Keşfedilen gezegen Gaia23bra b, ilk olarak 2023 yılında görevini tamamlayan Gaia uzay teleskobu tarafından tespit edilen bir mikromercekleme olayı sayesinde dikkat çekmişti. Arka plandaki bir yıldızın parlaklığındaki çok küçük artış, bu gezegenin varlığına dair ilk ipuçlarını sağlamıştı. NASA şimdi ise TESS verilerini farklı bir yaklaşımla analiz ederek bu keşfi doğruladı.
Geleneksel yöntem bu gezegen için yeterli değildi
TESS normal şartlarda gezegenleri, yıldızlarının önünden geçerken oluşturdukları çok küçük parlaklık düşüşlerini ölçerek keşfediyor. Bu yöntem özellikle yıldızına yakın yörüngede dönen büyük gaz devlerini belirlemede oldukça başarılı olsa da Gaia23bra b gibi sistemlerde yeterli olmuyor.
Jüpiter'in yaklaşık 1,6 katı kütleye sahip olan Gaia23bra b, yıldızının çevresinde Güneş-Jüpiter uzaklığına benzer bir mesafede dolanıyor. Gezegenin ev sahibi yıldız ise Güneş'in yaklaşık yüzde 80'i büyüklüğünde turuncu bir cüce yıldız ve Dünya'dan yaklaşık 40 bin ışık yılı uzaklıkta bulunuyor. Buna karşılık TESS'in geçiş yöntemiyle yaptığı tipik taramalar yaklaşık 150 ışık yılı mesafeye kadar etkili oluyor. Bu nedenle gezegenin doğrulanabilmesi için farklı bir gözlem tekniğine ihtiyaç duyuldu.
TESS uydusu fırlatıldığında kimse bu tür gezegenleri tespit edebileceğini esasında öngörmemişti. Dolayısıyla bu sonuç, TESS arşivlerinde gözden kaçan başka gezegenlerin de bulunabileceğine işaret ediyor.
Einstein'ın 1915 tarihli teorisi keşfin temelinde
Kütleçekimsel mikromercekleme yöntemi, Albert Einstein'ın 1915 yılında ortaya koyduğu Genel Görelilik Teorisi'ne dayanıyor. Bu teoriye göre kütle, uzay-zaman dokusunu büküyor ve yerçekimi de bu eğriliğin sonucu olarak ortaya çıkıyor.
Yaklaşık 6 bin doğrulanmış ötegezegenin yalnızca yüzde 5'i bugüne kadar mikromercekleme yöntemiyle keşfedildi. Buna karşılık gezegenlerin yaklaşık yüzde 75'i geçiş yöntemiyle bulundu.
Araştırmacılara göre mikromercekleme yöntemi, geçiş veya transit tekniğinin kaçırabileceği gezegenleri tespit etme konusunda önemli avantaj sunuyor. Özellikle yıldızından daha uzak yörüngelerde bulunan küçük gezegenlerin, hatta yaşanabilir bölgede yer alan olası “Dünya’ların” belirlenmesinde bu yöntem öne çıkıyor.
Öte yandan NASA'nın geliştirdiği Nancy Grace Roman Uzay Teleskobu, mikromercekleme yöntemini temel gözlem tekniklerinden biri olarak kullanacak. Teleskop, yıldız yoğunluğunun son derece yüksek olduğu Samanyolu'nun merkez bölgesini tarayarak çok sayıda mikromercekleme olayını gözlemlemeyi hedefliyor.
NASA'nın tahminlerine göre Nancy Grace Roman Uzay Teleskobu, görev süresince yaklaşık 1.000 ötegezegeni kütleçekimsel mikromercekleme yöntemiyle keşfedecek. Ayrıca teleskobun transit yöntemiyle de yaklaşık 100 bin gezegen tespit etmesi bekleniyor. Bu teleskobun önümüzdeki ay fırlatılması bekleniyor.
Peki, insanlık 40 bin ışık yılı uzaktaki bu sisteme gidebilir mi?
Mevcut teknolojiyle ve öngörülebilir gelecekte bunun mümkün olduğu söylenemez. Ancak fizik yasaları teorik olarak böyle bir yolculuğu tamamen dışlamıyor. Işık hızının yaklaşık %99,9999'una ulaşabilen bir uzay aracıyla, özel görelilikteki zaman genişlemesi sayesinde yolculuk mürettebat için yaklaşık 57 yıl sürebilir. Buna karşılık Dünya'daki gözlemcilere göre ise aynı yolculuk yine 40 bin yıldan uzun sürmeye devam eder. Ancak böyle bir hıza ulaşmak için gereken enerji miktarı günümüz teknolojisinin çok ötesinde olduğundan bu senaryo şimdilik yalnızca teorik düzeyde kalıyor.