İklim krizi, küresel ısınma terimleri artık dilimize yerleşti. Ancak mevzu kutupların erimesinden yağmur ormanlarına, aşırı hava olaylarından biyolojik yok oluşa geniş bir perspektifte konuşulunca sanki bize önemli bir etkisi yokmuş gibi anlaşılıyor. Oysa gezegen bir bütün ve dünyanın öte ucunda olanlar yaşadığımız coğrafyadan bağımsız kalamıyor.
Okyanusları ele alalım. Dünya yüzeyinin yüzde 71'ini kaplayan okyanuslar, iklim değişikliğini dengelemede tropik ormanlar kadar hayati. Okyanuslar deyince birbirine bağlı tuzlu sular, yani denizler kastediliyor. Mesela Akdeniz, Marmara, Karadeniz gibi iç denizler…
Denizler ve okyanuslar, sera gazı emisyonlarının ürettiği fazla ısının yaklaşık yüzde 90'ını ve karbondioksit emisyonlarının yüzde 25'ini emiyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCC) okyanusların ısınması, deniz suyunun yükselmesi ve asitlenme sorununun, 2050’de 1 milyar insanın hayatını kökten etkileyeceğini açıklamıştı.
Ancak son çalışmalar, tahminlerin öncesi ve ötesinde tehlikelere işaret ediyor. Nisan’da okyanuslara dair iki önemli araştırma yayımlandı. İlki, Atlantik Okyanusu’nun tropik bölgelerinden kuzeye ve tersine yönde su taşıyan akıntı sistemi, kısaca AMOC’la ilgiliydi. Science Advances dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, AMOC 2100 yılına kadar yüzde 43 ila 59 oranında yavaşlayabilir.
AMOC, Avrupa, Afrika ve Amerika'daki iklimleri düzenlerken aynı zamanda su yaşamını da destekleyen en önemli mekanizma olduğundan okyanus sisteminin çökme tehlikesini gündeme getirdi. Okyanusun çökmesi, hayatın bitmesi demek…
İkinci araştırma, okyanustaki metan üretiminin ardındaki önemli bir mekanizmayı ortaya çıkardı. Bu mekanizma, gezegen ısındıkça yoğunlaşabilir ve okyanuslardaki besin zincirine ölümcül etkileri olabilir.
Son araştırmaların ne anlama geldiğini, okyanuslardan denizlere çalan tehlike çanlarının coğrafyamızı nasıl etkileyeceğini ODTÜ İKLİM - İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü, Oşinograf Prof. Dr. Barış Salihoğlu’na sorduk.
Atlantik Okyanusu’nun “taşıyıcı bandı” denen AMOC nedir ve neden önemli?
Açılımı Atlantik Meridyenal Devrilme Dolaşımı (Atlantic Meridional Overturning Circulation) olan AMOC, Atlantik Okyanusu’nda sıcak, tuzlu yüzey sularının tropiklerden kuzeye taşındığı; kuzeyde soğuyup yoğunlaşarak derinlere battığı ve daha sonra derin akıntılarla güneye döndüğü büyük ölçekli bir okyanus dolaşım sistemidir. Bunu çoğu zaman okyanusun taşıyıcı bandı gibi tarif ediyoruz. Bu sistem sadece Atlantik’i değil, Avrupa iklimini, tropikal yağış kuşaklarını, deniz seviyesini ve karbon döngüsünü de etkileyen küresel bir mekanizma.
Son araştırma, AMOC'un 2100 yılına kadar yüzde 43 ila 59 oranında yavaşlayacağını tahmin ediyor. Çalışma neden önemli, bu oranlar neyi anlatıyor?
Mevcut iklim modelleri zaten AMOC’un 21. yüzyılda zayıflayacağını söylüyordu. Fakat bu çalışma, modelleri gerçek gözlemlerle, özellikle deniz yüzeyi sıcaklığı ve tuzluluk verileriyle destekleyerek güvenilirliğini arttırdı. Buna göre zayıflama, önceki model ortalamasından daha güçlü olabilir… Çalışmanın en iyi performans gösteren yöntemiyle, 2100’e kadar yaklaşık yüzde 51’lik bir AMOC zayıflaması hesaplıyor. Bu, daha önce bildirilen yaklaşık yüzde 32’lik zayıflama beklentisinden belirgin biçimde daha yüksek.
AMOC’un beklenenden çok daha hızla zayıflamasının sebepleri ne?
Burada ana mekanizma küresel ısınma ile ilgili. Atmosfer ve okyanus ısındıkça yüzey suları daha hafif hale geliyor; ayrıca Grönland erimesi, artan yağış ve buz erimesiyle Kuzey Atlantik’e daha fazla tatlı su girişi oluyor. Tatlı su, tuzluluğu düşürerek suyun yoğunlaşmasını ve derinlere batmasını zorlaştırıyor. AMOC’un ana mekanizması da zaten bu yoğunlaşma ve batma sürecidir. Mesele sadece akıntının biraz yavaşlaması değil, okyanusun ısı, tuz, karbon ve besin taşıma kapasitesinin değişmesi.