Ana içeriğe geç

Tarladan sofraya eko-savunma: Agro-turizm

Yüksek enflasyon ve artan tarımsal girdi maliyetleri, agro-turizmi yalnızca bir tatil seçeneği olmaktan çıkarıyor. Üreticiyle tüketiciyi doğrudan buluşturan model, çiftçiye ek gelir sağlarken yurttaşın güvenilir ve taze gıdaya erişimini de kolaylaştırıyor.

Tarladan sofraya eko-savunma: Agro-turizm
Cumhuriyet
16

Yüksek enflasyon ve fahiş aracı marjlarının kıskacındaki kentli yurttaş ile tarlada ezilen üreticiyi aracısız bağlayan agro-turizm, bir tatil seçeneği değil, gıdaya erişim ve kırsal kalkınma zorunluluğu haline geldi. Son yıllarda Türkiye genelinde ivme kazanan agro-turizm (tarım turizmi), bir hafta sonu kaçamağı olmanın ötesine geçerek kent ile kır arasında güçlü bir sosyal ve ekonomik köprüye dönüştü.

Yaşam maliyetlerinin arttığı bu dönemde agroturizm; hem kentin fahiş aracı marjlarından bunalan kentli yurttaşa nefes aldırıyor hem de girdi maliyetleriyle mücadele eden çiftçi yurttaşa doğrudan gelir kapısı açıyor. Açıklanan resmi verilere göre Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (Tarım-GFE) yıllık yüzde 36.65 artış gösterdi.

Gübre, mazot ve işçilik maliyetlerindeki fahiş artışlar, geleneksel tarımdan elde edilen kâr marjını neredeyse sıfırlıyor.

ÇİFTÇİYE FİNANSAL KALKAN

Sadece ürünü toptancıya satarak ayakta kalamayan çiftçi için agro-turizm finansal bir kalkan sunuyor. Ürününü tüccara ucuza vermek yerine, çiftliğe gelen kentli yurttaşa “dalından toplatarak” perakende fiyatına doğrudan satmak, üreticinin nakit akışını güvenceye alıyor.

Gıda krizinin bir diğer boyutu ise yükselen maliyetlerin tetiklediği tağşişli ürünler ve pestisit riskidir. TaTuTa (Tarım-TurizmTakas) gibi ağlar ve ekolojik çiftlikler üzerinden yayılan agro-turizm, kentli için adeta birer “açık hava okulu” işlevi görüyor. Tarladaki üretim süreçlerini, kompost yapımını veya atalık tohumu yerinde gözlemleyen kentli yurttaş; sadece taze gıdaya ulaşmıyor, aynı zamanda sahte ve sağlıksız gıdaya karşı bilinçli bir kamu denetçisine dönüşüyor.

Tarımın toplam istihdam içindeki payının yüzde 14’e gerilediği Türkiye’de agroturizm, klasik tarımı deneyim sektörüyle birleştirerek katma değer yaratıyor. Bağ bozumu, peynir/zeytin atölyeleri ve ekolojik konaklama imkânı sunan kadın yurttaşlarımız, yerel mutfağı ve kültürü iktisadi güce çevirerek ekonomik bağımsızlıklarını kazanıyor.

Kitle turizminin betonlaşma baskısına karşı toprağı koruyan bu modeli kentteki pahalılıktan kaçan gençler için de kırsalı yeniden bir üretim ve yaşam alanı kılıyor.

EGE VE TRAKYA BAŞI ÇEKİYOR

Trakya Bağ Rotası, bağ bozumu ve gastronomi odaklı yapısıyla kentlinin kırsalla bağ kurduğu öncü hatlardan biri konumunda. Ege’de Kazdağları ve Akyaka/ Gökova havzaları ekolojik çiftlikler, zeytin hasadı ve kompost atölyeleriyle ekolojik okuryazarlığın merkezi haline gelirken Doğu Karadeniz’de çay ve arıcılık odaklı yayla turizmi, Akdeniz’de ise narenciye ve tıbbi-aromatik bitki tarlaları kırsal kalkınmanın yeni odak noktalarını oluşturuyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler