Ana içeriğe geç

Rezil sorular ve linç canavarları

Önceki akşam Türkiye'de basın tarihine geçecek bir televizyonculuk rezaletine imza atıldı. Herhâlde önümüzdeki yıllarda iletişim fakültelerinde ibret alınacak ders olarak okutulur. Sözcü TV aslında cesur denebilecek bir kararla yıllardır itibarsızlaştırdığı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu konuk aldı. Kılıçdaroğlu da aynı cesaretle kendisinden nefret edildiğini bile bile o yayına çıktı. Hem de CHP Genel Merkezi'nde. Bir kere yayın büyük bir rezaletle, 'CHP Genel Başkanı' yazmama yasağıyla...

Rezil sorular ve linç canavarları
A Haber
16

Önceki akşam Türkiye'de basın tarihine geçecek bir televizyonculuk rezaletine imza atıldı. Herhâlde önümüzdeki yıllarda iletişim fakültelerinde ibret alınacak ders olarak okutulur.
Sözcü TV aslında cesur denebilecek bir kararla yıllardır itibarsızlaştırdığı CHP Genel Başkanı KemalKılıçdaroğlu'nu konuk aldı. Kılıçdaroğlu da aynı cesaretle kendisinden nefret edildiğini bile bile o yayına çıktı. Hem de CHP Genel Merkezi'nde.
Bir kere yayın büyük bir rezaletle, "CHP GenelBaşkanı" yazmama yasağıyla başladı. Bir medya kuruluşunun böyle bir hakkı olamaz. Buna rağmen Kılıçdaroğlu o yayını sürdürdü ve bırakın taraflı olmasını gazetecilik etiğiyle örtüşmeyen, algılarla oluşturulan onlarca soruya da cevap verdi. Bunu yaparak, belki kendisi ile CHP sosyolojisi arasına örülen nefret duvarında bir gedik açtı ama çok daha fazlasını yapabilirdi. Sık sık sözünü ettiği ahlaki üstünlüğün ne anlama geldiğini söyleyebilir, İBB eksenli "İmamoğlu Suç Örgütü"yle ilgili iddiaların yenilir yutulur olmadığını, rüşvet ağlarını, bantlanan kameraları, Jetgiller rezaletini, Ali Nuhoğlu'ndan alınan Boğaz'daki villaları, Uşak Belediyesi'ndeki seks kölelerini, kutu kutu eurolu rüşvetleri sayar ve meydan okurdu.
Bir kısmını söyledi ama açık bir meydan okuma yapamadı ya da yapmak istemedi.
"Bir kurultayı paraylasatın alıyorsanız bu bir milligüvenlik sorunudur..." gibi önemli bir tespitin üzerinde bile yetirince durmadı, esip gürlemedi.
Gerçekten CHP'nin bugün içine sürüklendiği kaosun asıl nedeni bu iddiaydı ama arkasını getirmedi. Programı yapan "gazeteciler" de oralı değildi ki hiçbiri sormadı ya da soramadı.
Peki kimdi kurultayı parayla satın alanlar?
Herhâlde pavyon veya kafe köşelerinde dolar alan İstanbul, Erzurum veya Bitlis delegeleri değil. O delegeler kimi seçtiyse o isimler açıklanmadığı ve siyasi hesaplaşma yapılmadığı sürece CHP'deki kavga bitmez.
Programı sunan ve soru soran gazetecilerin durumuna gelince... Onların durumu gazetecilik açısından içler acısıydı. Kılıçdaroğlu en azından kendisini düşmanlaştıran bir mecrada siyaseten eksik bulunsa da çok şey söyledi. Gazeteci demeye dilim varmadığı için onlara "soru soranlar" diyorum. O yayında, Kılıçdaroğlu'na "sarayın aparatı, hain ya daproje" gibi soru soranlar ne yazık ki aynı cesaretle "militanı" oldukları İmamoğlu'na ya da bindiği minibüsün iç dizaynını Uşak Belediyesi'ne yaptıran Özgür Özel'e bugüne kadar bu konuları hiç sormadılar, soramazlar da.
Bu açıdan o üç gazeteciye en anlamlı dersi yine Kılıçdaroğlu verdi. Kasıtlı olduğu her hâlinden belli olan, "Sizin kurultayıkaybetmenizden sonra mıyolsuzluk ve rüşvet alındı?" sorusuna, Kılıçdaroğlu, arsızlaşan o gazetecilerin utanacağı şu cevabı verdi:
"Gazeteci olarak şununüzerinde durmuyorsunuz.Hazine'den gelen para ilebelediyeden gelen para aynışey olur mu? Hiçbir gazeteciçıkıp 'Sayın Özel bununasıl söylüyorsunuz?' demiyorsunuz.Herkes orayı unutuyor.Belediye parayı verdimdiyor değil mi? Kimdiyor? Parayı veren adamdiyor? O genel başkan yardımcılarındantazminatdavası açan var mı? Siz niyesormuyorsunuz arkadaş?'Gidip rüşvet verdim' diyorlar. Niye takip etmiyorsunuz?"
Bu programı izlerken aklımın bir yerinde şu soru vardı: Acaba Kemal Bey, siyasi rekabet yerine nefret ve düşmanlık siyaseti izlemenin sosyolojide ve medyada nasıl bir canavarlar yarattığını hiç düşündü mü?
O canavarlar dün BaşkanErdoğan'ı linç ederken, bugün de ünlü piyanist Fazıl Say'ı, Yılmaz Özdil'i, Muharremİnce'yi ve 13 yıl genel başkanlık yapan Kılıçdaroğlu'nu linç ediyor.
Şaşırdık mı? Şaşırmadık tabii... Atalarımız ne güzel söylemiş: Ne ekersen onu biçersin...

Kaynağa Git

İlgili Haberler