Türkmenistan’da başka bir yerde göremeyeceğiniz çok şey var: Masalsı beyazlara bürünmüş Aşkabat şehri, konuşan büyüleyici halıları, sanat eserine dönüşen anıtları ve mimari yapıları, gizemli çölleri, yanan mağarası uzun uzun anlatılabilecek kadar muhteşem içeriğe sahip. Gezi arkadaşlarımın bunları ayrı ayrı anlatacağını çok iyi bildiğimden bu alanı, onların güzel anlatımlarına bırakıyorum.
Kuşkusuz Türkmenistan’da her şey beni çok etkiledi. Ancak en çok etkileyen giyim kuşamdı. Hele kadınların giysileri. Hiçbir giysi beni bu kadar etkilememiştir ve hiçbir modacının bu kadar güzel kıyafet üretebildiğine tanık olmadım. O ne zarafet öyle... Kelimeler kifayetsiz kalır.
KELİMELERİN YETMEDİĞİ ZARAFET
Öyle bir kıyafet düşünün ki her yapıdaki kadının vücudunu güzel gösteren bir kıyafet... Sihirli gibi. İlginç tarafı da bütün kıyafetlerin kesimi hemen hemen birbirinin aynı. Hafif belden oturan boyuna kadar kapalı, kolları ellere kadar, boyu da ayaklara kadar uzanan bir elbise. Yakaları ve kolları kadının konumuna, yapısına göre farklı işlerle işli. Kol oymaları da şimdiye kadar gördüğüm bütün kol oymaların bütünüyle farklı; bu kol oyması, basit bir oyma olmakla birlikte kadının omuzlarını güzel gösteren bir oyma. Çok kadınsı bir giysi olmakla birlikte hiçbir dekoltesi yok. Seçilen kumaşlar ve renkler kadının karakterini yansıttığı için hiçbir kadın diğer kadına benzemiyor.
Gelinler hem düğünlerinde hem de evliliğin ilk aylarında bazen de ilk yıllarında enerjiyi ve üremeyi temsil eden kırmızı renkli elbiseler giyiyorlar. Orta yaşlı kadınlar daha çok toprak renklerini içeren renkleri tercih ediyor, yaşlı kadınlar ise beyaz veya siyah renkleri içeren kıyafetler giyiyorlar.
RENKLERİN ANLATTIĞI HAYAT
Bekar kadınlar ve çocuklar yandan iki örgülü başlarına güzelliklerine güzellik katan çeşitli renklerle örülmüş takkeler takıyorlar. Evli kadınlar ise takkelerin üzerine taktıkları başörtülerini arkadan bağlayarak inanılmaz estetik bir görüntüye büründürüyorlar. Muazzez İlmiye Çığ’ın kitaplarını okuyanlar bilirler: Sümerlerde rahibeler ve evli kadınlar başörtüsü takıyorlar, çocuklar ve evli olmayan kadınlar başörtüsü takmıyorlar. Düşünüyorum; bu gelenek o bölgeden mi Sümer bölgesine gitti yoksa Sümerlerden mi o bölgeye gitti... (?) Bu kadar büyük tesadüf olabilir mi? Tarih öncesi ile bu geleneğin bir bağlantısı var mı?

Öğrenciler de aynı model elbise giymekle birlikte aynı renk giyerek bu geleneksel elbiseyi formaya dönüştürmüşler. İlk ve orta öğretim öğrencileri, tazeliği temsil eden yeşil renk giyiyorlar. İlköğretimdeki öğrencileri yeşil elbisenin üstüne beyaz önlükler giyiyorlar. Orta eğitimdeki öğrenciler yalnızca yeşil elbise giyiyor ancak yanlardan iki örgü ördükleri saçlarına aynı desen ve renklerde takke takıyorlar. Üniversite öğrencileri ise enerji ve üretimi temsil eden kırmızı elbise giyip yine yanlardan iki örgülü saçlarının üstüne aynı renk ve desenlerle örülmüş takkeler takıyorlar. Erkek öğrenciler de siyah pantolon, beyaz gömlek giyip başlarına aynı renk ve desenlerde takkeler takıyorlar. Bu formalarla öğrenciler arasındaki sınıf farkları oradan kalkıyor böylece bizdeki gibi kıyafetleri ile sınıf arkadaşını ezen olmadığı gibi ezilen de olmuyor.
EMPERYALİST MODAYA KARŞI KÜLTÜREL DURUŞ
Türkmen kadınlarla ve çocuklarla yaptığım konuşmalardan gördüğüm şu ki; Türkmenler kıyafetlerini seviyor, Batının dayattığı emperyalist kültürün parçası olan modaya tenezzül etmiyorlar. Bu kıyafetler, insanlar arasındaki farklılıkları da ortadan kaldırarak insanların birbiri ile daha sağlıklı ilişki kurmalarını da sağlıyor.


