Gidişinle "kentler yıkıldı" ve "içimizde bir mürekkep ırmağı" akmakta şimdi.
"Dokunsalar akasyalar gibi yaprak dökerdik."
"Zilsiyah hatıralardan" kurtulur muyuz dersin, kim düzeltecek "imlası bozulmuş aşkları" artık?
Hele bir de ya "kuşlar da giderse"?
Erdemli bir direncin, daima hatırlayan bir hafızanın, yenilgide bile başka bir şeye dönüşmemenin, umudun, sevdanın, özlemin, yağmurun ve mücadelenin şairi!
Çağından sorumluluk duyan, etik bilincin anlatıcısı, sözün şövalye ve "şehla" Çerkes'i...
"Zaman kekemeydi ve tarihe sızan soytarılar gördük genç ömrümüzde" demiştin "Kekeme zamanlar" şiirinde! Yaşadığımız bu süreçte, bizi onlarla bıraktın…
Depremin birinci yılında, 11 Şubat 2024 tarihinde davetimiz üzerine, anma etkinliklerimizde beni yalnız bırakmamış, hastalığına karşın Antakya'da bizimle olmuştun...
"Burada dökülen gözyaşlarının, gözyaşlarıyla buluşmasıyla iyileşebiliriz, sizin gözyaşlarınız, benim de tenimi, yüreğimi yakıyor, yoksa insan olmanın ne anlamı kalır? Bu kente geldiğimde, anladım ki; acının hissedildiği organ yürek değil, gözmüş, acı, acı duyanın yürek kekelemesi değil, dil kekeleşmesidir, yürek kadar göz, göz kadar dil, acıyı hisseden yerimiz. Ama asıl derinde olan, acıyan bir yanımız, vicdan…" demiştin… "Vicdan acısı" içinde!
"Sanat gerçeğin gölgelediği hakikati arama pratiğidir" diye sürdürdün konuşmanı; yaşamı yeniden kurmanın, hakikati aramak ve bulmakla olacağını, duru bir su gibi berrak, lirik, dirençli sesinle ve destansı anlatımınla, acı çeken gözümüze, merhem diye akıtmıştın.
"Bir sanatçı sahici olmalıdır. Mevcut gerçekliğin gücünden değil, sanatın gücünden almalıdır itiraz seslerini. Bu bakımdan da sanat daima egemenlikçi sistemle çelişki halindedir" diyordun, yol göstererek serüvencilere…
Sözün, bilge yüreğin, mücadele anlayışın ile hep bizimle olacaksın, hepimizin ve şiirin en zarif abisi… Sevgiyle git.