2022'de peri masalı yazan Fas Milli Takımı, yarı finalde Fransa'ya elenmişti. Şimdi çeyrek finalde rövanşı almanın peşindeler. Sahadaki yıldızlar büyük ölçüde aynı kalsa da hikâye tamamen değişti. Futbolseverler, kendi taraftarının bile mesafeli durduğu Fas'a destek verip vermeme konusunda yepyeni bir ikilemle baş başa.
Katar 2022'nin yarı finalinde yolları kesişen Fransa ve Fas, dört yıl aradan sonra bu kez 2026 Dünya Kupası çeyrek finalinde karşı karşıya geliyor. İsveç karşısındaki 3-0'lık rahat galibiyetin ardından zorlu Paraguay engelini de tek golle aşarak buraya ulaşan Fransa'da Désiré Doué, Ousmane Dembélé, Michael Olise ve formunun zirvesindeki Kylian Mbappé turnuvanın en ürkütücü hücum hattını oluşturuyor. Karşılarındaki Fas ise geride bıraktığı 40 maçta yenilgi yüzü görmedi. Son 32 turunda formda Hollanda'ya karşı son dakika golünün ardından penaltılarla turlayan, son 16'da Kanada'yı zorlanmadan geçen, dört yıl önceki underdog apoletini kalıcı bir güce dönüştürmüş dişli bir Fas var. Ülkenin önde gelen gazetelerinden Assahra Al Maghribiya ise bu yeni tabloya daha farklı bir bakış getiriyor:
"Futbolda kazanıp hayranlık uyandıran; bir de bu durum üzerinde düşünülmeye değer bir fenomene dönüşene kadar kazanmaya devam eden takımlar vardır."
Sokaktaki boykot, masadaki ittifak
Yeşil sahadaki bu çetin rövanş, ilk bakışta eski sömürgeciye karşı tarihi bir hesaplaşma gibi duruyor olabilir. Gerçekten de Fas sokaklarında ve ülkenin genç nüfusu arasında Fransa'ya karşı ciddi bir kültürel başkaldırı var. Sosyal medyada çığ gibi büyüyen kampanyalar meşruti monarşi ile yönetilen ülkede hükümeti eğitimde köklü bir "İngilizce devrimine" zorlarken sokaktaki bu bağımsızlıkçı ruh, devlet katına çıktığında yerini realpolitik yaklaşıma mahsus bir pragmatizme bırakıyor. Bir yandan müfredattaki bu devrim ile kültürel savaşa ortak olan Rabat yönetimi, diğer taraftan Paris ile ticari ve askeri ilişkilerini tarihinin en üst seviyesine taşımış durumda. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2024'te Fas'ın "kırmızı çizgisi" Batı Sahra'yı Fas toprağı olarak tanıması, bu bahar havasının miladı oldu.
Bir aidiyet krizi: "Diaspora Takımı"
Sevk ve idare çerçevesindeki bu diplomatik manevralar bir yana dursun. Ekim 2023’te Fas'ta bulunduğum dönemde milli takımın tam bir sene evvel ortaya koyduğu devasa başarının sokaktaki yansımasına dair çok ilginç bir tezatla karşılaştım. Fas, aslında futbolla yatıp kalkan bir ülke. Öyle ki Sahra Çölü ile Marakeş arasında eski bir kervan yolu üzerindeki müstahkem bir köy (ksar) olan Ayt bin Haddu'yu gezerken kartpostal satan genç bir ressamla muhabbet etmiş ve memleketimin takımı Eskişehirspor'u tanıyacak kadar koyu bir futbol fanatikliğine şahit olmuştum. Fakat ortada garip bir durum vardı. Futbolla nefes alan böylesine bir ülkenin sokaklarında o tarihi 2022 yarı finalinin üzerinden henüz bir yıl geçmemiş olmasına rağmen gözüme sadece tek tük milli takım forması çarpıyordu.
Bunun sebebi şüphesiz endüstriyel futbolun getirisi (götürüsü) uçuk forma fiyatları olabilirdi. Ancak meselenin özünde çok daha derin bir aidiyet boyutu vardı. Toplumun belirli bir kesimi ile milli takım arasında görünmez bir duvar örülmüş gibi. Fas Milli Takımı, halk arasında yerel bir değerden ziyade giderek bir "diaspora takımı" hissiyatı veriyor. Futbolda söz sahibi iki ülkeden Fransa'da 1,5 milyon, İspanya'da ise 800 bin civarında Fas kökenli vatandaşın yaşadığını düşünülünce bu çok da şaşırtıcı değil. Öyle ki geçen yıl Barselona'da geçirdiğim üç günde, Fas'ta geçirdiğim on güne kıyasla Fas formalı çok daha fazla insana rastladığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Bugün bu yetenekli jenerasyonun attığı goller, Paris banliyöleri veya Barselona gettolarında bir tür göçmen aidiyetiyle, muhtemelen Marakeş'in arka sokaklarından çok daha büyük bir coşkuyla kutlanıyor.
Kırılan Pan-Afrikanizm ve Senegal krizi
Avrupa'daki bu göçmen coşkusuna karşılık, Fas'ın kendi kıtasıyla, özellikle de Sahra Altı Afrika ile olan bağında ise bambaşka bir kırılma yaşanıyor. Dört yıl önce Atlas Aslanları, sahada yalnızca kendi vatandaşlarının değil, tüm Afrika'nın ortak sesiydi. O dönem Fas’ın başındaki teknik adam Walid Regragui 2022’deki bütünleşmeyi şu sözlerle ortaya koyuyordu: "Başta bizi destekleyen yalnızca Faslılardı. Şimdi Afrikalılar ve Araplar katıldı. Neden Afrika’dan bir Dünya Kupası şampiyonu çıkmasın ki?"
Ancak 2026'ya gelindiğinde bu "Pan-Afrikanist" dayanışma ciddi bir kırılma yaşıyor. Al Jazeera’dan Afolabi Adekaiyaoja'ya göre Afrikalı futbolseverlerin dayanışması artık koşulsuz değil. Taraftarlar takımları sadece aynı coğrafyadan oldukları için bağrına basmıyor. Temsil ettikleri devletin politikalarına ve halkın duruşuna da bakıyor.
Bu uyanışın en büyük kırılma noktası ise 2025 Afrika Kupası'ndaki Senegal krizi oldu. Final karşılaşmasının ardından kupanın Senegal'in elinden alınıp tartışmalı bir kararla Fas'a verilmesi, tüm kıtada orantısız gücün bir gövde gösterisi olarak okundu. Fas artık komşularının gözünde ezilenlerin şirin temsilcisi değildi. Ticari ve siyasi çıkarlar uğruna mecburen iyi geçinilmesi gereken bölgesel bir "hegemon" konumuna gelmişlerdi.
İşin arka planında, Fas devletinin yeşil sahayı kusursuz bir örtbas (sportswashing) aracı olarak kullanması yatıyor. Bu sportif vitrin, uluslararası alanda modern bir imaj sunarken Afrika’nın son sömürgesi olarak anılan Batı Sahra’daki devlet hakimiyetini perdeliyor. Bölge kaynaklarını kontrol etmek için Batılı güçlerle kurulan ortaklıklar da Fas’ı anti-kolonyal bir kahraman olmaktan çoktan çıkartmış durumda. Buna İsrail ile yürütülen ticaret, güvenlik ve istihbarat iş birlikleri de eklenince tablo iyice karmaşıklaşıyor. Pragmatik devlet aklının bu hamleleri, sokağın gerçekliğiyle fena halde çatışıyor. Bilhassa Filistin meselesine duyarlı kıta halkları ve Fas'ın muhalif tribünleri için bu politikalar, takıma duyulan koşulsuz sempatiyi bitiren ana unsurlardan birkaçı. Ancak ortada ilginç bir paradoks da var: Yönetim katının tüm bu ağır siyasi bagajı ve tabandan bu kopuşuna rağmen Filistin halkının bizzat kendisi turnuva boyunca Fas Milli Takımı'na destek vermeyi sürdürüyor. Yani sokaktaki ve kıtadaki büyük kırılmaya inat, o coğrafyanın takıma duyduğu sempati yeşil sahada hala kendine nefes alacak bir alan bulabiliyor.
İçerideki fay hatları ve "sessiz boykot"
Dışarıdaki bu jeopolitik tartışmalar, Fas'ın iç dinamiklerinde çok daha somut bir kırılmaya neden oluyor. Fas Futbol Federasyonu Başkanı Fouzi Lekjaa'nın aynı zamanda devlet bütçesinden sorumlu bakan olması son yıllarda yeşil sahaya akan yatırımın doğrudan bir hükümet projesi olduğunu kanıtlıyor. 2030 Dünya Kupası ev sahipliği vizyonuyla milyarlarca dolarlık devasa stadyumlar inşa edilirken halkın temel sağlık bütçesinden kesintiye gidildi ve bu da sokaklarda ciddi protestolara zemin hazırladı. Futbolun birleştirici ruhu, faturasını halkın ödediği ağır bir yüke dönüşmüş vaziyette. Tüm bunlara bir de takımın kaptanı ve en önemli figürü Achraf Hakimi'nin tecavüz davası da eklenince, 2022'nin o pırıl pırıl kahramanlık imajı yerini derin gri alanlara bıraktı.
Devletin futbol üzerinden kurduğu bu anlatının sokaktaki karşılığı futbolun sosyolojik tarafına muazzam bir veri sunuyor. "Hadi Blad el-Hukra" (Burası Zulmün Ülkesi) adlı marşlarıyla bütün dünyada fenomen haline gelen İttihad Tanca'nın muhalif taraftar grubu Ultras Hercules; ülkedeki adaletsizlik, fırsat eşitsizliği, genç işsizliği ve yolsuzlukları, kısacası umudunu kaybeden neslin yaşadığı sorunları haykırıyor. Aynı grup, bu devletleşen futbol aygıtına sessiz bir boykotla da yanıt veriyor. Milli takımın bu ay Hollanda ve Kanada karşısında aldığı kritik galibiyetlerin ardından, resmi iletişim kanallarında turnuvaya veya milli takıma dair tek bir kutlama mesajına dahi yer vermediler. Aksine, tam da bu galibiyetlerin ertesi gününde kendi yerel kulüplerinin gündemini paylaşmayı sürdürdüler. Dahası, yayınladıkları fotoğrafların merkezine ısrarla Filistin bayrağını yerleştirmeleri de tribün hafızasının, devletin İsrail ile yürüttüğü dostane politikalara verdikleri doğrudan bir tepki niteliğinde. Bu tablo sokağın tavrını özetliyor.
Bu akşam ekran başında Fransa'ya karşı Fas halkından muhtemelen yine güçlü bir destek göreceğiz ancak organize taraftar grupları, milli formanın günümüzde temsil ettiği bu ağır politik ve ekonomik bagajı kurumsal olarak sahiplenmeyi reddediyor.
Aynı kadro, bambaşka bir hikâye
Dört yıl önce tüm dünyanın gözü önünde büyüyen o 'sevimli sürpriz'i, bugün çeyrek finalde bambaşka bir kimlikle izleyeceğiz. Sahadaki kadro büyük ölçüde tanıdık olabilir ama arkasındaki hikâye tamamen değişti. Bugün Fas Milli Takımı'nın, özellikle Avrupa'daki köklü diasporası ve yetenekli jenerasyonu üzerinden dünya çapında hala ciddi bir destek bulduğu bir gerçek. Sahada sergiledikleri üst düzey performans ve turnuva tecrübesi, onları Dünya Kupası'nın en izlenmeye değer ekiplerinden biri yapıyor. Ancak bu takım artık sömürgeciliğe karşı başkaldıran 'Üçüncü Dünya'nın sarsılmaz temsilcisi değil. Aksine Fas, kendi halkının kaynaklarını devasa PR projelerine harcayan tartışmalı dış politikaları ve saha dışı skandallarıyla sistemin tam da merkezine yerleşmiş, kıta futbolunun hâkim gücü konumunda.
Fas bugün siyasi bir dayanışmadan veya ahlaki bir üstünlük hissinden değil tıpkı rakibi Fransa gibi turnuvanın en iyi ve en kuvvetli futbol oynayan takımlarından biri olmasının hakkı teslim edileceği için destekleniyor olmalı. Bu akşam hakemin ilk düdüğüyle birlikte sahada müthiş bir rekabet göreceğimiz kesin ancak ortada yanıtlanması zor bir soru var:
Sahaya çıkan bu 11 artık gerçekten kimin takımı?