle yaklaştı. İncil'de adı geçmeyen bu "yeni dünya" meyvesinin, insanları günaha teşvik eden afrodizyak bir etkisi olduğu iddia edildi. Hatta bazı topluluklarda domates, kilise tarafından "şeytani bir meyve" olarak nitelendirilerek bahçelerde yetiştirilmesi dahi yasaklandı.
Korku duvarı nasıl yıkıldı?
Domatese yönelik bu küresel önyargının kırılması 19. yüzyılın başlarını buldu. Kırılma noktalarından biri, 1820 yılında New Jersey'de yaşandı. Albay Robert Gibbon Johnson, domatesin zehirli olmadığını kanıtlamak amacıyla adliye binasının önünde toplanan kalabalığın gözü önünde koca bir sepet domatesi yedi. Halk, Albay'ın dakikalar içinde öleceğini düşünerek izlerken, Johnson’ın sapasağlam hayatta kalması Amerika'daki domates algısını kökten değiştirdi.
Aynı dönemde Avrupa'da, özellikle İtalya'nın Napoli kentinde pizzanın modern formuna kavuşması ve domates sosunun fakir halk tarafından yaygın olarak kullanılması, bu kırmızı meyvenin üzerindeki "katil" damgasını tamamen sildi. 1800'lerin ortalarında konserve teknolojisinin gelişmesiyle birlikte domates, dünya genelinde mutfakların vazgeçilmez temel gıdalarından biri haline geldi.