Ana içeriğe geç

‘Queer edebiyat’ ya da neoliberal hegemonya: Edebiyatta kimlikçi kuşatma

BirGün gazetesi kitap ekinin 294. sayısında yayımlanan ‘Queer Edebiyat’ dosyası, edebiyatın evrensel ve toplumsal zeminden koparılarak nasıl dar bir kimlik inşası aracına dönüştürüldüğünü gösterdi. Üç makaleden oluşan dosya, neoliberal kültürün bir tür savunusu...

‘Queer edebiyat’ ya da neoliberal hegemonya: Edebiyatta kimlikçi kuşatma
Aydınlık
16

BirGün gazetesinin kitap ekinin son sayısında (Sayı 294), “Queer Edebiyat” kapağıyla geniş bir dosya yayımlandı. Dosyada; Remzi Altunpolat’ın “Queer Edebiyat”ın estetik sınırlarını çizdiği, Özge Doğar’ın çocuk kitaplarındaki kimlik temsillerini savunduğu ve Sevcan Tiftik’in yayıncılık dünyasını, yayınevlerini hedef aldığı üç ayrı makale yer aldı. Metinlerin ortak amacı, edebiyatı toplumsal ve sınıfsal gerçekliğinden kopararak, tamamen kimlikler üzerinden okunması gereken bir “hak savunuculuğu” alanına çevirmek olarak öne çıkıyor.

Dosyanın “Queer Edebiyat: Temsilden öte, kimlikten fazlası” başlıklı ilk makalesinde yazar Remzi Altunpolat, kimlik siyasetini salt “temsil” olmaktan çıkarıp estetik bir boyuta taşıdığını iddia ediyor. Altunpolat, metninde edebiyatın işlevini şu sözlerle tanımlıyor: “Queer estetik, romanın en temel kabullerini tartışmaya açar. Bir hayatın neden ‘normal’, bir arzunun neden ‘doğal’, bir ilişkinin neden ‘meşru’ sayıldığını görünür hâle getirir.”

‘Queer edebiyat’ ya da neoliberal hegemonya: Edebiyatta kimlikçi kuşatma - Resim : 1

Yazarın, edebiyatı toplumsal ve ekonomik bağlamından koparıp salt “arzunun” sınırlarına çekmesi, sığ bir bakış açısının ürünü. Altunpolat yazısının devamında Virginia Woolf, James Baldwin ve Bilge Karasu gibi yazarları örnek göstererek “zamanın parçalanması”, “kesin anlamlardan kaçan anlatım” ve “belirsizlik” gibi evrensel yapısal teknikleri doğrudan “queer estetiğin” mülkü ilan ediyor. Edebiyatın kendi içindeki bu felsefi arayışların Batı menşeli bir cinsel kimlik kategorisine hapsedilmesi edebiyatı özgürleştirmez. Aksine; insanın toplumla kurduğu çatışmayı ve ekonomik eşitsizliklerden doğan yabancılaşmayı yok sayarak edebiyat tarihini emperyalizmin “kimlik” ekseninde yeniden yazmaya girişir.

ÇOCUK EDEBİYATINDA ‘ÇEŞİTLİLİK’ MASKESI

Dosyanın Özge Doğar imzasını taşıyan ikinci yazısı, bu kültürel müdahalenin pedagojik boyutunu üstleniyor. Doğar, yazısında “Bir kitapta iki anneli bir çocuk olabilir. Bir başka kitapta erkek çocuk pembe rengi sevebilir... Çocuk ise öncelikle hikâyeye bakıyor” diyerek çocuk zihnine yönelik yönlendirmeleri masumiyet zırhıyla savunuyor.

Hemen ardından yazar, “Köyde yaşayan bir çocuk şehir yaşamını öğrenebilir... Göçmen bir çocuk kendisi gibi hisseden bir karakterle karşılaşabilir” ifadelerini kullanarak asıl manipülasyonu gerçekleştiriyor. Köy-kent yaşamı, göç veya engellilik gibi nesnel toplumsal gerçekliklerle; küresel merkezlerden ithal edilen kurgusal kimlik inşaları aynı “çeşitlilik” sepetine konuluyor. Çocuk edebiyatının varlık nedeni; çocuğu çağdaş değerlerle nesnel gerçeğe hazırlamak ve doğayı doğru kavramasını sağlamaktır. Küresel bir projenin uzantısı olan ve yazıda “empati” ile “özgürlük” kılıfıyla sunulan bu içerikler, çocuğun zihinsel gelişimini hedef alan, onu kendi gerçekliğine yabancılaştırmayı amaçlayan kültürel müdahalenin edebiyattaki en kırılgan halkasını oluşturuyor. Hatırlanacağı üzere Şişli Kent Konseyi, 2020 yılındaki 23 Nisan kutlamaları sırasında “LGBTİ+ çocuklar vardır” görseliyle bir paylaşım yapmıştı. Bugün çocuk edebiyatı üzerinden yapılmak istenen de bu kampanyanın edebi düzlemde meşrulaştırılması çabasından başka bir şey değil.

LGBT’Yİ PERVASIZCA SAVUNUYORLAR

Sevcan Tiftik’in kaleme aldığı üçüncü makale ise, yayıncılık sektörüne yöneltilen bir dayatma ve hizaya çekme belgesi niteliğinde. Tiftik yazısında açıkça ana akım yayınevlerini sorgulayarak şu eleştiriyi yöneltiyor: “Dünyada büyük ses getirmiş... kitapların telifleri alınıyor, Türkçeye çevriliyor ve yayımlanıyor. Ama tanıtım metinlerinde queer, LGBTİ+, eşcinsel, trans ve cisheteronormativite gibi pek çok sözcük yok... Neden arka kapaklar bomboş? Niye editörler sessiz?”

Bu eleştiriler, yazarın eserin edebi derinliğiyle ilgilenmediğini, edebiyatın neoliberal kültür lehine bir alana çevirmeyi istediğini gösteriyor.

Metinde övülen, Batılı fon ağları tarafından finanse edilen KAOS GL gibi yapıların yayıncılık alanındaki faaliyetleri; edebiyat hafızası kurmak değil, emperyalist merkezin kültürel hegemonyasını bir basınç olarak yayınevlerine hissettirmesidir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler