Geçenlerde basına yansıyan, enerji üretiminde kaynak çeşitliliğine ilişkin bir haber beni gerçekten umutlandırdı.
Çünkü enerji konusu yalnızca klasik yöntemlerle elektrik üretmekten ibaret değildir. Enerji; kalkınmanın, sanayileşmenin, teknolojik dönüşümün, dış ticaret dengesinin ve hatta ulusal bağımsızlığın temel unsurlarından biridir.
Bu nedenle yıllardır enerji alanındaki gelişmeleri yakından takip etmeye çalışıyor, zaman zaman bu konuda düşüncelerimi yazılarla paylaşmaya gayret ediyorum. Bir süre önce yenilenebilir enerji konusunda yedi bölümlük bir yazı dizisi hazırlamış olmamın nedeni de buydu.
Söz konusu haberde yer alan veriler, Türkiye'nin enerji alanında önemli bir dönüşüm sürecinden geçtiğini göstermektedir.
Türkiye'nin toplam elektrik kurulu gücü 125 bin 410 megavata ulaşırken, bunun yüzde 62,5'inin yenilenebilir enerji kaynaklarından oluşması dikkat çekici bir gelişmedir. Daha da önemlisi, yerli kaynakların toplam kurulu güç içindeki payının yüzde 71,7 seviyesine yükselmiş olmasıdır.
Bu oran yalnızca teknik bir veri değildir.
Bu oran aynı zamanda dışa bağımlılığın azalması, enerji güvenliğinin güçlenmesi ve cari açık üzerindeki baskının hafiflemesi anlamına gelmektedir.
Türkiye uzun yıllardır enerji ithalatına önemli miktarda kaynak ayıran bir ülke konumundadır. Petrol ve doğal gaz ithalatı nedeniyle her yıl milyarlarca dolarlık kaynak yurt dışına gitmektedir. Bu nedenle yerli ve yenilenebilir enerji yatırımları sadece çevresel değil, aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir öneme sahiptir.
Haberde en çok dikkatimi çeken unsur ise güneş ve rüzgâr enerjisinin ulaştığı seviyedir.
Bugün toplam kurulu gücün üçte biri yalnızca güneş ve rüzgârdan oluşmaktadır. Güneş enerjisinin 26 bin 769 megavat, rüzgâr enerjisinin ise 15 bin 75 megavat seviyesine ulaşmış olması, son yıllarda yapılan yatırımların meyvelerini vermeye başladığını göstermektedir.
Özellikle güneş enerjisindeki gelişme son derece dikkat çekicidir.
Sadece on üç yıl önce neredeyse sıfır noktasında bulunan güneş enerjisi kapasitesinin bugün Türkiye'nin en büyük enerji kaynaklarından biri haline gelmesi, doğru planlama ve kararlı yatırımların neler başarabileceğini ortaya koymaktadır.
Daha da önemlisi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın açıklamalarına göre güneş enerjisinin yıl sonuna kadar hidroelektrik enerjiyi geride bırakarak Türkiye'nin en büyük kurulu güç kaynağı haline gelmesi beklenmektedir.
Elbette yapılacak daha çok iş vardır.
Bu işlerin başında, son yıllarda gelişen Mavi Vatan kavrayışının özüne uygun olarak deniz yetki alanlarımızdaki doğal gaz ve petrol potansiyelinin kararlı ve bilimsel yöntemlerle araştırılması gelmektedir.
Enerjide dışa bağımlılığı azaltma hedefi yalnızca yenilenebilir kaynaklarla değil, ülkenin sahip olduğu tüm stratejik kaynakların akılcı biçimde değerlendirilmesiyle mümkündür.
O arada, enerji depolama teknolojilerinin geliştirilmesi, şebeke altyapısının güçlendirilmesi, verimlilik projelerinin yaygınlaştırılması ve yenilenebilir enerji ekipmanlarında yerlilik oranının artırılması da önümüzdeki dönemin önemli başlıkları olmaya devam edecektir.
Türkiye'nin sahip olduğu güneş, rüzgâr, hidroelektrik, jeotermal ve biyokütle potansiyeli düşünüldüğünde, önümüzdeki yıllarda çok daha büyük başarı hikâyeleri yazılması mümkündür.
Elbette enerji alanındaki bu olumlu gelişmeleri değerlendirirken bazı temel ilkeleri de gözden kaçırmamak gerekir.
Enerji yatırımları yalnızca rakamsal büyüklüklerle değil, planlı kalkınma anlayışıyla ele alınmalıdır. Çünkü enerji, herhangi bir sektör değil; bir ülkenin ekonomik bağımsızlığını, sanayileşmesini ve stratejik geleceğini doğrudan etkileyen temel alanlardan biridir.
Bu nedenle enerji politikalarının uzun vadeli, bilimsel ve toplumsal faydayı esas alan bir anlayışla şekillendirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Kimi olumsuz örneklerde görüldüğü gibi, zeytin ağaçlarını söken, üreticiyi gözyaşına boğan, verimli tarım alanlarını, doğal su havzalarını ve eşsiz vadileri kısa vadeli kazanç uğruna tahrip eden yaklaşımlardan uzak durulmalıdır. Kalkınma ile çevre değerlerini karşı karşıya getiren anlayışlar sürdürülebilir değildir.
Gerçek kalkınma; üretimi, çevreyi, insanı ve gelecek kuşakları birlikte koruyabilen kalkınmadır.
Öte yandan enerji politikalarının yalnızca bugün başarılı görünen alanlara odaklanması da yeterli değildir. Nükleer enerji, hidrojen teknolojileri ve biyodizel gibi geleceğin enerji başlıklarında Türkiye'nin çok daha kapsamlı bir vizyon ortaya koyması gerektiği kanaatindeyim.
Yenilenebilir enerji alanında elde edilen başarılar önemlidir.
Ancak bu başarıların kalıcı olabilmesi için planlama, çevre duyarlılığı ve toplumsal fayda ilkelerinin birlikte korunması gerekmektedir.
Dr. R.Bülend Kırmacı
[email protected]