Ana içeriğe geç

Büyük pazarlık: ABD ve İran anlaşırken Ortadoğu değişiyor

Büyük pazarlık: ABD ve İran anlaşırken Ortadoğu değişiyor
Ekonomim.com
16

Ortadoğu, son yılların en büyük diplomatik ve jeopolitik dönüşümlerinden birinin eşiğinde bulunuyor. Aylardır süren savaş, karşılıklı füze saldırıları, Hürmüz Boğazı krizi ve bölgesel gerilimlerin ardından Washington ve Tahran kapsamlı bir anlaşmaya doğru ilerliyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin “Hiç bu kadar yakın olmamıştık” açıklaması, taraflar arasındaki arabuluculuğu yürüten Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in nihai metin üzerinde uzlaşı sağlandığını duyurması ve ABD Başkanı Donald Trump’ın anlaşmanın kısa süre içinde imzalanabileceğini söylemesi, sürecin artık son aşamaya yaklaştığını gösteriyor.

Buna rağmen ortaya çıkan tablo çelişkilerle dolu;

Washington, İran’ın nükleer silah üretme kapasitesini kalıcı şekilde sınırlandırmak isterken, Tahran ekonomik yaptırımların kaldırılmasını, dondurulan mali varlıklarının serbest bırakılmasını ve petrol ihracatının önündeki engellerin kaldırılmasını talep ediyor.

Bir yandan taraflar anlaşmanın yakın olduğunu söylüyor, diğer yandan hem Washington hem Tahran birbirlerinin medyaya yansıyan taleplerini yalanlamayı sürdürüyor. Bu da müzakerelerin tamamen sonuçlanmadığını, ancak siyasi iradenin anlaşma yönünde şekillendiğini ortaya koyuyor.

İsrail anlaşmadan rahatsız

ABD-İran anlaşmaya adım adım ilerlerken, İsrail’in rahatsızlığı da giderek artmakta;

Uzun yıllardır İran dosyasında belirleyici aktörlerden biri olan Tel Aviv yönetimi, ilk kez böylesine kritik bir müzakere sürecinin dışında kalmış durumda.

İsrailli yetkililer, anlaşmanın İran’a ekonomik nefes aldıracağını ve Tahran’ın bölgesel nüfuzunu yeniden güçlendireceğini düşünüyor. Ortaya çıkan yeni denklem, İsrail’in yıllarca süren çabayla oluşturduğu, İran’ın tamamen dışlandığı Ortadoğu tasarımından uzaklaşıldığını gösteriyor.

Ana muhalefet lideri Yair Lapid’in eleştirileri İsrail’deki genel havayı özetler nitelikte;

“Anlaşma İsrail’in savaş hedeflerinin hiçbirini gerçekleştirmiyor. Rejim yerinde duruyor, füze programı yerinde duruyor ve İran nükleer programını yeniden inşa edebilecek” diyen Lapid, süreci Başbakan Netanyahu’nun stratejik başarısızlığı olarak nitelendirdi, İsrail’in ulusal güvenlik konusunda “Washington’dan talimat alan bir ülke” konumuna sürüklendiğini de savundu.

Lübnan dosyası yeni mücadele alanı olabilir

Sızan anlaşma taslağında Lübnan’ın durumu da özel bir yer tutuyor.

Tahran’ın talepleri arasında İsrail’in Güney Lübnan’dan çekilmesi de bulunuyor.

Buna karşılık İsrail ordusunun son günlerde Güney Lübnan’daki operasyonlarını artırması dikkat çekici. Bu durum, Tel Aviv’in anlaşma sonrasında elini güçlendirmek amacıyla sahada yeni gerçeklikler oluşturmaya çalıştığı şeklinde yorumlanıyor. Önümüzdeki dönemde İran ile İsrail arasındaki rekabetin doğrudan değil, Lübnan üzerinden devam etmesi sürpriz olmayacak.

Lübnan cephesinde dikkat çeken bir başka gelişme ise Şebaa Çiftlikleri (Shebaa Farms) tartışmasının yeniden gündeme gelmesi oldu.

Suriye’deki El Şara yönetimi, Şebaa Çiftlikleri’nin statüsünün halen Lübnan ile Suriye arasında ihtilaf konusu olduğuna ilişkin açıklama yaptı. Şara yönetimi, çiftliklerin Suriye toprağı olarak değerlendirilmesi gerektiğini duyurdu.

Bu yaklaşım, İsrail’in 2000 yılında Güney Lübnan’dan çekilmesinden sonra Hizbullah’ın “işgal altındaki Lübnan toprağını savunuyoruz” tezini tartışmalı hale getirebilir. Çünkü Şebaa’nın Lübnan değil Suriye toprağı olarak kabul edilmesi durumunda, Hizbullah’ın silahlı direniş gerekçelerinden biri önemli ölçüde aşınmış olacak.

Washington ve bazı Körfez ülkeleri, Suriye’deki yeni El Şara yönetimini Hizbullah’a karşı harekete geçmeye zorladıkları sır değil. Şara’nın Washington’da bizzat Başkan Trump tarafından Beyaz Saray’da ağırlanma hazırlığının altında, Hizbullah ile mücadeleyi Suriye’nin üzerine yıkma eğilimini aramak da mümkün.

Körfez ülkeleri yeni bir yol arıyor

Savaşın ortaya çıkardığı en önemli sonuçlardan biri de Körfez ülkelerinin güvenlik algısındaki değişim oldu.

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi ülkeler, İran’ın askeri kapasitesini ve enerji yolları üzerindeki etkisini yakından gördü. Bu nedenle Körfez Arap Monarşilerinde son dönemde Tahran’la daha dengeli ilişkiler kurulmasına yönelik eğilim güçleniyor.

Körfez ülkelerinin yaklaşımındaki değişimin en somut göstergelerinden biri de İran’ın dondurulmuş varlıkları etrafında şekillenen finansal formüller oldu.

Müzakerelere yakın kaynaklara göre hem Katar, hem de Birleşik Arap Emirlikleri, İran’ın daha önce dondurulan milyarlarca dolarlık fonlarına erişiminin sağlanması için harekete geçti bile. Belli ki Körfez ülkeleri ilk kez İran’ı baskı yoluyla değil, ekonomik teşvikler ve diplomatik angajman yoluyla davranış değiştirmeye yönlendirmeyi deneyecekler.

Tahran’dan Moskova ve Pekin’e “bilgilendirme”

Son günlerde dikkat çeken gelişmelerden biri de İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’nin İslamabad Mutabakat Zaptı taslağı konusunda Rusya ve Çin’in Tahran büyükelçileriyle görüşmesi oldu.

Bu adım, İran’ın anlaşmaya ne kadar ciddi yaklaştığını ortaya koyuyor. Washington’la yürütülen müzakerelerin Moskova ve Pekin tarafından medya üzerinden öğrenilmesini istemeyen Tahran, Büyükelçilere yapılan bu bilgilendirme ile Rusya ve Çin’in İran’ın en önemli “stratejik ortakları” olduğunun da altını çiziyor.

Ancak burada yalnızca dış politikaya yönelik bir mesaj yok; İran yönetimi bu adımla aynı zamanda kendi iç kamuoyuna da sesleniyor. İran’daki muhafazakâr çevrelerde ve Devrim Muhafızları’na yakın gruplarda, ABD ile yapılacak bir anlaşmanın İran’ın Rusya ve Çin ekseninden uzaklaşmasına yol açabileceği yönünde kaygılar bulunuyordu. Moskova ve Pekin’in süreç hakkında düzenli olarak bilgilendirilmesi ise bu endişeleri yatıştırmayı amaçlıyor.

Bunun yanında daha pratik bir hesap da var; İran, olası anlaşmanın uygulamaya ilişkin aşamalarında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ve diğer uluslararası platformlarda Rusya ile Çin’in siyasi desteğine ihtiyaç duyabileceğinin de farkında.

Türkiye’nin stratejik önemi artıyor

Bu süreçte Türkiye’nin konumunun da değiştiğini söylemek mümkün; ABD Başkanı Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür etmesi, Ankara’nın perde arkasındaki diplomatik rolüne ilişkin değerlendirmeleri güçlendirdi.

Türkiye hem NATO üyesi olması hem de İran, Körfez ülkeleri, Rusya ve Batı ile aynı anda iletişim kurabilmesi nedeniyle kriz boyunca özel bir konum elde etti. Üstelik Ankara yalnızca İran dosyasında değil, Suriye, Lübnan, Doğu Akdeniz ve enerji güvenliği başlıklarında da doğrudan etkili aktörlerden biri olmaya devam ediyor.

Yakın tehlike ise, İsrail ile Türkiye arasındaki gerilimin iyiden iyiye artıyor olması. Üstelik İsrail son dönemde yanına bölgedeki Türkiye karşıtı Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan’ı da almış durumda. Ve elbette Ankara karşıtı bu cepheye, son dönemde Afrika’da Türkiye’ye kaybettiği alanları AB üyeliğini kullanarak Doğu Akdeniz’de geri almaya çalışan Fransa’yı da eklemek gerek.

ABD ile İran arasındaki uzlaşma ile Ortadoğu’da yalnızca bir savaş sona ermiyor; yeni bir bölgesel düzen kuruluyor.

Ve bu kez masada eskisinden çok daha fazla oyuncu bulunuyor...

Kaynağa Git

İlgili Haberler