Ana içeriğe geç

Bir maçta kahraman... Bir maçta hedef tahtası... Nedir bu splitting*

Mehmet Ali Gürbüz yazdı...

Bir maçta kahraman... Bir maçta hedef tahtası... Nedir bu splitting*
Odatv
16

Türkiye'nin Avustralya karşısında aldığı 2-0'lık yenilginin ardından ortaya çıkan tartışmalar aslında futboldan çok toplumsal psikoloji ile ilgili...

Turnuva başlamadan önce Türk milli futbol takımı için yapılan yorumları hatırlayalım: Takım övülüyor, oyuncular yıldızlaştırılıyor, en kötü çeyrek final oynanacağı söyleniyordu. Ancak ilk mağlubiyet gelir gelmez hava tamamen değişti. Bu kez futbolcuların oyunu değil saçları, tavırları, karakterleri konuşulmaya başlandı. Üstelik ortada daha oynanacak iki maç vardı.

PSİKOLOJİ NE DİYOR

Psikanalist Otto Kernberg bu tür davranışları "bölme" (SPLITTING) kavramıyla açıkladı. İnsan zihni bazen karmaşık gerçekliği kabul etmek yerine insanları ve olayları iki kutba ayırır:

Tamamen iyi ya da tamamen kötü. Ara tonlar kaybolur. Bir gün kahraman ilan edilen kişi ertesi gün değersiz görülür! Sağlıklı değerlendirme ise insanın güçlü ve zayıf yönlerini aynı anda görebilmektir.

Aslında milli takım etrafında yaşanan tam da bu: Turnuva başlamadan önce takımın eksikleri, güçlü rakipleri ya da olası riskleri konuşulmadı. Kusursuz bir başarı hikâyesi kuruldu. İlk yenilgide ise aynı hikâye tersine çevrildi. Birkaç gün önce alkışlanan oyuncular bu kez hedef tahtasına yerleştirildi.

KENDİ BENLİĞİ SÖZKONUSU

Bu durumun ikinci açıklamasını sosyal psikolog Erich Fromm ve daha sonra kolektif narsisizm üzerine çalışan Agnieszka Golec de Zavala gibi isimlerin çalışmalarında görmek mümkün...

İnsanlar bazen ait oldukları grubu kendi benliklerinin uzantısı olarak görür. Milli takım yalnızca bir futbol takımı olmaktan çıkar, ulusal gururun sembolüne dönüşür...

Bu durumda galibiyet yalnızca spor başarısı değildir, "biz kazandık" duygusu yaratır. Yenilgi ise sadece sahadaki bir sonuç olarak algılanmaz, kişisel ve ulusal aşağılanma gibi hissedilir.

Bu yüzden tepkiler çoğu zaman skorla orantılı olmaz. İnsanlar futbolcunun kötü pasına değil, kendi kırılan beklentilerine öfkelenir...

ABARTILI BEKLENTİ

İşin ilginç yanı, spor psikolojisinin önemli isimlerinden Albert Ellis tam da bu noktaya dikkat çekti.

Ellis'e göre insanların yaşadığı duygusal sarsıntının nedeni olayların kendisi değil, olaylar hakkında geliştirdikleri abartılı beklentilerdir. "Mutlaka kazanmalıyız", "en az yarı final oynamalıyız" gibi katı beklentiler hayal kırıklığını büyütür.

Belki de Avustralya yenilgisi bize futbolcuları değil, kendimizi anlatıyor. Çünkü mesele yalnızca bir maç kaybetmek değil. Mesele, önce gerçekçi olmayan umutlar üretip ardından aynı gerçek dışı hızla umutsuzluğa savrulmak.

Futbolda olduğu gibi hayatta da olgunluk, bir yenilgiden sonra kahramanları yıkmakta değil, süreci soğukkanlılıkla değerlendirebilmektedir.

Çünkü ilk maç hiçbir takımı dünya şampiyonu yapmadığı gibi, hiçbir takımı da başarısız ilan etmeye yetmez. Asıl sınav, duyguların değil aklın oyunu yönetebildiği yerde başlar.

Odatv.com

Kaynağa Git

İlgili Haberler