Ana içeriğe geç

Dini anlatım dili doğru mu?

Din eğitimi almış her insan kendini dini alanda konuşma hakkına sahip görür. Bu elbette onun hakkıdır. Netice bu hususta eğitim almıştır. Şöyle veya böyle bildiğini aktarır. Ancak her din eğitimi almış kişi bu hususta hayli temkinli ve dikkatli olmalıdır. Zira konu 'vahiy' ile ilgilidir. Ve meşhur özdeyişin dediği gibi 'Yarım hoca imandan' eder hassasiyeti hepimizi sarmalıdır. Kendimizi sorumlu hissetmeliyiz. GENÇLERİMİZİN DİNİ BİLGİSİ Sosyal medya veya belli mecralarda gençlerin dini bilgisi...

Dini anlatım dili doğru mu?
A Haber
16

Din eğitimi almış her insan kendini dini alanda konuşma hakkına sahip görür. Bu elbette onun hakkıdır. Netice bu hususta eğitim almıştır. Şöyle veya böyle bildiğini aktarır. Ancak her din eğitimi almış kişi bu hususta hayli temkinli ve dikkatli olmalıdır.

Zira konu "vahiy" ile ilgilidir. Ve meşhur özdeyişin dediği gibi "Yarım hoca imandan" eder hassasiyeti hepimizi sarmalıdır. Kendimizi sorumlu hissetmeliyiz.

GENÇLERİMİZİN DİNİ BİLGİSİ

Sosyal medya veya belli mecralarda gençlerin dini bilgisi sorgulanıyor. Elinde mikrofon alan gördüğü gence soruyor:
"Takriri sünnet nedir?" Genç duruyor tabi. Bildiğimiz gibi Hz.
Peygamber'in sünneti; kavli, fiili ve takriri sünnet olmak üzere üçe ayrılır. Takriri sünnet;
Hz. Peygamber'in duyduğu, gördüğü veya muhatap olduğu bir şeye karşı çıkmamasıdır.
Yani bir manada susarak onaylamasıdır. (Konunun detayı, usul kitaplarında var.) Elbette gençlerimizin bu ve benzeri hususları bilmemeleri normaldir. Zira usule ait bir konudur bu. Belki bu tür sorgulamalar gençlerimizin dini hayatına katkıda bulunmaz.
Fayda da sağlamaz. Gençleri de "Dinimi hiç bilmiyormuşum" gibi bir komplekse iter.

HİKMET VE GÜZEL ÖRNEK

Dini anlatım dilimiz sade, anlaşılır ve hikmet dolu olmalıdır. Hz. Peygamber'in mücadeleleri, getirdiği yüce ilkeler, kaldırdığı olumsuzluklar, peygamberlerin ders niteliğindeki kıssaları, tevhid, emirler ve yasaklar bütün bunlar anlaşılır ve duru bir dille aktarılmalıdır.
Dini anlatımda ve tebliğde şunlara dikkat etmeliyiz:

1- Kavli leyyin - yumuşak - dil kullanalım.
2- Anlaşılacak seviyede konuşalım. "İnsanlarla anlayacakları şekilde konuş" buyurdu Hz. Resul.
3- Tartışmalı, faydasız, boş konulardan uzak durulmalı.
4- Dini derinliği, usul ve metodolojisi yoğunluğu olan hususların gençlerin veya halkın yanında konuşulması faydasız çabalardır. Bu tür derinliğe nüfuz edecek meseleler kime ne kazandıracak.
5- Kur'an-ı Kerim'in mealini de tefsirini de esbab-ı nüzulünü de icazını da okumalı ve anlatmalıyız.
6- İslam ahlakının yüceliği detaylıca anlatılmalı.
Kısacası inanmayana ışık olacak, inanan için ise yol gösterici olacak hususlara yoğunlaşmalıyız. Gerisi beyhude çaba olur.

GENÇLERİN İMANINI TEST ETMEYİN!

Faydalı ve irşad edici tebliğ her zaman makbuldür. Bunu yaparken gençlerin imanını sorgulayan ve adeta gözlerin içine sokulan mikrofonla zor sorulara muhatap kılınan yapı kendini sorgulamalıdır.
Gençlerin imanından reyting devşirilmemelidir.

SOSYAL MEDYADA DİN TARTIŞMAK

İman edenler bir aile gibidirler. Aile olanlar hususları konuşurlar. Tartışırlar. Ve ama kendilerine düşman olan insanların mutlu olup tahrik ettikleri bir tezgaha düşmezler.
Yani herkesin önünde aile meselelerini konuşmazlar.
Küfürleşmez, kavga etmezler.
Diğer yandan din eğitimi alan bazı kişilerin Kur'an'ı kendi hevalarına göre yorumlamaları, Hz. Peygamberi ve O'nun sahih sünnetini yok saymaları, büyük imamların (Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafii, İmam Ahmed, Evzai, Leys bin Sa'd, İbrahim en-Nehai, Tavus bin Kaysan, Hasan-ı Basri, Süfyan bin Uyeyne, Davud-ı Zahiri) ve benzerlerinin içtihatlarını itibara almamaları ve hatta kendilerini onların üzerinde görmeleri tam bir faciadır.

EDEB İLLA EDEB

Edeb ilimden üstün sayılmıştır. İlim elde edilir.
Ama edeb fıtratın nefse hakim olması gayretiyle samimiyetle ancak inşa edilir. Kişinin ilmi edeple yoğrulmadıkça bir mana ifade etmez. Alimler ahlaklı ve samimi olmayan talebelerine ilim vermemişlerdir. İlmi kötü emelle kullanmasın diye.
Hepimiz bu hususta kendimizi sorgulamalıyız. Gerek fıkıhta gerekse de hadiste zirve olan büyük alimlerin "La edri (Bilmiyorum)" cümlesine ne kadar muhtacız.

YA RABBİ!

Ebu Süleyman Darani anlatıyor:
Hz. Musa bir gün karnı vahşi hayvanlar tarafından deşilmiş, etleri lime lime olmuş bir insanın cesedinin yanından geçti.
Adamı tanıdı.
Ve hayret edip sordu:
"Ya Rabbi! Bu kul sana itaat ederdi. Şimdi ise bunu bu halde görüyorum. Bu işteki hikmet nedir?" Allah cevap gönderdi:
"Ey Musa! Bu kişinin ameli azdı. Halbuki benden sürekli yüce mertebeler istedi. Bu haliyle o mertebeye ulaşamazdı. Onu bu mertebeye ulaştırmak için bu bela ile müptela kılıp o dereceye yükselttim."

BİRBİRİNİZİ SEVMEDİKÇE ÖVERKEN ÖLÇÜ ÖVÜLEN NE DEMELİ?

Hz. Peygamber (S.A.V.) şöyle buyurdu:
"İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yapmanız halinde birbirinizi seveceğiniz bir ameli size bildireyim mi? Aranızda selamı yayın." (Müslim) Hz. Peygamber şöyle bir ölçü verdi:
Biriniz dostunu övecekse bunda sakınca yoktur. Ancak överken şöyle desin: "Ben filancayı şöyle - iyi - biliyorum.
Elbette gerçek halini Allah bilir." (Müslim) Biriniz övüldüğünde de şöyle desin:
"Allah'ım! Bunların (övgülerinden dolayı) beni sorumlu tutma. Benim bilinmedik günahlarımdan dolayı da beni hesaba çekme.
Beni onların zannettiğinden daha iyi bir insan eyle." (Buhari, Edebü'l-Müfred)

Kaynağa Git

İlgili Haberler