Ana içeriğe geç

Ahbap soruşturması haklı ama gözden kaçan ayrıntı: Chilling effect*

Cemile Y. Çetin yazdı...

Ahbap soruşturması haklı ama gözden kaçan ayrıntı: Chilling effect*
Odatv
16

6 Şubat depremleri, Türkiye'nin yakın tarihindeki en büyük felaketlerden biri olarak hafızalara kazındı…

Ancak deprem yalnızca şehirleri yıkmadı; devletin, sivil toplumun ve toplumun birbirine duyduğu güveni de ağır sınavdan geçirdi…

İlk günlerden itibaren yardım organizasyonları yoğun tartışmaların odağına yerleşti. Kızılay'ın çadır satışı kamuoyunda büyük tepki topladı. Yardımların hangi kurumlar aracılığıyla ulaştırılması gerektiği, koordinasyon eksiklikleri ve bağışların nasıl kullanıldığı günlerce konuşuldu.

İnsanlar sosyal medyada birbirlerine farklı kurumlar önerdi, kimi AFAD'a, kimi belediyelere, kimi AHBAP'a, kimi başka yardım kuruluşlarına yöneldi.

Bütün bu tartışmalara rağmen milyonlarca insan ortak duyguyla hareket etti: Enkaz altındaki insanlara bir an önce ulaşabilmek…

Sanatçılar, oyuncular, sporcular, gazeteciler ve kanaat önderleri de kamuoyunu yardım kampanyalarına destek vermeye çağırdı. Kimisi bağış yaptı, kimisi konser gelirini depremzedelere ayırdı, kimisi yalnızca milyonlarca kişiye ulaşabilen sosyal medya hesabını yardım çağrısı için kullandı.

Bugün ise AHBAP hakkında yürütülen adli soruşturma nedeniyle, o gün yardım çağrısı yapan bazı isimlerin sosyal medyada hedef gösterildiği görülüyor. Fakat:

Burada kimsenin itiraz etmediği bir nokta var. Eğer hukuka aykırı işlem varsa, elbet hukuk bunu sonuna kadar araştırmalıdır. Hiçbir vakıf, dernek ya da kişi hukuk denetiminin dışında değildir.

Ancak bunun yanında başka bir soru daha var. İyi niyetle depremzedeler için yardım çağrısı yapan insanların yıllar sonra topluca suçlama kültürünün içine çekilmesi, gelecekte insanların yardım etme iradesini zayıflatmaz mı?

DAYANIŞMANIN GÖRÜNMEYEN ŞARTI

Afet yönetimi üzerine çalışan sosyal bilimciler uzun yıllardır aynı noktaya dikkat çekiyor. Büyük felaketlerde insanların yardım davranışını belirleyen en önemli unsur yalnızca merhamet değildir; güvendir…

İnsanlar, gönderdikleri yardımın yerine ulaşacağına inanmak ister. Ama bunun kadar önemli ikinci bir güven daha vardır. Yardım ettikleri için yarın suçlanmayacaklarına inanmak…

Tam da burada hukuk literatüründe daha çok ifade özgürlüğü tartışmalarında kullanılan önemli bir kavram karşımıza çıkıyor: Caydırıcı etki…İngilizce adıyla chilling effect*…

Bu kavram, insanların doğrudan cezalandırıldıkları için değil, cezalandırılabileceklerini düşündükleri için davranışlarını değiştirmelerini anlatır:

Bir gazeteci yazmaktan vazgeçebilir...

Bir akademisyen konuşmamayı tercih edebilir…

Benzer bir mekanizma gönüllülük ve bağış davranışlarında da ortaya çıkabilir…

Eğer toplumda "Bugün yardım edersem, yarın ismim tartışmaların içine çekilir" düşüncesi yerleşirse insanlar hukuki riskten çok sosyal maliyet nedeniyle geri çekilmeye başlar. İşte bu nedenle mesele yalnızca bir kurum değildir. Asıl mesele, toplumun yardım refleksidir…

MERHAMETLE
SAFLIĞI KARIŞTIRMAMAK

Buradan çıkarılması gereken sonuç ise "kim yardım isterse sorgulamadan destek olalım" değildir. Tam tersine…

Her büyük felaket yalnızca büyük dayanışmaları değil, büyük fırsatçılıkları da ortaya çıkarır:

İnsanların vicdanını sömürmeye çalışanlar…

Sahte yardım kampanyaları düzenleyenler…

Bağışları kişisel kazanca dönüştürenler…

Afeti ticarete çevirenler…

Elbette hukuk bunların üzerine gitmelidir. Aksi halde yalnızca bağışçılar değil, dürüst çalışan bütün yardım kuruluşları zarar görür.

Toplumun güveni, ancak şeffaflık ve hesap verebilirlikle ayakta kalır. Fakat hukuki denetim ile iyi niyetle yardım eden insanları topluca zan altında bırakmak aynı yaklaşım değildir.

Bir kurum hakkında yürüyen soruşturmayla, o kuruma iyi niyetle destek veren milyonlarca insanı aynı cümlenin içine yerleştirmek hukuki değil, sosyolojik sonuçlar doğurur.

Çünkü hukukta sorumluluk şahsidir. İnsanlar yaptıkları fiilden sorumludur, sonradan değişen toplumsal değerlendirmelerden değil.

ASIL KAYBEDEN KİM

Türkiye deprem kuşağında..

Türkiye'nin önünde yeni depremler var…

Bunu siyasetçiler değil, yer bilimciler söylüyor. Dolayısıyla bugün oluşturduğumuz toplumsal iklim, yarının afet yönetimini de etkileyecek. Bir sonraki deprem olduğunda insanlar yine hiç düşünmeden telefonlarına sarılıp yardım kampanyalarını paylaşacak mı? Yoksa önce "Ya sonra başıma iş gelirse" diye mi düşünecek?

İşte üzerinde durulması gereken asıl soru budur.

Toplumların gerçek gücü yalnızca orduları, ekonomileri ya da kurumları değildir. Gerçek güç, felaket anında milyonlarca insanın birbirini tanımadan aynı amaç etrafında harekete geçebilmesidir.

Bu dayanışma kültürü kolay oluşmaz. Yıllar içinde inşa edilir. Ama çok kısa sürede zedelenebilir.

Bu nedenle hukuk iki görevi aynı anda yerine getirmek zorundadır. Bir yandan toplumun iyi niyetini sömüren sahtekârları ortaya çıkarmalıdır. Diğer yandan iyi niyetle yardım eden insanların vicdanını cezalandıracak korku ikliminin oluşmasına izin vermemelidir.

Çünkü bir sonraki depremde enkaz altında yalnızca beton bloklar bulunmayacak...

Depremler şehirleri yıkar, güven kaybı ise toplumları. Asıl yeniden inşası en zor olan da budur…

Odatv.com

Kaynağa Git

İlgili Haberler