Başak Nur GÖKÇAM
Dünya ekonomisi ve sürdürülebilirlik politikaları karbon emisyonlarını azaltmak için milyarlarca dolarlık yapay teknolojilere odaklanırken, doğanın kendi elleriyle inşa ettiği devasa bir yeraltı otoyolu küresel iklimi sessizce ayakta tutuyor. Ayaklarımızın tam altında, gezegendeki yaşamın büyük bir bölümünü sürdürmeye yardımcı olan devasa, gizli bir altyapı yatıyor.
Bilim insanları, bitkilerle ortaklık kuran ve ‘arbusküler mikorizal mantar’ olarak adlandırılan bu yeraltı ağlarının ilk küresel haritasını çıkardı. Ortaya çıkan sayısal veriler, sürdürülebilir bir dünya ekonomisi için makroekonomik reformlardan çok daha büyük bir gücün toprağın altında saklandığını kanıtladı. Küresel emisyon ticaretinden tarımsal verimliliğe kadar yeşil ekonominin tüm taşlarını yerinden oynatacak bu keşif, iklim krizine karşı en büyük kozumuzun yine doğanın kendisi olduğunu gösterdi.
Güneş ile Dünya arasındaki mesafenin bir milyar katı
Science dergisinde yayınlanan çığır açıcı çalışmanın sonuçları, yeraltındaki biyolojik otomasyonun akılalmaz ölçeğini gözler önüne seriyor. Dünya genelindeki üst toprak katmanlarında, hif adı verilen iplik benzeri yapılardan oluşan yaklaşık 110 katrilyon kilometre uzunluğunda arbusküler mikorizal mantar ağı bulunuyor. Bu akılalmaz uzunluk, Dünya ile Güneş arasındaki mesafenin neredeyse bir milyar katına eşdeğer.
Bu devasa şebeke, sadece biyolojik bir çeşitlilik unsuru değil, aynı zamanda küresel karbon piyasalarının seyrini değiştirebilecek dev bir karbon bankası niteliği taşıyor. Yapılan ölçümlere göre arbusküler mikorizal mantar ağları, her yıl tahmini olarak 4 milyar ton karbondioksit eşdeğerini atmosferden çekerek toprağa taşıyor. Bu miktar, dünya genelinde insan kaynaklı tüm karbondioksit emisyonlarının tam yüzde 11’ine denk geliyor. Başka bir deyişle, endüstrinin atmosfere saldığı her 10 birim karbondan birinden fazlası, ayaklarımızın altındaki bu görünmez kahramanlar tarafından absorbe ediliyor.
"Bu altyapıyı kaybetmek küresel felaket demektir"
Araştırmacılar, bu gizli yeraltı altyapısının olağanüstü ölçeğini keşfetmelerini sağlayan etkileşimli bir görselleştirme aracı da yayınladı. Haritaların, politika yapıcıların bu mantar ağlarının geliştiği ve tehdit altında olabileceği alanları belirlemelerine yardımcı olması bekleniyor.
Çalışma ortaklarından iklim bilimciler, modern tarım yöntemlerinin bu sisteme verdiği zarara dikkat çekerek, “Geniş tarım arazilerinde mantar ağı yoğunluğunun, endüstriyel müdahaleler nedeniyle ortalama olarak yaklaşık yüzde 50 daha düşük olacağını tahmin ediyoruz. Daha az yoğun mantar ağları; toprağın karbon depolama, besin döngüsü ve çevresel strese dayanma yeteneğini ciddi ölçüde azaltabilir. Bu altyapıyı kaybetmek, iklim mücadelesinde havlu atmak demektir” dedi.
Bitki krallığı ile kurulan ticari ortaklık
Bu sistem, doğanın kendi içinde kurduğu en kusursuz ve en büyük ‘kazan-kazan’ ekonomik modeline dayanıyor. Bu mantarlar, dünya genelindeki bitki türlerinin yaklaşık yüzde 70’iyle karşılıklı yarar sağlayan ortaklıklar kuruyor. Küresel ısınmanın yarattığı kuraklık riskine karşı bitkileri dirençli kılan bu görünmez ortaklık, tarımsal üretim maliyetlerini düşürmek ve gıda güvenliğini sağlamak için elimizdeki en ucuz ve en etkili mekanizma olarak öne çıkıyor.
Ekolojik coğrafyanın kritik stratejik bölgeleri neler?
Küresel mantar ağları haritasından elde ediler veriler, yeraltı mikorizal altyapısının stratejik dağılımını çarpıcı şekilde ortaya koydu. Çayırların gücü büyük; arbusküler mikorizal mantar ağlarının yaklaşık yüzde 40’ı çayırlık alanların altında bulunuyor. Özellikle de Güney Sudan’ın su altındaki çayırları, Florida’daki Everglades sulak alanları ve Tibet platosu dünyanın en yoğun mantar merkezleri olarak öne çıkıyor. Buna karşın, endüstriyel tarım ve yoğun kimyasal gübre kullanımı bu hassas yapıları bozarak toprağı çoraklaştırıyor.
Araştırmacılar, yeraltı biyoçeşitlilik sıcak noktalarını belirlemek için Nature dergisinde küresel bir analiz yayınlayıp ‘Yeraltı Atlası’ adlı dijital platformu hayata geçirmişlerdi. Günümüzde bu haritalama çalışmaları, yeşil ekonomi yatırımlarının sadece yer üstündeki ormanlara değil, yer altındaki bu muazzam otoyollara da yönlendirilmesi gerektiğini netçe kanıtlıyor. Toprak altındaki devasa karbon bankasını korumayan hiçbir sürdürülebilirlik politikasının başarı şansı bulunmuyor. Yatırımların geleceği yeraltını anlamaktan geçiyor.