Öcalan'ın din anlayışını anlamak için eski PKK bildirilerine ya da 1970'lerin Marksist-Leninist literatürüne bakmak yetmez. Asıl, 2025 yılında örgüt kongreleri ve stratejik süreçler için kaleme aldığı "Perspektif"e bakmak gerekir…
Bu metinlerde; alışılmış PKK lideri değil, din, felsefe, metafizik ve tarih üzerine uzun değerlendirmeler yapan farklı bir Öcalan var.
Özellikle Hz. Muhammet ve Allah anlayışına ilişkin satırlar dikkat çekici…
“ALLAH ENERJİDİR”
Öcalan şöyle diyor:
-"Muhammet'in Allah kavramı büyük oranda enerjiyi çağrıştırıyor.”
Bu yorumunu bir adım daha ileri taşıyor:
"Allah bir enerji yoğunluğudur. Enerjinin yoğun nüfuz etmediği hiçbir şey yok. Enerji bittiği an her şey biter. Bu dört dörtlük Allah kavramıdır…"
Öcalan burada Allah'ı yalnızca inanç konusu olarak değil, evreni hareket ettiren temel güç olarak yorumluyor.
Aslında bu yaklaşım yeni değil: Spinoza'dan Hegel'e, Bergson'dan Teilhard de Chardin'e kadar birçok düşünür Tanrı ile evren arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlamaya çalıştı. Öcalan da benzer biçimde Allah kavramını teolojik sınırların dışına taşıyarak felsefi içerikle yorumluyor…
TEVHİD ÖĞRETİSİ
Öcalan'ın Hz. Muhammet'e ilgisi yalnızca Allah anlayışıyla sınırlı değil. Ona göre İslam'ın ilk yıllarında ortaya çıkan toplumsal düzen, güçlü dayanışma ve ortaklaşma deneyimiydi. Hz. Muhammet yalnızca dini bir lider olarak değil, yeni bir toplumsal örgütlenme modeli kuran tarihsel liderdi.
Öcalan’a göre ilk Müslüman topluluk, sınıfsal ayrıcalıkların ve kabile hiyerarşilerinin sınırlandığı, paylaşımın öne çıktığı komünal karakter taşıyordu.
Bu nedenle Hz. Muhammet'in tevhid öğretisi yalnızca Allah'ın birliği olarak değil, toplumun parçalanmış yapısını aşan birlik çağrısıydı, toplumsal bütünleşme ilkesiydi.
Benzer biçimde Öcalan, "eşref-i mahlukat" anlayışını da insanın değerini yükselten ahlaki yaklaşım olarak gördü. Ona göre İslam'ın ilk dönemindeki temel güç, insanı aşağılayan değil, yücelten bu ahlâki anlayış ile dayanışmacı toplumsal yapının birleşmesiydi…
Öcalan'ın dikkatini çeken yalnızca vahiy değil, vahyin etrafında oluşan ortak yaşam, paylaşım ve dayanışma kültürü…
ÖCALAN “MODAYA” KAPILDI
Öcalan'ın bu din anlayışına yönelik eleştiriler devreye girdi: Öcalan'ın son dönem metinleri, klasik anlamda İslam yorumu ya da geleneksel din anlayışı değil. Daha çok 1970'lerden sonra Batı'da ortaya çıkan Yeni Çağ (New Age) akımlarının benzeriydi. 1968 dalgasının geri çekilmesi, Sovyetler Birliği'nin çözülme süreci ve devrimci hareketlerin yaşadığı ideolojik kriz sonrasında Batı'da birçok entelektüel, sınıf mücadelesi ve devrim fikrinden uzaklaştı. Bunun yerine kişisel dönüşüm, spiritüel arayış, ekoloji, mistisizm, enerji teorileri ve farklı düşünce sistemlerinden, inançlardan veya teorilerden parçalar alıp bunları bir araya getiren eklektik düşünceler öne çıktı...
İşte Öcalan'ın son dönem metinlerinde de benzer eğilim görülüyor:
Bir yanda Hz. Muhammet, diğer yanda Sümer mitolojisi… Bir yanda Zerdüştlük, diğer yanda Hegel…
Bir yanda Mezopotamya tanrıçaları, diğer yanda kuantum, enerji ve kozmoloji tartışmaları…
Ortaya çıkan tablo, tek dini-felsefi geleneğe bağlı olmaktan çok, farklı kaynaklardan beslenen eklektik düşünce sistemi görüntüsü veriyor.
Nitekim Öcalan'ın Allah'ı "enerji yoğunluğu" olarak tanımlaması, dini kavramları metafizikten çok kozmolojik ve felsefi düzleme taşıyor.
Bu yaklaşım klasik İslam'ın Allah tasavvurundan da Marksizmin materyalist din eleştirisinden de belirgin biçimde ayrılıyor.
Bu nedenle eleştirmenler Öcalan'ın son dönem düşüncesini siyasal teori olmaktan çok, ahlâki ve manevi dünya görüşü olarak değerlendiriyor.
Burada dikkat çekici olan nokta:
Öcalan sınıf, üretim ilişkileri ve ekonomik çelişkiler yerine ahlâk, bilinç, maneviyat, ekoloji ve toplumsal dayanışma kavramları merkeze yerleştiriyor.
Bu sentezin ne kadar tutarlı olduğu ayrı tartışma konusu. Ancak açık olan şu ki, Öcalan'ın 2025'te yazdığı metinler, PKK'nın kuruluş yıllarındaki ideolojik metinlerden çok farklı bir zihinsel evrene işaret ediyor. Ne Markist ne de İslam aslında…
Odatv.com