Ana içeriğe geç

Dezenflasyon programı neden hedefleri tutturamıyor?

Dezenflasyon programı neden hedefleri tutturamıyor?
Ekonomim.com
16

Türkiye’nin süper-dolarize bir ekonomi olduğu bir yapıda, TL/$ kurunu bir anda örneğin 30’a düşüremezsiniz, herkes gider dolar alır. Hele bir de döviz rezervleri durumu biraz “muğlak” ise ve daha önce kontrolsüz kur kayıpları yaşanmış ise, kimseyi tutamazsınız.

Dezenflasyon konusunda Merkez Bankası’nın en önemli silahı kur artışını TL faizlerin önemli ölçüde altında tutmak. Bu ölçü nedir diye sorarsak, ölçü hem yerli hem de yabancı yatırımcıların TL’den dövize dönmelerini önleyecek kadar bir aralık diyebiliriz. Son bir seneye baktığımızda bu aralık aylık %2’nin üzerinde. Merkez’in borç verme faizinin aylık bileşiğini alırsak, bu dönemde ortalama aylık %3.4 gibi bir faiz söz konusu. Buna karşılık aylık ortalama kur artışı ise ortalama %1.35 olmuş. Kümülatif olarak baktığımızda ise son bir senede kur artışı %17.5 civarında gerçekleşirken, politika faizinin getirisi %40’ın üzerinde gerçekleşmiş. Bu çok geniş bir makas ki, unutmayalım bu makas aslında 2023’ün Ağustos’undan beri devam etmekte.

Hedeflenen sonuçların çok gerisindeyiz

Peki, bu süreçte enflasyonda anlamlı bir düşüş kaydedebildik mi? 2025 Haziran’ında TÜFE %35 civarındaydı, bugün ise %32. Arada beklenmeyen ve enflasyonu menfi yönde etkileyecek bazı olaylar olduğunu kabul etsek bile hedeflenen sonuçların çok gerisindeyiz. Bu arada şunu da teslim etmek gerek ki, eşel mobil fiyatlaması devreye konarak son dönemdeki Dünya petrol fiyatlarındaki artışın etkisi büyük ölçüde nötralize edildi. Ancak tabii ki, ithal edilen diğer petro-kimyasal ürünler ve gübre gibi hammaddelerde yüksek fiyat artışları oldu.

Enflasyonun bugüne kadar istenen düşüşü göstermemesinin daha temel sebepleri de var. Birincisi, Türkiye’nin süper-dolarize (bunu söylerken altın hesaplarını, yastık-altı altın ve dövizleri ve yurtdışında tutulan dövizleri de katıyorum) bir ekonomi olması. Böyle bir yapıda, TL/$ kurunu bir anda örneğin 30’a düşüremezsiniz, herkes gider dolar alır. Hele bir de döviz rezervleri durumu biraz “muğlak” ise ve daha önce kontrolsüz kur kayıpları yaşanmış ise, kimseyi tutamazsınız. Bu nedenle de nominal olarak da kurları artırmak durumundasınız. Nitekim kurlarda 12 ayda %17.5 bir artış yapılmış. Herkes bu oranı bir “taban” görüp onun üzerine risk primlerini koyduktan sonra fiyat artışlarını belirler.

İkinci faktör yeni “rasyonel” ekonomi yönetimiyle güven tesis edilmeye çalışılırken, diğer taraftan güvenin yıpratılıyor olması. İlk güven yıpranması tabii ki TÜİK’in enflasyon rakamları ile oldu. Her ne kadar yeni yönetim geldikten sonra hesaplamalar düzeltildiyse de yaratılan izlenimlerin silinmesi kolay değil. (Hâlâ da TÜFE sepetindeki maddelerin fiyatları açıklanmıyor!) Siyasi alanda meydana gelen güven zedeleyici hareketler de dövize talebi ve dolayısıyla kur artışlarını hızlandırdığı gibi artan risk primini dengelemek için faizlerin de öngörülenin üzerine çıkması maliyetleri ve dolayısıyla fiyat artışlarını artıran bir unsur oldu.

Ancak güven kaybı sadece burada değil. Örneğin kira artışlarına sınırlama getirilmesi mülkiyet güvenini sarsan bir uygulama oldu. İlk başta belki endeks üzerinde kira artışlarının düşük kalması sağlandı, ancak tabii ki sonrasında ev sahipleri gerçekleşen enflasyonun üzerinde kira artışları talep etmeye başladılar, bu da kiralardaki dezenflasyon sürecini geciktirmekte.

Altının anflasyon üzerindeki sayısal etkisini hesaplamak zor

Dezenflasyonu geciktiren bir başka faktör de Türk tasarrufçusu için önemli bir yatırım aracı olan altında görülen fiyat artışlarının önemli bir servet etkisi yaratarak talep tarafını fazlasıyla canlı tutmuş olması görülebilir. Bunun enflasyon üzerindeki sayısal etkisini hesaplamak oldukça zor. Ancak son dönemde altın fiyatlarının hızla gerilemekte olması, bu etkinin terse dönmesine sebep olabilir.

Son olarak da mutlaka eğilmesi gerekilen gıda arzı ve fiyatları konusunda bugüne kadar yeterli planlama ve düzenleme yapılmadığı gerçeği yatıyor. Nitekim, bu sene mahsül daha bol olmasına rağmen halen gıda ve alkolsüz içecekler grubu fiyatlarındaki %35.45’lik artış %32.11 olan TÜFE’nin oldukça üzerinde. Bu konuda mutlaka çok şey yazılabilir ama biraz kuraklık olunca üretimin çok düşmesi, yağışlar olunca da artması bile, tarımın en basit düzeyde eksiklikleri (damla sulama, açık sulama kanalları yerine borular gibi) olduğunu düşündürüyor.

Bugüne kadar dezenflasyon programının neden hedefleri ıskaladığı konusunda önemli bulduğum nedenleri sıraladım. Bundan sonra gidişatın nasıl olacağını görmek için tek tek bu nedenlerin önümüzdeki dönemde ne yönde hareket edeceğini tahmin etmek lazım.

Kaynağa Git

İlgili Haberler