Ana içeriğe geç

Aynı hikâyenin iki dokusu: Homeros’tan Nolan’a Odysseia

Christopher Nolan'ın Odyssey filmi yalnızca bir uyarlama değil; destan ile sinemanın karşılaşması. Aralarında üç bin yıl ve bir IMAX kamerası olsa da Homeros ile Nolan aynı anlatı tezgâhında çalışıyor. Bu ortaklık nerede güçleniyor, sinema destandan nerede ayrılıyor? İnsan evine ne zaman dönüyor?

Aynı hikâyenin iki dokusu: Homeros’tan Nolan’a Odysseia
Fayn
16

Bir uzak yol gemi kaptanının kızı olduğum için çocukluğumun önemli bir bölümünü babamın o sırada dünyanın neresinde olduğunu merak ederek geçirdim. Uyumadan önce bir ritüel gibi, “Babam şimdi nerede?” diye sorardım anneme.

Annemin verdiği cevaplar hiçbir zaman haritada bir nokta olarak kalmazdı. Adı masalları andıran limanlar, fırtınalı denizler, başka dillerin konuşulduğu şehirler ve günlerce karanın görünmediği yolculuklar girerdi araya.

Babam uzak denizlerde yol alan bir hikâye kahramanına dönüşürdü. Onu gözümde biraz Sinbad, biraz Odysseus gibi canlandırırdım. Her seferin ardından eve döndüğünde yorgun, sakallı ve tuz kokan bir yarı insan. Ama yanında getirdiği papağanlar, maymunlar ve egzotik bitkilerle bir kahramandı aynı zamanda. Annemin hikayelerindeki haritada olmayan yerlerden çıkıp gelmiş bir yarı tanrıydı.

Şimdi geriye dönüp baktığımda, Homeros’un Odysseia’sının bana hiçbir zaman yalnızca Odysseus’un destanı gibi gelmediğini hatırlıyorum. Yüzeyde eve dönmeye çalışan bir adam, kaybolan gemiler, fırtınalar, devler ve büyücüler var. Altında ise yolculuğu anlatanların, dinleyenlerin, hatırlayanların ve dönüş ihtimalini canlı tutanların ördüğü daha karmaşık bir yapı uzanıyor.

Christopher Nolan’ın The Odyssey’ini izlerken de aklım sık sık bu yapıya gitti. Nolan’ın yüzeyde Homeros’tan neleri çıkardığından çok, derinlerde onunla ne kadar benzer düşündüğünü fark ettim.

Aralarında yaklaşık üç bin yıl ve bir de hayli gürültülü IMAX kamerası var. Yine de ikisi de hikâyeyi düz bir yol gibi değil, ileri geri işleyen bir dokuma tezgâhı gibi kuruyor.

Nolan’ın arkasına saklandığı kadın

Homeros’la Nolan arasındaki en önemli bağlardan biri, Odysseus’u evi olan İthaka’da bir dokuma tezgâhının başında bekleyen karısı Penelope.

Her iki eser de görünürde Odysseus’un Troya’dan dönüşünü anlatıyor. Fakat Matt Damon’ın canlandırdığı Odysseus denizlerde yol alırken İthaka’daki zamanı Penelope yönetiyor. Saraydaki yüzü aşkın talip için olay örgüsü son derece basit: Odysseus ölmüş, Penelope içlerinden birini seçecek, seçilen adam sarayın ve krallığın yeni sahibi olacak.

Filmde Anne Hathaway’in canlandırdığı İthaka kraliçesi seçimini kayınpederi Leartes’in kefenini bitirdiğinde yapacağı sözünü vermiş. Bu yüzden gündüz kefeni dokuyor ve gece herkes uyuduktan sonra kumaşı ilmek ilmek söküyor.

Talipler kumaşın tamamlanmasını beklerken Penelope erkeklerin beklediği o basit sona razı olmuyor, zamanı eğip büküyor, Odysseus’un dönebileceği ihtimalini açık tutuyor ve hikayeyi kendi bakış açısıyla yeniden kurguluyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler