Ana içeriğe geç

20 bin yıllık fosil çenelerde arı yuvaları bulundu

Royal Society Open Science dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, antik arıların fosilleşmiş hayvan çenelerindeki boş diş yuvalarını yavruları için yuva olarak kullandığını ortaya koydu. Keşif, arıların hayvan kemiklerini yumurtlama alanı olarak kullandığına dair bilinen ilk kanıt olarak değerlendiriliyor.

20 bin yıllık fosil çenelerde arı yuvaları bulundu
Nefes Gazetesi
16

Yaklaşık 20 bin yıl önce, bir mağara nesiller boyunca baykuşlara ev sahipliği yaptı. Baykuşlar, avladıkları hayvanların kemiklerini içeren peletleri düzenli olarak mağaraya bıraktı. Bu kemikler, daha sonra başka bir canlı grubu için beklenmedik bir kaynağa dönüştü.

Royal Society Open Science dergisinde yayımlanan yeni araştırmaya göre, antik arılar fosilleşmiş çenelerdeki boş diş yuvalarını yavruları için küçük yuvalar olarak kullandı.

Keşif, arıların hayvan kemiklerini yumurtlama alanı olarak kullandığına dair bilinen ilk kanıt niteliği taşıyor. Araştırma, daha önce belgelenmemiş sıra dışı bir yuva yapma stratejisini ortaya koydu.

FOSİL ZENGİNİ MAĞARA ANTİK EKOSİSTEMİ KORUDU

Haiti ve Dominik Cumhuriyeti tarafından paylaşılan Karayip adası Hispaniola, binlerce kireçtaşı mağarasına ev sahipliği yapıyor.

Çalışmanın başyazarı ve Chicago’daki Field Museum’da doktora sonrası araştırmacı olan Lazaro Viñola Lopez, bazı bölgelerde her 100 metrede bir farklı obrukla karşılaşılabildiğini belirtti.

Araştırmaya konu olan mağara, Dominik Cumhuriyeti Museo Nacional de Historia Natural paleobiyoloji küratörü Juan Almonte Milan tarafından daha önce olağanüstü zengin bir fosil yatağı olarak tanımlanmıştı.

Viñola Lopez ve meslektaşları, Florida Üniversitesi ve Florida Museum of Natural History’de doktora araştırmasını sürdürdüğü dönemde bu alanı inceledi.

Mağarada, eski yağışlı dönemlerde oluşan karbonat birikintileriyle ayrılmış çok sayıda fosil tabakası korundu. Kalıntıların büyük bölümü kemirgenlere ait olsa da araştırmacılar tembel hayvanlar, kuşlar, sürüngenler ve birçok farklı hayvana ait fosiller de buldu. Mağarada 50’den fazla türe ait izlere ulaşıldı.

Araştırmacılara göre bu bulgular, mağaranın uzun bir dönem boyunca nasıl kullanıldığını gösteriyor. Viñola Lopez, mağaranın yüzlerce hatta binlerce yıl boyunca baykuşların yaşadığı bir alan olmuş olabileceğini belirtti.

BOŞ DİŞ YUVALARINDA SIRA DIŞI İZLER

Viñola Lopez, baykuşların geride bıraktığı memeli kemikleri üzerinde çalışırken, fosilleri temizlediği sırada olağan dışı bir ayrıntı fark etti.

Bazı çene kemiklerinin boş diş yuvalarında, doğal tortu birikiminden farklı görünen pürüzsüz dolgular vardı. Bu yüzeylerin neredeyse içbükey olduğunu belirten araştırmacı, bunun tortunun normal dolma biçimine benzemediğini ve aynı yapıyı birden fazla örnekte gördüğünü söyledi.

Bu görüntü, Viñola Lopez’e daha önce Montana’daki bir fosil kazısında gördüğü fosilleşmiş yaban arısı kozalarını hatırlattı. Bu kozalar, larvaların yetişkinliğe ulaşmadan önce geliştiği küçük çamur odacıklarıydı ve fosil çenelerdeki yapılarla benzerlik gösteriyordu.

ANTİK ARI YUVALARI KEMİKLERİN İÇİNDE SAKLANDI

Bal arıları ve kâğıt yaban arıları büyük toplu yuvalarıyla bilinse de arı türlerinin büyük bölümü aslında tek başına yaşıyor.

Viñola Lopez, çoğu arının yumurtalarını küçük boşluklara bıraktığını ve larvaların beslenmesi için polen depoladığını belirtti. Bazı arı türleri ahşapta ya da toprakta delikler açarken, bazıları da hazır boş yapıları yuva olarak kullanıyor.

Araştırma ekibi, fosil kemikleri daha ayrıntılı incelemek için bilgisayarlı tomografi taraması yaptı. Bu taramalar, hem fosillere hem de içlerindeki tortuya zarar vermeden diş yuvalarındaki sıkışmış malzemelerin üç boyutlu görüntülerini ortaya çıkardı.

Taramalar, bu yapıların bazı modern yalnız arıların yaptığı çamur yuvalarıyla uyumlu olduğunu gösterdi. Bazı yuvalarda, anne arıların gelişmekte olan yavruları için yiyecek olarak bıraktığı antik polen taneleri de korundu.

Araştırmacılar, arıların her bir küçük yuvayı toprak ile salyayı karıştırarak inşa ettiğini düşünüyor. Kalem silgisinden daha küçük olan bu yuvaların, büyük hayvanların içi boş kemiklerinde bulunmasının yumurtaları yaban arıları gibi yırtıcılardan korumuş olabileceği belirtiliyor.

YENİ BİR FOSİL YUVA TÜRÜ

Yuvaların içinde fosilleşmiş arı kalıntısı bulunmadı. Araştırmacılara göre bu şaşırtıcı değil çünkü mağaranın sıcak ve nemli koşulları, hassas böcek bedenlerinin korunması için uygun değil.

Arıların bedenleri korunmadığı için bilim insanları yuvaları hangi türün yaptığını kesin olarak belirleyemedi. Ancak yuva yapıları, kendi taksonomik sınıflandırmalarını alacak kadar ayırt ediciydi.

Fosil yuvalara, mağarayı ilk tanımlayan ve Hispaniola’nın önde gelen paleontologlarından biri olarak bölgede uzun yıllar çalışan Juan Almonte Milan’ın onuruna Osnidum almontei adı verildi.

Viñola Lopez, arı bedenleri bulunmadığı için yuvaların bugün hâlâ yaşayan bir türe ait olabileceğini belirtti. Ancak mağarada kemikleri korunan birçok hayvanın artık soyunun tükendiğini vurgulayarak, bu yuvaları yapan arıların da yok olmuş bir türe ait olabileceğini ifade etti.

ARILARIN KEMİKLERDE YUVALANDIĞINA DAİR İLK KANIT

Araştırmacılara göre bu keşif, arıların hayvan kemiklerini yuva alanı olarak kullandığına dair belgelenmiş ilk örnek oldu.

Viñola Lopez, bu davranışı mümkün kılan birkaç çevresel faktör olabileceğini belirtti. Bölgedeki kireçtaşı yapısının çok az toprak barındırması, geleneksel yer altı yuvaları için uygun alanları sınırlamış olabilir. Buna karşılık, nesiller boyunca mağarayı kullanan baykuşlar sürekli kemik biriktirerek yalnız arıların kullanabileceği çok sayıda boş diş yuvası sağlamış olabilir.

Araştırmacı, bu keşfin arıların ne kadar sıra dışı davranışlar sergileyebileceğini gösterdiğini, aynı zamanda fosiller incelenirken çok dikkatli olunması gerektiğini söyledi.

Viñola Lopez, daha önce fosilleşmiş yaban arısı yuvalarını tanıma deneyimi olmasaydı, bu sıra dışı tortuları fosil hazırlığı sırasında temizleyip atabileceğini belirtti.

Araştırmacıya göre omurgalı hayvan fosilleri incelenirken, böcekler gibi omurgasızlara dair bilgi verebilecek iz fosillere de dikkat etmek gerekiyor. Çünkü böcekler hakkındaki bilgiler, bütün bir ekosistemin anlaşılmasına katkı sağlayabiliyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler