Nick Miller / The Athletic
Maçın ilk bir saatinde sahada neredeyse hiçbir şey yapmadı. Sonra ona sunulan iki net fırsatı kaçırdı. Thierry Henry'nin gözlemlediği gibi, Ronaldo artık takım için oynamıyor, sadece kendi hedeflerine ulaşmaya çalışıyor gibi görünüyor.
Birçok yönden sorun Ronaldo'da değil.
Uzun yıllar boyunca bir şeyi yapabileceğiniz söylenirse, bunun artık mümkün olmadığı hakkında kanıtlar ortada olsa dahi, bunu yapmaya devam etmeye çalışırsınız.
Eğer göz önündekileri inkar eden bir antrenör size her seferinde görev verirse, hâlâ eski maharetlerinize sahip olduğunuzu düşünmeniz de olası.
Milyonlarca insanın olduğu bir stadyuma girerseniz ve bunların birçoğu sizi görmek için gelmişse eğer, hatta birinin ellerinde "Dünya Kupası olsun olmasın, sen benim GOAT'umsun" yazan pankart görürseniz, kendinizi izlenmeye değer bulursunuz. Bu histen vazgeçmek kolay değil.

Bırakmak zordur. Özellikle de önünde her zaman ulaşılacak yeni bir dönüm noktası varken. Oynanacak bir turnuva daha ve kariyerde ulaşılacak 1000 gol hedefi hâlâ canlıyken. Hele bir de senin jenerasyonun ve eski rakiplerin hâlâ bunu yapabiliyorsa.
Ama Cristiano Ronaldo artık yapamıyor. Ya da en azından, Dünya Kupası'nın favorilerinden biri olan Portekiz'in ihtiyaç duyduğu düzeyde yapamıyor.
Demokratik Kongo ile 1-1 berabere kalınan maçta Ronaldo ilk altmış dakikada adeta hiçbir şey yapmadı. Kötü şeyler yapması söz konusu değildi, çünkü hiçbir şey yapmadı.
Sahada olmasına rağmen aslında orada değildi. O bir boşluktu; teorik olarak bedeni olan ama bir tutam duman, maddeden yoksun bir ruh kadar geçirgen sayılabilecek bir varlık.
Çok kötü şutları yoktu. Kötü paslar da vermedi. Bariz bir hatası yok. Sosyal medyada onunla alay edilebilmesi için gereken malzemeyi de vermedi. Çünkü hiçbir şey yapmadı…
Sonra ikinci yarıda iki şut çekti. İkisi hemen hemen aynıydı. Çizgiden çevrilen toplara yaptığı vuruşlar yakın direğin yanından auta gitti.
İlki bu:



İkincisi de şuydu:



Her ne kadar Ronaldo’nun en iyi döneminde bunları gole çevirebileceği söylenebilecek olsa da iki pozisyon da kaçırılması imkânsız fırsatlar değildi. İlkinde pas arkasında kalmıştı ve topu kaleye yönlendirmesi oldukça zordu.
İkinci pozisyon ise biraz daha sembolikti. Ronaldo topu bıraksaydı, hemen arkasındaki Bruno Fernandes kaleyi daha net gören bir vuruş yapabilirdi.
Thierry Henry de Fox Sports’taki değerlendirmesinde buna dikkat çekti. Ronaldo’nun kendisini takımın önüne koyduğunu ima eden Henry, “Takımın gol atması gerekiyor. Golü senin atman gerekmiyor. Altıpasın içine hareketlenseydi, Bruno Fernandes için dokunup golü atmak yeterli olacaktı.” dedi.
Belki de en çarpıcı an, kaçırdığı bu iki fırsattan biri değil, kısa süre sonra yaşanan pozisyondu. Sağ kanattan yapılan ortada Ronaldo arka direkteydi. Top oldukça iyi geliyor gibi görünüyordu. Eskiden müthiş bir şekilde yükselip kafayla ağlara göndereceği türden bir ortaydı. Ancak bu kez yükselmedi. Zıplamadı bile. Artık yapamadığı için mi? İstemediği için mi? Kim bilir.
Bir zamanlar Cristiano Ronaldo olan oyuncunun vurmadığı topu kafa vuruşuyla uzaklaştıran isim Kongo savunmacısı Chancel Mbemba oldu.
Bu fırsatların kısa süre sonrasında tribündeki binlerce Portekiz taraftarı Ronaldo’nun adını söylemeye başladı. Onu harekete geçirmek, geçmişte ortaya koyduğu o büyük anlardan birini yeniden yaratmasını sağlamak istiyorlardı. Ronaldo da tezahüratları teşvik etti. Belki kendisi de bir şeyleri oldurmaya çalışıyordu. Ama başaramadı.
Şu anda Ronaldo’nun sahada bulunmasını haklı çıkaran tek ikna edici argüman, rakip savunmanın dikkatini dağıtması ve takım arkadaşlarının bundan yararlanmasına imkân sağlaması. Wayne Rooney, BBC’de, “Maçın büyük bölümünde ofsayt pozisyonunda bekliyor.” dedi. Aşağıdaki örnekte de tam olarak bunu yapıyor.

“Bu onun tembellik yaptığı anlamına gelmiyor; aksine, çok akıllıca davranıyor. Demokratik Kongo savunmasını sürekli kendisini aramak zorunda bırakıyor ve bu da takım arkadaşları için alan yaratıyor. Ancak aynı zamanda top kanada açıldığında yeniden ofsayttan çıkıp tehlike yaratabilecek bir pozisyona gelmesini sağlıyor.”
Sorun şu ki Ronaldo bu tehlikelerin hiçbirini yaratmıyor. Çünkü artık bunu yapamıyor.
Rakipleri de bunun farkında. Maçın ardından Demokratik Kongolu oyuncular bunu açıkça söylemeyecek kadar sağduyulu ya da saygılıydı ancak durumun farkında oldukları açık.
Orta saha oyuncusu Ngal’ayel Mukau, “Artık eskisi gibi olmadığını biliyoruz, bu yüzden daha az koşacağını tahmin ediyorduk. Belki kendisinden biraz daha fazlasını bekliyordum ama bu normal, artık biraz daha yaşlı. Ona karşı oynamak bir onurdu.” dedi.
Yine de bunun suçlusu mutlaka Ronaldo değil. Roberto Martinez, maçın ardından onu yalnızca ilk 11’de oynatma değil, 90 dakika boyunca sahada tutma kararının da arkasında durdu.
Martinez basın mensuplarına, “Ceza sahasına girmekte zorlandığımız böyle bir maçta Cristiano’nun özelliklerinden yararlanmak çok önemli. Gol atmamız gereken bir karşılaşmada futbol tarihinin en iyi golcüsünü oyundan çıkarmak mantıklı olmazdı” dedi.
Aslında bunu söylemek istememişti ama o cümlede sihirli kelimeyi kullandı: Tarih. Ronaldo geçmişte kaldı. Üstelik bu yeni bir durum değil. Martinez’in bunu öngöremediği de söylenemez zira Ronaldo, üst üste 10. büyük turnuva maçında da gol atamadı.
Martinez onu, Carlo Ancelotti’nin Neymar’a yaptığı gibi takımın geri kalanının hayranlık duyduğu, oyunculara ilham verebilecek ya da acil durumlarda kulübeden oyuna sokulabilecek bir tür sembol isim olarak kadroya almak isteseydi hatta yalnızca penaltı kullanmak üzere özel bir rol verseydi, bu savunulabilir bir tercih olabilirdi.
Ancak Martinez, maçın büyük bölümünde sahada dolaşan ve gerçek anlamda gol tehdidi yaratmayan 41 yaşındaki bir oyuncuyu, Dünya Kupası’nın en yetenekli oyuncu gruplarından birinin hücumdaki merkezi olarak oynatmayı sürdürüyor. Ronaldo’nun elemelerdeki İrlanda maçında gördüğü kırmızı kart nedeniyle aldığı üç maçlık ceza anlaşılmaz biçimde bir maça düşürülmeseydi, bu muhtelen Martinez ve Portekiz için daha iyi olurdu
Tüm bunlar, salı günü yaşananlarla karşılaştırıldığında daha da belirgin hâle geldi. Turnuvanın en büyük yıldızları güçlü performanslar ortaya koydu. Erling Haaland, Norveç adına iki gol attı. Kylian Mbappe, Fransa formasıyla iki kez ağları sarstı. Elbette futbol tarihinin en büyük bireysel rekabetinin diğer tarafında bulunan ve Ronaldo’nun üzerinde sürekli dolaşan büyük gölge Lionel Messi de Arjantin adına hat-trick yaptı.
Son düdüğün ardından Ronaldo, yavaş adımlarla doğrudan soyunma odası tüneline doğru yürümeye başladı. Yolun yarısında durdu, geri döndü ve bazı takım arkadaşlarıyla rakip oyuncuların ellerini sıktı. Ardından yeniden yönünü çevirdi ve sahadan ayrıldı.
Takım arkadaşlarından bazıları da çok geride değildi ancak orta yuvarlağa geri çağrıldılar. Portekiz kadrosunun büyük bölümü burada taraftarlarını alkışladı. Fakat Ronaldo çoktan gitmiş, stadın iç koridorlarında gözden kaybolmuştu. Takım arkadaşlarını ve dolayısıyla taraftarları bilinçli olarak görmezden geldiğini düşündürecek bir durum yoktu. Ancak o sadece… gitmişti. Tek başına, takım arkadaşlarına hiçbir faydası olmadan.
Pek çok açıdan bakıldığında bu gerçekten onun suçu değil.
Ancak artık bunu yapamıyor.
©2026 The Athletic Media Company. Her hakkı saklıdır. The New York Times Licensing Group tarafından dağıtılmıştır. Bu makalenin orijinali The Athletic’te yayımlanmıştır.