İbrahim Bora Kaya
Bu yazı, 11 Freunde’de Max Nölke imzasıyla yayımlanan analizden hareketle hazırlanmıştır.
Kylian Mbappé sahaya çıktığında Fransa’nın işi kolaylaşıyor. Ama Mbappé konuştuğunda, güldüğünde, susmadığında ya da sadece kendi hayatını yaşadığında Fransa’nın işi zorlaşıyor.
Yıldız oyuncu, 2026 Dünya Kupası’nda yine turnuvanın merkezinde. İsveç karşısında attığı iki golle Fransa’yı sırtlarken Didier Deschamps onu 85. dakikada oyundan aldı ve yıldızının önünde neredeyse saygı duruşuna geçti. Fransız basını da bu abartıya memnuniyetle katıldı: Mbappé’nin artık Paris’teki Panthéon’da, ulusun büyük figürleri arasına dikilecek bir heykele layık olduğu yazıldı.
Nölke’nin yazısının çıkış noktası da bu tuhaf çelişki. Bir yanda Dünya Kupası tarihinin en büyük golcülerinden birine dönüşmek üzere olan, Messi’yle rekor yarışına giren, 27 yaşında şimdiden futbol tarihine yerleşen bir oyuncu var. Diğer yanda ise kendi ülkesinde hâlâ herkesin gönül rahatlığıyla sevemediği, hatta çoğu zaman sinirlendiği bir figür.
Le Parisien’in anketine göre Fransızların yalnızca yüzde 61’i Mbappé hakkında olumlu düşünüyor. Normal şartlarda bu başarı seviyesindeki bir futbolcu için bu oran tuhaf derecede düşük. Nölke’nin sorduğu soru bu yüzden sportif alanın dışına taşıyor.
Fransa, bu kadar büyük bir yeteneği neden hâlâ iç rahatlığıyla sahiplenemiyor?
Mbappé’nin çocukluğu, Fransa’nın kendi kendisine anlattığı başarı hikâyesi için neredeyse kusursuz bir malzeme. Kylian, Paris’in doğusundaki Bondy’de büyüdü. Yani ülkenin merkezle taşra, refahla yoksulluk, beyaz Fransızlıkla göçmen kökenli Fransızlık arasında kurduğu bütün gerilimlerin içinden geldi. Babası Kamerun kökenli Wilfried Mbappé, genç takımlarda antrenörlük yaptı. Annesi Cezayir kökenli Feyza Lamari, profesyonel hentbol geçmişine sahipti. Aile, çocuklarını yalnızca futbola değil, okumaya, müziğe, müzelere de yönlendirdi.
Bu hikâye birçok kesim için farklı anlamlara geliyor. Banliyölerdeki çocuklar için Mbappé, futbolla hayata açılan büyük kapı. Orta sınıf Fransızlar için, cumhuriyetçi entegrasyon fikrinin vitrini. Siyaset için ise çok daha kullanışlı bir simge: Hem Fransa’nın çeşitliliğini temsil ediyor hem de o çeşitliliğin başarıya dönüşebileceğini gösteriyor.
Nölke burada Mbappé’nin neden sürekli siyasetin içine çekildiğini de hatırlatıyor. Emmanuel Macron’un onunla kurduğu ilişki bunun en açık örneği. Real Madrid 2022’de Mbappé’yi almak istediğinde Macron’un devreye girdiği, ona Fransa için önemli olduğunu söylediği biliniyor. Mbappé sonunda PSG’de kaldığında “vatanının ve şehrinin çağrısını duyduğunu” söylemişti.
Bu cümle Fransa’da hemen daha büyük bir anlama kavuştu. Mbappé artık ülkenin elinde tutmak istediği ulusal bir değer haline gelmişti. Fakat bu ulusal değer, kimsenin kendisine biçtiği role tam olarak sığmadı.
Geri adım atmıyor
Aşırı sağ onu bir süreliğine “başarmış”, “uyum sağlamış”, “tam Fransız” bir figür olarak görmeye hazırdı. Ama Mbappé, aşırı sağcı Marine Le Pen önderliğindeki Ulusal Birlik’e (Rassemblement National) karşı açık pozisyon aldığında bu rahatlık bozuldu. 2024’te Avrupa Şampiyonası ile Fransa’daki parlamento seçimleri aynı döneme denk geldiğinde Mbappé seçmenleri sandığa çağırdı. Çeşitlilik, hoşgörü ve saygı değerlerine uymayan bir ülkeyi temsil etmek istemediğini söyledi. Le Pen’in tepkisi sertti. Ona göre Mbappé, göçmen kökenli Fransızların gündelik ekonomik gerçekliğini temsil etmiyordu.
Nölke’nin çizdiği portrede Mbappé’nin farkı burada belirginleşiyor: O, geri adım atmıyor. Hatta çoğu zaman topu bilerek o alana taşıyor. Bir basın toplantısında gazeteci kendisini “soldayım” diye tarif ettiğinde, Mbappé’nin “iyi ki sağda değilsiniz” diye cevap vermesi, salt bir espri olmaktan çıkıyor.
Mbappé bu anlamda modern futbolun alışık olmadığı kadar konuşan bir süperstar. Homofobiye karşı mesaj veriyor, aşı kampanyalarına destek oluyor, polis şiddeti hakkında konuşuyor, okul yemekhanelerindeki yemek kalitesini eleştiriyor, banliyölerdeki çocuklar için spor alanlarına yatırım yapıyor, bahis şirketlerinin reklamlarına mesafe koyuyor. Bu tavır onu bir anlamda daha hedef alınabilir kılıyor.
Nölke’nin en iyi yakaladığı ayrımlardan biri Zinedine Zidane ile Mbappé arasındaki fark. Zidane, Fransız futbolunun büyük efsanesi olarak hep biraz uzakta kaldı. Az konuştu, az açıkladı, az tartışmaya girdi. Bu yüzden de efsane dokusu pek bozulmadı. Mbappé ise tam tersi bir çağın yıldızı. Kendini ifade ediyor, kamusal meselelerde pozisyon alıyor, röportajlarda savunmasız görünebiliyor, sosyal medya ve yorumlarla şekillenen bir endüstrinin tam ortasında yaşıyor.
Çocukken aynanın karşısına geçip kendi kendine röportaj yaptığı anlatılıyor. Bugün sahadaki hızı kadar konuşmadaki netliği de dikkat çekiyor. Fransızca dışında İspanyolca ve İngilizceyi de rahatça konuşurken aynı zamanda ne söylemek istediğini de bilen bir figür. Ama futbol dünyasında bu her zaman avantaj değil. Çünkü konuşan futbolcu, susan efsaneden daha kolay yıpratılıyor.
“Kylian Mbappé’yle birlikte olmak kolay değil”
L’Équipe’e verdiği röportaj da bunun örneklerinden biri oldu. Mbappé futbol endüstrisinden yorulduğunu, bu hayatın insandan çok şey aldığını, çocuklarının bu düzeni yaşamasını istemediğini söyledi. Onun büyüklüğündeki bir yıldız için şaşırtıcı derecede kırılgan bir itiraftı bu. “Kylian Mbappé’yle birlikte olmak kolay değil” cümlesi de aynı yalnızlık duygusunu taşıyordu.
Ama sosyal medya kırılganlığa pek alan açmıyor. Mbappé içini açtıkça ona duyulan öfke de arttı. Kimileri onu sulu gözlü olmakla, kimileri kendini fazla önemsemekle suçladı. Nölke’nin hatırlattığı gibi, Erling Haaland ya da Harry Kane gibi yıldızların pek maruz kalmadığı türden kişisel bir nefretin hedefi haline geldi.
Bu nefretin arka planında yalnızca performans yok. Mbappé’nin sürekli “fazla büyük” olduğu duygusu var. PSG günlerinde “Güneş Kral” diye anıldı. Takımın planlamasına karıştığı, transfer taleplerini belirlediği, Messi ve Neymar’ın varlığından rahatsız olduğu söylendi. İnternette onu farklı diktatör figürleriyle yan yana getiren görseller dolaştı. Gerçekle söylenti, futbol eleştirisiyle karakter yargısı birbirine karıştı.
Sonra çocukluk hayali olan Real Madrid geldi. Ama Madrid bile Mbappé için huzurlu bir sığınak olmadı. Sakatlık tartışmaları, milli takım tercihleri, takım içindeki rolüne dair sözleri ve kısa tatilleri yeni krizlere dönüştü. Bazı Real taraftarları onun sözleşmesinin bitimine geri sayan siteler bile kurdu. Mbappé artık hangi formayı giyerse giysin, yalnızca oyunun değil, kendi hakkında kurulan büyük bir davanın da içindeydi.
Davanın en karanlık başlığı
2024 sonbaharında İsveç basınında Mbappé hakkında cinsel saldırı ve tecavüz iddiaları dolaşıma girdi. Nölke’nin özellikle dikkat çektiği nokta, iddiaların başından itibaren doğrulanmamış bulvar gazetesi haberlerine dayanmasıydı. İsveç makamlarının resmî açıklamalarında Mbappé’nin adı geçmedi. Savcılık soruşturmayı delil yetersizliği nedeniyle kapattı. Hukuken ortada ilerleyen bir dosya kalmadı.
Fakat imaj dünyasındaki kararlar mahkeme salonlarında verilmiyor. O olay, Fransa’da başka bir öfkeyi de tetikledi: Milli takım kaptanı, milli maç haftasında özel izinle Stockholm’e gitmişti. Takım arkadaşları sahadayken onun gece hayatında görüntülenmesi, birçok kişi tarafından kaptanlık sorumluluğuna aykırı görüldü. Yani mesele yalnızca kendisine isnat edilen suç değildi. Asıl mesele, Mbappé’nin bir kez daha “biz”den çok “ben” gibi davranıp davranmadığıydı.
Saha içindeki eleştiriler de aynı yere bağlanıyor. Opta verileri, 2025-26 sezonunda Avrupa’nın büyük liglerinde Mbappé’den daha az savunma aksiyonuna giren oyuncu olmadığını gösterdiğinde, onu eleştirmek için hazır bekleyenlere yeni bir dosya açılıyor. Onu savunanlarsa, Mbappé gibi maçları tek başına değiştirebilen bir oyuncudan sürekli savunma emeği beklemenin oyunun doğasını yanlış okumak olduğunu söylüyor.
Ne yaparsa yapsın, iki kutup yaratıyor
Gol atarsa fazla bireysel. Konuşursa fazla politik. Susarsa mesafeli. Gülerse kibirli. Yorulduğunu söylerse şımarık. Real Madrid’e giderse vefasız. PSG’de kalırsa paracı. Fransa’yı savunursa sistemin vitrini. Aşırı sağa karşı çıkarsa elitlerin adamı. Banliyöden geldiği hatırlatılırsa başarı hikâyesi. Bugünkü serveti konuşulursa banliyöyle bağını koparmış biri.
Nölke’nin yazısını güçlü kılan da tam olarak bu: Mbappé’yi yalnızca “sevilen/sevilmeyen yıldız” ikiliğine sıkıştırmıyor. Onu Fransa’nın kendi iç gerilimlerinin üzerinde toplandığı bir figür olarak okuyor.
Mbappé belki de bu yüzden hüzünlü bir süperstar. Çünkü sahada her şeyi kontrol ediyor gibi görünüyor ama kendi imajı üzerinde neredeyse hiçbir kontrolü yok. Dünyanın en hızlı oyuncularından biri, fakat hakkındaki yargılardan kaçamıyor. Dünya Kupası rekorlarına koşuyor ama kendi ülkesinde hâlâ tam anlamıyla kabul görmek için mücadele ediyor.
Bir keresinde “insan olarak iz bırakmak” istediğini söylemişti. Sadece topun peşinden koşup eve gitmek ona yetmiyor. Belki de Fransa’nın onu sevmekte zorlanmasının nedeni bu. Mbappé yalnızca büyük bir futbolcu olmak istemiyor. Ne düşündüğü, neye inandığı, hangi tarafta durduğu, nasıl hatırlanacağı konusunda da söz sahibi olmak istiyor.
Ama modern futbolda bu kadar büyük olup bu kadar insan kalmaya çalışmak kolay değil.
Kylian Mbappé’nin çelişkisi burada düğümleniyor: Dünyanın en iyi futbolcusu olmak istiyor ama yalnızca futbolcu olarak hatırlanmak istemiyor. Fransa ise ondan hem kahraman olmasını hem susmasını, hem ülkeyi temsil etmesini hem kimseyi rahatsız etmemesini, hem banliyö çocuğu kalmasını hem kusursuz bir ulusal vitrine dönüşmesini bekliyor.
Bu beklentilerin hepsi aynı bedene yüklenince, ortaya yalnızca bir süperstar değil, bir ülkenin aynası çıkıyor.
Ve aynadaki görüntü herkesi memnun etmiyor.