Ana içeriğe geç

Güvenlik konuşuluyor, ekonomi şekilleniyor

Güvenlik konuşuluyor, ekonomi şekilleniyor
Ekonomim.com
16

Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi ilk bakışta güvenlik gündemiyle öne çıktı. İki gün boyunca başkentten savunma harcamaları, silah anlaşmaları, yeni askeri iş birlikleri yapıldı, jeopolitik riskler ile ilgili birçok haber ve değerlendirme geldi. Ancak biraz daha yakından bakıldığında, zirvenin asıl hikayesinin ekonomi olduğu görülüyor.

Çünkü dünya artık güvenliği yalnızca askeri güç üzerinden tanımlamıyor. Üretim kapasitesi, teknoloji geliştirme kabiliyeti, enerji arz güvenliği, kritik madenlere erişim, yapay zeka, yarı iletkenler, siber güvenlik ve tedarik zincirleri de en az tanklar, toplar ve savaş uçakları kadar stratejik hale geldi.

Başka bir ifadeyle, ekonomik güç yeniden güvenliğin temel bileşeni oldu.

Küreselleşmeden ekonomik güvenliğe

Galiba tüm bu gelişmeler, küreselleşmenin en iyimser döneminin sona erdiğini gösteren yeni bir dönemin işareti. Küresel ekonomi uzun yıllar boyunca verimlilik üzerine kuruldu. Üretim en ucuz nerede yapılıyorsa oraya taşındı, tedarik zincirleri küreselleşti, maliyet avantajı en önemli kriter haline geldi.

Şimdi ise öncelik değişti. Artık düşük maliyet kadar güvenilir tedarik, teknolojik bağımsızlık ve stratejik dayanıklılık da belirleyici.

Bu nedenle son yıllarda sıkça duyduğumuz "friend-shoring", "near-shoring", "stratejik özerklik" ve "ekonomik güvenlik" kavramları tesadüf değil. Ben bunlara artık "NATO-shoring" kavramını da ekliyorum.

Küresel ekonomi, serbest ticaret mantığından tamamen kopmasa da neo-merkantalist bir anlayışa doğru ilerliyor. Devletler artık yalnızca piyasaların düzenleyicisi değil, aynı zamanda sanayi politikalarının, teknoloji yatırımlarının ve stratejik sektörlerin yönlendiricisi konumunda.

NATO'nun yeni rolü

NATO'daki dönüşüm de tam bu değişimin güvenlik alanındaki yansıması. Son dönemde dile getirilen "NATO 3.0" yaklaşımı, ittifakın yalnızca askeri caydırıcılığa değil, üretim kapasitesine, teknolojik üstünlüğe ve krizlere dayanıklılığa odaklanacağını gösteriyor.

Bu nedenle savunma harcamalarının artırılması sadece daha fazla silah alınması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda milyarlarca dolarlık yeni yatırımlar, yeni üretim tesisleri, ortak teknoloji projeleri ve genişleyen sanayi ekosistemleri anlamına geliyor.

Ankara Zirvesi'nde açıklanan gelişmeler de bu tabloyu doğruluyor.

- İki gün boyunca Ankara'da NATO üyeleri savunma harcamalarını artırma taahhütlerini yineledi, yeni silah anlaşmaları duyurdu.

- Kanada merkezli kurulacak Savunma, Güvenlik ve Dayanıklılık Bankası'nın müttefik ülkelerin savunma yatırımlarını finanse edecek olması dikkat çekiyor.

- Ukrayna'nın Avrupa ülkeleriyle imzaladığı insansız hava aracı iş birlikleri savaş tecrübesinin teknoloji ihracatına dönüşebileceğini gösteriyor.

- ABD, Japonya ve Güney Kore'nin küçük modüler nükleer reaktörler konusunda kurduğu ortaklık ise güvenlik ile enerji teknolojilerinin artık aynı stratejik çerçevede değerlendirildiğinin başka bir göstergesi.

Savunma sanayii artık büyümenin de motoru

Bütün bunlar, önümüzdeki yıllarda savunma sanayiinin yalnızca askeri değil ekonomik büyümenin de lokomotif sektörlerinden biri olacağını gösteriyor. Çelikten elektroniğe, yazılımdan yarı iletkenlere, yapay zekadan uzay teknolojilerine kadar uzanan geniş bir üretim zinciri bu dönüşümden doğrudan etkilenecek.

Artık savunma yatırımları yalnızca güvenlik harcaması olarak görülmüyor. Aynı zamanda yüksek teknoloji üretimi, nitelikli istihdam, ihracat ve inovasyon kapasitesini artıran bir sanayi politikası aracına dönüşüyor.

Türkiye için ortaya çıkan fırsat

Peki bu tablo Türkiye için ne ifade ediyor?

Aslında Türkiye, bu yeni döneme birçok ülkeye kıyasla önemli avantajlarla giriyor. Son yıllarda savunma sanayiinde oluşturulan üretim kapasitesi, insansız hava araçları, elektronik harp sistemleri, mühimmat, deniz platformları ve kara araçlarında elde edilen başarılar askeri olduğu kadar sanayi politikası açısından da stratejik bir değer taşıyor. İstanbul Sanayi Odası'nın son 500 Büyük Sanayi Kuruluşu listesinde ilk 10'da iki savunma sanayii şirketinin yer alması da sektörün ulaştığı ölçeği gösteriyor.

Son bir yılda savunma sanayi kaynaklı ihracatımızın 11 milyar dolara ulaşmış olması da önemli bir gelişme. Toplam ihracatta payı yüzde 4 civarında ama artış ivmesi dikkat çekici.

Asıl fırsat ise bundan sonra başlayabilir.

Avrupa'nın savunma kapasitesini büyütme kararı, ortak üretim ve ortak tedarik projelerini hızlandırabilir. Türkiye, NATO'nun üretim üssü ve teknoloji ortağı haline gelebilirse yalnızca savunma ihracatını artırmakla kalmayacak. Yüksek katma değerli üretim, nitelikli istihdam ve teknoloji transferi açısından da önemli kazanımlar elde edebilecek.

Jeopolitik avantaj yetmez, teknoloji gerekir

Bununla birlikte jeopolitik avantaj tek başına yeterli değil. Coğrafya bizden yana deyip oturmakla olmuyor. Yeni dünya düzeninde ülkeler yalnızca bulundukları coğrafyayla değil, ürettikleri teknolojiyle rekabet ediyor. Hukuki öngörülebilirlik, güçlü kurumlar, eğitim kalitesi, araştırma-geliştirme yatırımları, fikri mülkiyet hakları ve yatırım ortamı en az askeri kapasite kadar önem taşıyor.

Savunma sanayiinde yakalanan başarıyı sivil teknolojilere taşıyabilen ülkeler küresel değer zincirlerinde üst sıralara çıkabilecek.

Asıl sınav ekonomi olacak

Bu nedenle Ankara Zirvesi'ni yalnızca diplomatik bir buluşma olarak görmek eksik olur. Zirve, güvenlik ile ekonominin artık birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini gösteren yeni dönemin önemli işaretlerinden biri. Savunma harcamaları, teknoloji politikaları, enerji güvenliği ve sanayi stratejileri aynı denklem içinde şekilleniyor.

Eğer bu dönüşüm doğru okunur, savunma sanayiinde kazanılan teknolojik birikim sivil sektörlere yayılır ve yatırım iklimi güçlendirilirse, Türkiye yeni güvenlik mimarisinin sadece önemli bir üyesi değil, aynı zamanda yeni ekonomik düzenin kazanan ülkelerinden biri olabilir.

Bunu yapabilirsek, işte o zaman Ankara Zirvesi'nin en kalıcı etkisi üretim, teknoloji ve ihracat üzerinden şekillenen yeni bir büyüme hikayesi olacaktır. Aksi takdirde diplomatik bildiriler ile yetinmek zorunda kalırız.

Kaynağa Git

İlgili Haberler