Dünya yeni bir dönemin eşiğinde bulunuyor.
- yüzyılınilk çeyreği tamamlanırken en çok bel bağladığımız meta: bombalar ve savaşlar.
Savaşların ekonomik ve sosyal faturası artık yalnız çatışan taraflara değil, bütün dünyaya yayılıyor.
Sahnede: Hürmüz Boğazı! Buradan dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20'si, Asya'nın ise enerji ihtiyacının çok önemli bir bölümü geçmektedir.
Ancak Hürmüz Boğazı'ndan geçen sadece petrol değildir.
Enerji güvenliği geçmektedir.
Doğal gaz geçmektedir.
Gübre hammaddeleri geçmektedir.
Petrokimya ürünleri geçmektedir.
Sanayi üretiminin ihtiyaç duyduğu ara mallar geçmektedir.
Gıda üretiminin önemli girdileri geçmektedir.
Ve de milyarlarca insanın ekonomik geleceği geçmektedir.
Yukarıda da oransal olarak ifade ettiğim gibi, özellikle Asya ekonomilerinin bu ticaret yolu üzerindeki bağımlılığı çok nettir.
Ancak mesele yalnız Asya'nın sorunu değil, tüm Dünyanın meselesidir...
Enerji fiyatlarındaki artış;
ulaştırmayı,
sanayiyi,
tarımı,
gıda fiyatlarını,
ilaç sektörünü,
sigorta maliyetlerini,
lojistik sistemlerini
ve nihayet tüketicinin günlük hayatını doğrudan etkilemektedir.
Bir bölgesel çatışmanın faturası küresel ölçekte ödenmektedir.
Buna karşılık açık savaşlardan ekonomik baskılara, ticaret savaşlarından enerji savaşlarına uzanan yeni ve karmaşık bir mücadele dönemi ortaya çıkmaktadır.
Üstelik bu “mücadele” her coğrafyada her gün yaşanmaktadır.
Bugün dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri ekonomik bağımlılıkların giderek siyasi baskı aracına dönüşmesidir.
Ambargolar...
Ticaret savaşları...
Enerji koridorları üzerindeki gerilimler...
Kritik madenler üzerindeki tekelleşmeler...
Tüm bu olgular, küresel ekonomiyi öngörülemez hale getirmektedir.
Oysa ekonomi de, siyasal kararlar da halkların refahını artırmak için vardır.
Toplumları cezalandırmak için değil.
Serbest rekabetin yerini ekonomik baskılar aldığında, bunun bedelini yalnız hükümetler değil, sıradan insanlar ödemektedir.
Bugün dünyanın farklı bölgelerinde bunun örneklerini görmek mümkündür...
Savaşların yaşandığı coğrafyalarda gerek iç cephede gerek dış cephede daima kaybeden halklardır.
Çocuklardır.
Kadınlardır.
Emekçilerdir.
Üreten insanlardır.
Bu gerçekle birlikte dünya sahnesinde şimdi kaynayan kazan Hürmüzdür.
Artan enerji maliyetleri Avrupa sanayisini zorlamaktadır.
Yükselen gıda fiyatları Afrika'nın kırılgan toplumlarını etkilemektedir.
Ticaret yollarındaki belirsizlik Asya ekonomilerinde yeni riskler oluşturmaktadır.
Artan güvenlik harcamaları dünyanın her yerinde sosyal yatırımları baskı altına almaktadır.
O arada insanlık büyük bir çelişki yaşamaktadır.
Bir tarafta iklim değişikliğiyle mücadele edilmektedir.
Diğer tarafta savaşlar devasa kaynakları tüketmektedir.
Bir tarafta kitlesel göçler önlenmeye çalışılmaktadır.
Diğer tarafta çatışmalar yeni göç dalgaları yaratmaktadır.
Bir tarafta sürdürülebilir kalkınma hedefleri açıklanmaktadır.
Diğer tarafta küresel güvensizlik maliyetleri sürekli büyümektedir.
Ve belki de artık yeni bir bakış açısına ihtiyaç vardır.
Ekonomiyi seçici ve benmerkezci siyasetler üzerine kuramayız.
Siyaseti de sınırsız borçlanma, kısa vadeli çıkar hesapları ve yoksulluğun yolsuzluğu beslediği ekonomik yapılar üzerine inşa edemeyiz.
*Gerçek serbest rekabet...
*Saydamlık...
*Demokratik katılım...
*Uluslararası hukuk...
*İnsan hakları...
*Çevre duyarlılığı...
*Bilim...
*Kültürel kalkınma...
- yüzyılın güvenlik anlayışının temel taşları olmak zorundadır.
Ve unutmayalım...
Bugün Hürmüz Boğazı'ndan geçen sadece petrol değildir.
İnsanlığın birbirine olan bağımlılığı geçmektedir.
Bu nedenle yeni yüzyılın en büyük başarısı, başka ülkeleri zayıflatmak değil; ortak refahı, ortak güvenliği ve ortak geleceği güçlendirebilen bir dünya düzeni kurabilmek olacaktır.
Çünkü ateşin düştüğü coğrafyalarda ilk kaybeden de son kaybeden de halklardır.
Ve belki de uygarlığın gerçek ölçüsü, ne kadar etkin savaş düzenleri kurduğumuz değil; ne kadar çok insanın barış, adalet ve onur içinde yaşayabildiği olacaktır.
Dr. R.Bülend Kırmacı