Ana içeriğe geç

Bir Beyaz Yakalı’nın kaleminden: Grup maçları bitti, kupa da bitti

Dünya Kupası’nın büyüklüğü hiçbir zaman sadece futbolun kalitesinden gelmedi. Dünya Kupası, dünyanın geri kalanının da bazen hikâyenin kahramanı olabileceğini...

Bir Beyaz Yakalı’nın kaleminden: Grup maçları bitti, kupa da bitti
Gazete Oksijen
16

Dünya Kupası’nın büyüklüğü hiçbir zaman sadece futbolun kalitesinden gelmedi. Dünya Kupası, dünyanın geri kalanının da bazen hikâyenin kahramanı olabileceğini hatırlattığı için çok büyük. Maçların ve dolayısıyla öykülerin de ardı ardına geldiği grup aşaması ise işin en zevkli kısmı. Grup maçları akademi, eşleşmeler özel sektör gibi

Herkes gibi ben de yemek yerken video izliyorum. Eşimle yiyorsam dizi açıyorum (The Bear’ın beşinci sezonu çıkmış), yalnızsam “man cave”imde (erkeklerin ilkelliklerini tatmin ettiği sığınakları) mutlu olacağım şeyler.

Yine böyle bir günde, öğle yemeğinin yanında Yaz Deftere izlerken bazı sorular düştü aklıma: Biz 48 takımlı gruplara nasıl hemencecik alıştık? Dörder takımdan sekiz grup formatı matematik açıdan mükemmel durmuyor muydu? Şimdi bu en iyi üçüncü muhabbeti bile insana gereksiz bir stres yüklemiyor mu? Hani futbol kalitesi yerlere düşecekti? Şu Yeşil Burun Adaları ve (adını bile doğru okuyup okumadığımdan emin olmadığım) Curaçao’nun haritadaki yeri tam olarak neredeydi? İnan Özdemir hangi sebeple 48 takıma da tweet atacak kadar heyecanlanmıştı?

Bütün bunları yemeğin pişmesini beklerken düşünmek eğlenceliydi. Çünkü aslında bana bir inancı tekrar hatırlatıyordu: İnsan, doğası gereği hâlâ hikâyelere tutunmayı, kalite fetişinden daha çok seviyor. Okumak, seyretmek işe gitmekten zevkli.

Farkındayım, günlük hayatımızın büyük kısmını artık optimizasyon mantığı ele geçirdi. Yapay zekâlarla çalışıyor, sipariş vereceğimiz restoranları bile puanına göre seçiyor, her şeyi ama her şeyi tartıp biçiyoruz. Minicik detaylarda dahi bir kalite standardı ölçmeye çalışsak da insana dair bir şey hissetmek ve umut bulmak istediğimizde hâlâ kafamızı hikâyelere çeviriyoruz.

İşte o umudu ararken (Bir kitap olarak: İyimser Olmayan Umut) ortaya dökülenlere ev sahipliği yaptığı için Dünya Kupası’nı seviyoruz. Tam da o yüzden haritada zor gösterdiğimiz bir ülkenin yeşil sahadaki varlığı ilgimizi çekiyor. Bununla da kalmıyor, bir anda onlara sempati falan beslerken buluyoruz kendimizi.

Aslında Dünya Kupası da değil, turnuvadaki grup maçları bütün bu anlattıklarımızın en çok yaşandığı yer ve zaman. O sırada önümdeki ekranda konuşan yorumcu da demez mi, “Esas grup maçları Dünya Kupası’dır, gerisi turnuvadır” diye.

Peki bu grup maçlarından bize ne kaldı? Artık çoğumuz Yeşil Burun Adaları’nın kalecisi Vozinha'nın adını ezberledik, annesinin bile neler yaşadığını biliyoruz. Belki 20 yıl sonra da hatırlamaya devam ederiz. Şöyle bir kıyasa girelim: Bundan iki ay önce, uzun yıllar böylesine tanık olmayız dediğimiz, 5-4 biten PSG-Bayern Münih maçından mı daha çok şey kaldı aklınızda; yoksa dört yıl önceki Arjantin-Fransa finalinden mi? PSG ve Bayern takım olarak bu turnuvaya katılsalar nereye kadar ilerleyebileceklerini tahmin ediyorum ben de. Ama açıkçası buna dair hiçbir şey hissetmiyorum. Ancak Vozinha’nın Suudi Arabistan maçında kurtardığı ilk topta annesinin tepkisini izlerkenki gülümsememi durduramıyorum.

Maçların kalitesini veya önemini bilmiyor değilim elbette. Şampiyonlar Ligi veya Dünya Kupası’nı da aynı kefeye koymuyorum. Maddi imkânların yarattığı farkları da bir çırpıda silip attığım yok. Ama 7-1 biten Almanya-Curaçao maçında 1-1 ile geçilen o 17 dakikalık bölümdeki duygusal tatmin için televizyonu açtığım gerçeğinin farkındayım.

Gün gelir 2034 Dünya Kupası'nı görürsek, geçmişi hatırlamak için geriye dönüp bakacağım ve elim yine o maça gidecek. O Curaçao futbolcularının gol sevincini tekrar tekrar izlemek isteyeceğim. Hayatım boyunca aldığım akademik eğitimin sonucu olarak pozitivizme inanmama rağmen (inanmak ve pozitivizm, meraklanmayın çelişkinin farkındayım) 0-0 biten İngiltere-Gana maçında Harry Kane'e gerçekten büyü yapıldı mı diye şüpheye düşeceğim. Acaba Ganalı büyücü Nana Kwaku Bonsam (adını ezbere yazdım) o açıklamayı yapmasaydı, Kane yine böyle mi oynayacaktı?

Size daha fazla örnek de sayabilirdim. Ganalı futbolcuların her maçtan sonra formalarını yıkamak zorunda kalmasının ne kadarının kurgu olduğunu tartışabilirdik. Türkiye-Paraguay maçını yöneten El Salvadorlu hakem Iván Barton’un Paraguaylı futbolcu Miguel Almiron’a çıkardığı kırmızı kartla fenomenleşmesine dair kafa patlatabilirdik. (Nitekim, 2002 Dünya Kupası’ndaki Kosta Rika maçımızı yöneten Coffi Codjia hâlâ zihnimde bir yerlerde düdük çalmaya devam ediyor.)

Bütün bunlardan futboldaki analitik devrime karşı olduğum veya saf bir romantizm peşinde olduğum sonucu çıksın istemem. Akademide randıman da önemli. Ben de Emre Özcan dinliyorum. Ben de The Athletic yazılarını okurken takımların spora yaklaşımını zihin açıcı buluyorum. Ama ben de bütün bunlara rağmen hâlâ insanım. Ben de duygularıma değen en ufak anı, ister istemez uzun dönem hafızamda ayrı bir yere konumlandırıyorum. Ne de olsa ben de güçsüzün güçlüyü yendiği mucizevi masallarla uykuya daldım küçükken.

2038 yılında 64 takımlı bir Dünya Kupası (ve evet yine muhtemelen Amerika Birleşik Devletleri’nde olabilir) başladığında yine aynı tartışmayı yapacağız. Yemeğimin yanında Yaz Deftere izlerken aklımda yine soru işaretleri belirecek. Futbol kalitesi düşecek mi? Çok fazla vasat takım mı olacak? Turnuva gereğinden fazla mı uzayacak? Ama sonra Fiji ilk Dünya Kupası maçına çıkacak, Finlandiya tarihindeki ilk golü atacak, Hindistan son dakikada İngiltere'den puan alacak... Ve biz yine kendimizi o hikâyelerin içinde bulacağız. Özel sektörde bunu bulmak zor.

Can Özsoy kimdir?

2016’da Sabancı Üniversitesi Siyaset Bilimi’nden mezun oldu. Boğaziçi Üniversitesi’nde yüksek lisansını yarıda bırakıp kurumsal hayata adım atmaya karar verdi. Sonra Koç Üniversitesi’nde Finans yüksek lisansı yaptı. Ford Otosan’ın finans departmanında çalıştı. Beyaz yaka ile akademi arasında kaldı. London School of Economics’te (LSE) Politik Ekonomi alanında lisansüstü derecesini aldı. Şu an ABD’de State College’de ne yapacağını düşünüyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler